COPA CITY - İnceleme

Futbol festivalinden, bug festivaline uzanan bir yolculuk...

Haziran ayında heyecan duyduğum iki tane futbol oyun vardı. Bunlardan ilki geçen sayıda da yazmış olduğum Goals idi. Kendisini çok sevmediğimi zaten yazıyı okuyanlar biliyor. Bir diğeri de tahmin edebileceğiniz üzere bu yazının konusu olan Copa City... Bu defa bu çok sevmiş olduğum sporun bambaşka bir tarafını konu alacak oyun, konsept olarak ilgi çekici duruyordu. Sahanın içinden çok, maçların oynanacak olduğu şehirde taraftarları mutlu etmek ve onların güvenliği sağlayacak hamleler yapma fikirleri falan daha önce hiç hayalini kurmadığın bir olaydı. Çünkü sahanın içine o kadar çok odaklanmışım ki yıllardır, sahanın dışında ne olduğunu hiç umursamamışım.

Patronlarımızın da olduğu WhatsApp grubunda olanlar bilir, benim üzerimde bir lanet var. Dergide hangi oyuna heyecan yapsam ya oyunun sunucuları kapatılıyor ya da çok kötü çıkıyor. Hatta PUBG: Blindspot, ben daha yazmak için oynarken kapatılacağını duyurdu. Öyle bir lanetten bahsediyorum. Gelecek aylarda da Goals’un sunucuları kapatılacak olursa çok da şaşırmayın yani. Fakat bu oyunların aksine Copa City, çevrim içi bir oyun değil. Bu da bizi hangi konuma atıyor? Oyunun kötü çıkma ihtimaline...

Topa vurmanın yaşı yoktur

Copa City benim çok sevdiğim bir klişeyi, çok kötü bir şekilde veriyor. Oyunun eğitim bölümlerini hikâyeye yediren girişleri keyifli buluyorum. Tabii böyle senaryosu olmayan oyunlar için diyorum bunu. Yoksa tabii ki neredeyse her oyun bunu yapıyor. Ama bu tarz “bir şeyler bir şeyler simülasyonu” oyunlarının dümenden yapmış olduğu sunumlar hoşuma gidiyor. Burada da zaten aslında şikâyet ettiğim nokta senaryodan kaynaklanmıyor. Zaten basit ve konsepte uygun bir hikâye sunmayı başarıyorlar.

Zamanında futbolcu olma hayallerinin peşinden koşarken başarısız olan patronunuz, futbolla iç içe kalmak istiyor. Fakat bunu ne bir menajerlik ne de sportif direktörlükle yapmak istemiyor. Onun hayali, taraftarları mutlu eden kişi olmaya dönüyor. Bu yolda da “şehir organizatörü” tarzında bir role bürünüyor. Kendisi bu işin içerisinde ilerledikçe yani daha “patron” oldukça, işlerin bir kısmını paslayacak birini arıyor. Burada da zaten devreye giren kişi siz oluyorsunuz. Oyunun eğitim aşamasındaki senaryoda da bu tarafa daha çok yoğunlaşıldığını görüyoruz. Yavaş yavaş fanları mutlu etmekten, şehrin güvenliğini sağlamaya hatta stadyum içerisinde kimin nereye oturacağına kadar adım adım işi öğreniyorsunuz.

İşin devamında da aslında tam bir olay örgüsünden ziyade, her bir bölümün kendi senaryosu oluyor. Mesela ilk göreviniz olan maç, Arsenal ve Beşiktaş arasında geçen bir dostluk maçı. Hatta dostluk maçından ziyade “yardım toplama” maçı demek daha doğru olur. İlk geceden sonra ise ana sponsorunuzun aslında bir dolandırıcı olduğu ortaya çıkınca, hemen yeni bir fon desteği aranmaya başlanıyor. Orada da karşınıza çıkan iki seçenekten birini seçiyorsunuz ve maç gününe kadar görevleriniz, yeni sponsorunuza göre değişiyor.

İnsanları memnun etme hastalığı...

Copa City için zaten bir senaryo beklentim yoktu. Benim bütün heyecanım oynanış tarafınaydı. Elimdeki kaynakların yönetimini yaparken bilgisayar başında terler dökmek, belki bir deftere notlar almak falan hayalimi süslüyordu. Hatta iş yapıyor gibi gözüken bir beyaz yakalı mantığında da ikinci monitöre Aşk-ı Memnu açarım diyordum. O sırada da Selçuk Yöntem, Beşiktaş maçını izlemeye gelir de bir tostçu açardım sırf onu mutlu etmek için... Ama hayaller hep önden gitse bile, günün sonunda kazanan gerçekler olur. Oynanışı neden beğenmediğime geçmeden önce biraz çekirdek mekaniklerden bahsetmem lazım ki sizlerin de kafasına tam otursun.

Aslında elimizde iki tane ana kısım var. Bunlardan ilki, şehrin yönetimi. Ben burada biraz daha Cities: Skylines tarzında, kendi binalarımı ve yollarımı yapacağım bir tarz bekliyordum. Stadyumu şehrin deniz kenarına kurayım, oradan çevresine eğlence ve yemek merkezleri kurarken uzak noktalara da otelleri dikeyim ki stada gidene kadar acıkıp yemek yesinler. Fakat onun yerine çooook daha basit bir yapı var. Şehrin etrafına dağılmış olan “hayran bölgeleri” ismindeki ufak alanları özelleştirebiliyorsunuz.

Peki bu bölgeler içerisinde neler var? Oyundaki üç ana istatistik olan “yemek, eğlence ve güvenlik” bu alanlardan kontrol ediliyor. Burada yapabileceklerinizi detaylı anlatmayı çok isterdim, hatta ona göre de notlar almıştım. Şu yemek kamyonunu koyunca bu olurken, şunu koyunca böyle olacak tarzında... Ama oyuna başladıktan sadece yarım saat – bir saat sonra fark ediyorsunuz ki, ne koyduğunuzun neredeyse hiçbir önemi yok. Çünkü oyunun ilerleme sistemi bayağı bir basit kalmış.

Normalde bu tarz oyunlarda hesaba katmanız gereken çok fazla katman vardır. Bir yolun yönünü yanlış verdiğinizde dahi sonuçlarını hissedersiniz. Copa City ise bu tarafa çok da fazla kafa yormamış. Gerçekten dikkatsiz davranmadığınız sürece başarısız olma ihtimaliniz çok zor. Çünkü genellikle bütçeniz her şeyi almaya yeterli oluyor. Sadece belirli senaryolarda bütçe kısıtlamasına gidildiği için zorlanma ihtimaliniz var, onda da zaten artık oyuna alışmış olduğunuzdan dolayı sıkıntı yaşamıyorsunuz.

Bölgeler içerisinde kontrol etmeniz gereken bu üç istatistik için de zaten sekmelere ayrılmış durumdalar. Ki zaten birçok oyunda da gördüğümüz bir şey bu. Seviyeleriniz arttıkça, bölgeye kurabileceğiniz seçeneklerde de artış oluyor. Bu tarafın beğendiğim bir tarafı da yok değil. Maç günü yaklaştıkça ve seçenekleriniz arttıkça, şehrin belirli bölgelerini takımlara ayırabiliyorsunuz. Şehrin batı yakasını Borussia Dortmund taraftarlarına ayırabilirken, doğu yakasını da Arsenal taraftarına ayırmak stratejik olarak güzel sonuçlar doğuruyor. Hatta bu özel alanlara, o takıma özel yemek kamyonu vesaire ekleyebiliyorsunuz. Merkez alanlarda da iki takımın taraftarı denk geleceği için güvenlik önlemlerini arttırmanız daha iyi oluyor. İşin can sıkıcı tarafıysa az önce dediğim gibi, bunları yönetmek bayağı bir basit. Çok da fazla düşünmenize gerek kalmıyor.

Copa City’nin ikinci çekirdek mekaniği ise stadyumun kendisi aslında. Burası işin biraz daha zevkli kısmı. Stadyumu toplamda “8” parçaya bölmüşler. Anlaşmalı takımlardan birinin Beşiktaş olduğu bir yerde 8 parça olması bayağı ironik aslında... Neyse, buradaki her bir bölüme istediğiniz takımın taraftarını atayabiliyorsunuz. “Hayran bölgeleri” kısmında olduğu gibi burada da aslında üç adet istatistik var. Bunlar da “çekirdek, aile ve ultras” taraftarları olarak ayrılıyor. Baktığınız zaman aslında bu taraftar türleriyle ana istatistikler birbirleriyle bağlantılı. Çekirdek taraftarlar işin yemek kısmıyla ilgileniyorken, ailelerse eğlence arıyor. Ultras ise tahmin edebileceğiniz şekilde “HOLİGAN” olduğundan dolayı güvenliği sağlamanız gerekiyor. Yani şehrin ihtiyaçlarını ve stadyuma gelecek taraftarların isteklerini bu şekilde birbirine bağlamışlar diyebilirim.

Stadyumla ilgilenmeyi keyifli kılan olaysa aslında özelleştirilebilirlik seçeneklerinin görsel olarak tatmin edici olması. Şehirdeki bölgelere yaptığınız gibi aynı yemek kamyonunun bu sefer sushi yapan varyasyonu yerine, takım maskotları ve benzeri içeriklerle uğraşıyorsunuz. Tabii ki yine yemek ve güvenlik olaylarına da dikkat etmeniz gerekiyor. Ayrıca kaynak yönetimi için gerekli olan bilet satışları ve bilet fiyatlarını da bu stadyum içerisinden ayarlıyorsunuz. Burada önemli olan fiyatı seçerken, taraftarların ne kadar rağbet göstereceği oluyor. İsterseniz ufak bir türev problemiyle minimum fiyat/maksimum kâr elde edeceğiniz bilet fiyatını bulabilirsiniz. Aynı zamanda da gerçek hayatta olduğu gibi, stadyumun bölgelerine göre bilet fiyatlarını ayrı ayrı seçebiliyorsunuz.

Aslında az önce kullanmış olduğum kelimeler bu oyun için çok önemli. “Gerçek hayatta olduğu gibi” bu oyunun ana çıkış amacı. Bu da bizi oyunun içerisinde yer alan “rastgele olaylara” getiriyor. Mesela her ne kadar güvenliği tam sağlamış olsanız bile, bir anda iki taraftar grubu arasında çıkan bir tartışmadan dolayı güvenlik ihtiyacı artabiliyor. Böyle olunca da kaynaklarınızı o tarafa yönlendirmeniz daha mantıklı oluyor. Mansur Yavaş gibi “Ben Tayvan’daydım.” diyerek olaylardan kurtulma şansınız da olmadığı için sorumluluk almanız gerekiyor. En azından oyuna biraz dinamizm kattığı için bu olayları da ekstra olarak sevdiğimi söylemem lazım.

Aslında normal şartlarda bu anlattıklarım, kafa dağıtmalık bir oyun olarak düşünülebilirdi. Yağmurlu bir hafta sonu yan tarafa dizi açıp da oynamak için birebir. Fakat oyun maalesef çok fazla hata içeriyor. Burada bir kutucuk olarak benim karşılaştığım sıkıntıları derinlemesine anlatırım. Oradan da daha rahat anlarsınız ki oyun şu an çok da oynanabilir bir durumda değil. Hani güncelleme falan bekledim ki yapımcılardan da geldi güncellemeler. Ama değişen bir şey olmadı benim tarafımda hatta daha bile kötüye gitti bazı noktalarda. 2026’da oyunculuğun geldiği noktaya çok üzülüyorum.

Beşiktaşlıların da dediği gibi “Sen benim yüreğimde kanayan bir yarasın”

Dediğim gibi oyun çok fazla hata içeriyor. En azından optimizasyon tarafından bir medet umalım dediğimizde de hayal kırıklığına uğruyoruz. Öyle aman aman grafikleri veya işlemci yükü olmamasına rağmen çok fazla FPS düşüşü yaşanıyor. Bunlar biraz daha anlık düşüşler tabii ki fakat yaşanma sıklığı biraz fazla. Ayrıca yeni dönemlerin olmazsa olmazı FSR gibi teknolojileri de barındırıyor. Ben bu teknolojilerden nefret ediyorum maalesef... Basit bir adamım. Oyunu dümdüz monitörümün çözünürlüğünde görmek isterim.

Neyse ki ses tarafında herhangi bir hata yok. Birbirine giren sesler veya kayan sesler olsa iyice kafayı yerdim büyük ihtimalle. Bu demek değil ki başarılı bir iş çıkarmışlar. Ortada yine vasat bir iş var. Müziklerinden tutun da ses efektlerine kadar jenerik bir mobil oyun hissiyatı veriyor. Zaten oyunun genelinde biraz bu hissiyat var. Ondan dolayı çok da şaşırtan bir durum olmadı.

Sıkıcı bir Antalyaspor – Başakşehir maçının sonuna gelirken...

Her şeyi toplayıp da baktığımız zaman Copa City’nin bir tutku projesi olduğunu görmek aslında çok da zor değil. Dünyanın en büyük sporunun, daha önce değinilmemiş tarafında bir simülasyon oyunu yapma fikri temelde kulağa çok hoş geliyor. Fakat oyunun da asıl amacı olan kaynak yönetimi ve planlamayı, keşke şirket kendi içerisinde de yapabilseymiş. Çünkü daha en az 6-8 aylık bir cilalama dönemine ihtiyaç duyduğu çok belli oluyor. Tabii ne demiş atalarımız: Top yuvarlaktır. Eğer güncellemelerle oyunun bulunduğu seviyeyi bir tık daha yukarı taşıyabilirlerse, elimizde en azından keyif verecek bir ürün olabilir.

Copa City hakkında detay bilgiyi şu sayfada bulabilirsiniz.

SON KARAR

Dünya Kupası atmosferine hâlâ bir açlık hissediyorsanız, o şekilde devam edecek gibisiniz. Çünkü Copa City, o açlığı dindirecek oyun değil. Zaten kendisi de tamamlanmış bir oyun değil...

COPA CITY
Ortalama
5.0
Artılar
  • Stadyum yönetme tarafı keyifli
  • Lisanslı takımlar ve stadyumlar var
  • Konsept fikir olarak çok yaratıcı


Eksiler
  • Her fikir başarılı uygulanacak diye bir olay yok
  • Yönetim tarafı fazla basit
  • Kafa yormaya yönlendirmiyor
  • Cyberpunk 2077’nin çıkış gününü anımsatacak kadar hata var


YORUMLAR
Parolamı Unuttum