The Adventures of Elliot: The Millenium Tales - İnceleme
Zelda olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!
Geriye dönüp baktığımda son 10 yılda Square Enix’in icat ettiği en iyi şeyin bu HD-2D stili olduğunu düşünüyorum. Hem maliyet yönünden daha sıkıntısız hem de ortaya çıkan oyunlar içerik bazında hayli doyurucu oluyorlar. Özellikle Octopath Traveler 2, Triangle Strategy ve Star Ocean Second Story R oyunlarında parlayan bu görsel stilin son meyvesi de The Adventures of Elliot oluyor. HD-2D’nin mimarı Team Asano’nun eski Zelda’ları, Final Fantasy Adventure’u ve biraz da eski Mana oyunlarını hatırlatan bu denemesi birkaç yönden oldukça başarılı ama bazı yönlerden de oyuncunun sabrını sınamıyor değil. Bakalım kimmiş bu kırmızı pelerinli, tüylü şapkalı Elliot ve zamanı dört döndüğümüz macerası bize neler vaat ediyormuş.
Philadelphi- pardon, Philabieldia’da sıradan olmayan bir gün…
The Legend of Zelda: A Link to the Past zamanlarına gidelim biraz. Zamanının bu büyük klasiğinde bir Light World bir de Dark World vardı ve bu ikisi arasında git gel yaparak Link’le sona ulaşmaya çalışırdık. Philabieldia gibi abuk isimli bir dünyada geçen Elliot’ın maceraları da tam olarak böyle fakat dört farklı zaman dilimine yayılmış bir şekilde vuku buluyor ve ana amacımız Huther Krallığıyla prensesini kurtarmak -bu da bir yerlerden tanıdık ama-. Tabii bu ana amaç farklı tarih dönemlerinde karşılaştığımız yan karakterlerin maceralarıyla harman olup aslında epey dolu dolu bir hikâye kısmı da ortaya koyuyor. Age of Safekeeping’de başlayan maceramız Age of Reconstruction, Age of Magic ve Age of Budding şeklinde devam ediyor. İstediğimiz anlarda bu dördü arasında geçiş yapabildiğimiz esnek bir oyun yapısı kurulmuş ve ana öyküye ara vermek istediğimizde hemen her an dünya keşfi ya da yan görevlerde yapabileceğimiz bir şeyler var. Bu kâğıt üstünde harika görünen yapı keşif kısmında biraz tavsamaya başlıyor. Öncelikle 4 ayrı zaman dilimindeki düşmanların güçleri biraz değişse de yerleşimleri ve türleri pek değişmiyor -ki 1000 yıllık bir zaman diliminden bahsediyoruz burada. Girdiğimiz daha geniş zindanların tasarımları belli oranda değişse de küçük kısayollar ve mini zindanlar aynı kalıyor. E böyle olunca da sanki aynı haritayı 4 kez tavaf ediyormuşum gibi bir his kaplıyor içimi. Elbette yer yer farklılaşan harita tasarımları ve keşfedilecek farklı şeyler sayesinde bu his baydıracak seviyeye ulaşmıyor ama ramak kalıyor. Tam da bu noktada oyunun iyi yanlarından diyebileceğim yan görevler ve karakterler devreye girerek güzel bir çeşitlilik yaratıyorlar neyse ki.
Örneğin dört farklı çağda dört farklı müzisyene yazdırdığımız beste görevi veya bir çağda bozulan robotun parçalarını ileriki bir çağdan toplamak, geçmişte yapımına yardımcı olduğumuz değirmenin yüzyıllarca ayakta kalması falan çok hoş detaylar ve oyunun kalbindeki zaman yolculuğu meselesine anlam katıyorlar. Gayet hoş sürprizlerin de satır aralarında verildiğini, yazarların hakikaten bu kısma kafa yorduğunu görüyorsunuz oynadıkça. Lâkin aynı yazarların diyalog kalitesine pek kafa yormamış olması beni üzdü biraz. Çünkü hem eldeki materyal iyi hem de başarılı seslendirme kadrosu ve şirin piksel art grafikler karakterlere bolca ruh katabilmiş. Oyunun biraz da çocuklar düşünülerek tasarlanmış olmasının da bunda payı var aslında ve açıkçası affedilebilir bir durum bence. Bu arada çocuklar düşünülerek kısmı benim varsayımım da değil. Square Enix’in son hissedarlar toplantısında bir hissedarın çocuğuyla birlikte bu oyunu ne kadar keyifle oynadığını belirtmesi Team Asano’daki herkesin yüzünü güldürmüştüm eminim. Elliot’ın olası gelecek oyunları için doğru ton tutturulmuş gibi görünüyor buradan bakınca.
Tokmak, kılıç, kalkan ve ötesi
Hayli sempatik ve yardımsever bir ana karakter Elliot ve üstte bahsettiğim çocuklara yönelik olma kısmı onun büyüdüğü yetimhanedeki çocuklara rol model bir ağabey olmasını da sağlamış. Bu bağlamda aslında Link gibi daha iki boyutlu, iyilik timsali bir maceracı Elliot ve başına ne gelirse gelsin iyimser doğasında bir değişim olmuyor. Tabii adamımız bu çetin görevinde yalnız değil, öykünün kritik bir noktasında yardımımıza koşan Faie isimli bir peri oyun boyunca bize destek oluyor. Yan yana bir arkadaşınız veya aile üyenizle beraber oynarken bir kişinin Faie’yi kontrol edebileceğini de ekleyelim. Peki bu aşırı konuşkan perinin -ki konuşmalarını azaltma seçeneği olmasına rağmen susmuyor bıcırık- olayı nedir? Öyküsel ince detaylarına girmeden Faie’nin beş farklı gücü olduğunu ve bunları yaratıcı şekillerde kullanabildiğimizi söylesem şimdilik yeterli. Misal ulaşılması güç yerlere bizi ışınlayabiliyor veya ateş saçan bir varlığa dönüşüp hem düşmanları hem de etraftaki meşaleleri yakabiliyor. Onun güçlerini yaratıcı şekillerde kullanabiliyor oluşumuz oynanışa kesinlikle bir renk getirip tekdüzeliği yok ediyor biraz da olsa. Bir de kalkanımızla birlikte toplamda 8 çeşit silahımız var. “Ben Link gibi oynıcam!” diyenlere kılıç, diğerlerine ok yay, tokmak, kusarigama, bumerang, mızrak gibi bol çeşitli silahlarımız var. İki tuşa iki farklı silah atayabiliyoruz ve kalkan için de sabit bir tuşumuz her daim mevcut. Tüm bu farklı kombinasyonlar oyunun aksiyon kısmına beklemediğim bir dinamizm katarak yer yer hayli heyecanlı mücadeleleri de oyuncuya sunuyor. Özellikle ok yayın şarjlı kullanımından ben çok keyif aldım. İki silahı aynı anda kullanabilmek çok derin olmasa da belli bir stratejik yaklaşım da getiriyor oyuna ama işin esas derinleştiği kısım magicite denen ve silahlara çeşitli modlar ekleyen kristallerin kullanımıyla olmuş.
Kristallerin gücü adına!
Maceramız boyunca bol bol para ve magicite kristali topluyoruz, her çağda uğrayabildiğimiz bir dükkânda da hem yeni mod kristalleri yaratıyor hem de bu kristalleri silahlara takabildiğimiz alanımızı geliştiriyoruz. Ok yaydan devam edersem taktığım bir mod şarj esnasında ekstra oklar atmamı sağlarken, bir başka mod okların düşmanlara güdümlü olmasını sağlıyor ki bu bayağı ölümcül bir kombo demek. Bumerangı elektrik hasarlı yapabilmek robotik düşmanları bayağı bir sersemletirken, şarjlı vuruşla sağa sola yıldırımlar çakan tokmağımızla Thor’a rakip olabiliyoruz. Elbette oyunun senaryo bağlamında Elliot’un tüm bu normalüstü saldırıları nasıl yapabildiği de açıklanıyor ama onu da siz keşfedin bence.
Bu silah modlama işi oyunun minimal RYO öğelerinin başında geliyor. Bir Zelda klasiği olan kalp parçaları toplayıp canımızı yükseltme işi burada da var ve yine Zelda oyunlarındaki gibi öldürdüğümüz düşmanlardan tecrübe puanı kazanmıyoruz. Tüm bu bahsettiklerim oyunun bir Legend of Zelda klonu olduğunu hissettirse de mevzu bence o kadar basit değil. Elliot’un kurduğu hikâye yapısı, sürprizleri, savaşlardaki stratejik derinliği ve akılda kalıcı yan karakterleri onu gayet de ayrıştırıyor benzerlerinden. Benzerleri demişken iki seriyi daha anmasak olmaz. Bunlardan ilki Final Fantasy Adventure diğeri de Mana oyunları. Elliot’ın DNA’sında her iki oyundan da bolca var ve Elliot’un kendisinin de aslında Final Fantasy evreninden çıkıp gelmiş bir Red Mage olduğunu iddia ederim ama ispatlayamam. Yakın dönemde Final Fantasy VI’yı da tekrar elden geçirdiğimden oradaki piksel art estetiğin ve duyguların yansıtılışının Elliot’da ne kadar fazla tezahür ettiğini görmek de insanı nostaljik hissettiriyor fazlasıyla. Tüm bu eski yeni birleşimi ve HD-2D stilinin albenisi Elliot’ı harbiden çok keyifli bir aksiyon/macera oyunu yapmış. Zindanlardaki bulmacaları çözüp o büyük kırmızı sandığı açmak 25-30 yıl önceki zevki halen veriyor. Her ne kadar düşman çeşitliliği az olsa da onları farklı farklı şekillerde darp etmek gayet zevkli. E bunun üstüne alengiri bol senaryoyu da ekleyin, tam Switch 2 ile koltuğa uzanıp keyifle birkaç saat geçirilip bırakılacak ama çok geçmeden de geri dönülecek tatlı bir oyun çıkmış ortaya. Team Asano’nun daha ciddi takılan Octopath Traveler ve Triangle Strategy gibi oyunlarından sonra böyle hafif sıklet ama doyurucu bir oyunla döneceklerini düşünmemiştim açıkçası. Ne diyelim Square Enix ve HD-2D kampı için bir başarı daha. Darısı da Final Fantasy Resonance’ın başına!
Bir sonraki bin yılda yine bekleriz
Kibar ve naif kahramanımız Elliot bu ilk sınavından bence başarıyla ayrılıyor. Oyunun türlü çeşitli eksiklikleri olsa da bolca artısıyla bunları egale ediyor dedik ve müziklerden hiç bahsetmedik. Yuto Moritani ve Tomohiro Nakamaçi’nin ortak çalışmasıyla ortaya çıkan ve kulak okşayan melodiler de oyunun akışında büyük yer kaplıyorlar ve oyun dışı da bol bol dinlemek isteyeceksiniz eminim ki. Onları da anmadan geçmek istemedim. Square Enix hemen her yıl böyle yüksek kaliteli AA oyunları çıkartıp gönlümüzü eylemeyi iyi biliyor. Ve hayranlar da bunca kaliteli yapımın yanında artık bu stille modernize edilmiş bir Chrono Trigger ve Final Fantasy VI yeniden yapımı görmek istiyorlar. Hazır böyle bir momentum yakalanmışken şimdi değilse ne zaman Square!? Ben er ya da geç bu yeniden yapımları göreceğimize eminim ama onlar gelesiye kadar yediden yetmişe herkese hitap edebilen yapısıyla kalpleri kazanan Elliot’un maceralarına bir göz atmak istersiniz bence. Oyunun 4 saatlik ilerleme vaat eden doyurucu bir demosunun tüm platformlarda olduğunu da hatırlatayım son olarak.
Başlıklar
Team Asano HD-2D tekniğiyle klasik Zelda oyunlarının ruhunu birleştirdiği denemesinde hayli iyi iş çıkartmış. Elliot’un maceralarının büyükler kadar küçüklere de hitap etmesi bence büyük bir artı ve bu yeni IP’nin geleceği açısından hayli doğru bir seçim.
- HD-2D Görsel stil yine çok keyifli
- Eğlenceli ve aksiyon odaklı oynanış
- 4 zaman diliminde dolanan alengirli hikâye
- Seslendirmeler oldukça başarılı
- Yan karakterler akılda kalıcı
- Zelda tipi ilerleyiş oyunun yapısına iyi yedirilmiş
- Farklı yeteneklerin yaratıcı kullanım alanlarını olması
- Silahların özelleştirmeleri oldukça keyifli
- Müzikler çok güzel
- Her yaşa hitap edebilmesi
- Kısma ayarı olmasına rağmen asla susmayan peri yoldaşımız
- 4 zaman dilimi görsel ve oynanış olarak birbirinden pek ayrışmıyor
- Fazla git gel yaptıran bazı yan görevler
- Düşman çeşitliliği oldukça az
- Yazım kalitesi bazen ilkokul seviyesine düşüyor






















