Griftlands - İlk Bakış

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır mı?

Aslında kart oyunları ile aram pek yoktur. Hearthstone’un çılgınlık haline geldiği dönemlerde kendimi bir şekilde bu evrenin içerisinde bulsam da, aksiyon arayan bünyem, o dönemlerde bu tarz oyunları kabul etmemişti. Fakat şimdi bu tarz oyunların başından kalkamaz oldum. Peki ama “nefret” etme noktasına geldiğim bu tip oyunlara olan fikrim nasıl 180 derece değişti?

Öncelikle yaşlandım. Bunu fiziksel ya da mental anlamda söylemiyorum. Günden güne ruhumun yorulduğunu hissediyorum –ki eminim içerisinde bulunduğumuz dünyada bu yorgunluğumu paylaşan pek çok okuyucumuz vardır. Bu sebeple aklım beni, tabiri caizse, “chill” oyunlara itiyor. Yani arkada bir film, bir dizi izlerken gözlerimi sadece kafamı çalıştırmamı gerektirecek bir oyuna dikmek istiyorum. İşte böyle oyunlar ararken bir gün “Slay the Spire” ile tanışma şansım oldu.

Rogue-like olarak tanımlanan ve türünün nadide örneklerinden biri olan Slay the Spire, beni tek oyunculu kart oyunları dünyası ile tanıştırmış oldu. Saatlerimi yiyen fakat bıkmadan, usanmadan oynadığım oyunu bir şekilde tamamlamayı başarınca gözlerimi türün diğer örneklerine diktim. Bir dönem çoklu oyuncu moduna sahip Elder Scrolls: Legends oynadıktan sonra kimsenin dönüp yüzüne bakmadığı LOTR Card Game Adventure’a bakış attım. Özür dilerim ama kendisini hala çok seviyorum...

Fakat bugün konumuz, şahsen kart oyunlarında sevdiğim her elementi tek bir potada toplamayı başaran Griftlands. Yine de kendisini bir kart oyunu olarak tanımlamak, Klei’nin yaptığı işe ihanet etmek olacaktır. Bu sebeple ben Griftlands’e “rogue-like, RYO ve deste kurma” oyunu diyorum.

Nereden Sevdim O Zalimi?

Aslında Griftlands yeni bir oyun değil. Geçtiğimiz Haziran ayında erken erişime giriş yapan oyun Steam üzerinde oldukça uygun da bir fiyat etiketine sahip. Yine bu tarz oyunlar ararken karşıma çıkan Griftlands’in, her oyununu bayıla bayıla oynadığım Klei Entertainment’tan geldiğini görünce dakika düşünmeden kütüphaneme ekledim.

Patronu da oyunun incelemesini yapmak için ikna etmemin ardından oyuna giriş yaptım. Tabii ki bu tip oyunların temel mekaniklerini anlamak zor değil. Hele ki türe aşinaysanız, terimler ne kadar değişmiş olsa da, oyunda hangi özelliğin (keyword) nasıl kullanılacağını bir şekilde anlayabiliyorsunuz. Fakat Klei, her oyununda olduğu gibi Griftlands’de de muhteşem detaylı ve ince işlenmiş bir dünya yaratmayı başarmış.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Griftlands’in özel olmasının en büyük nedeni temelinde RYO öğeleri barındırıyor olması. Ve bu öğeleri kart oyunları dünyasına müthiş şekilde yedirmeyi başarmış.

Farkımız, Tarzımız

Bu tip oyunlarda genellikle aksiyon kartlarını kullanarak rakiplerinizi ortadan kaldırmaya çalışırsınız. Fakat Griftland’de bunu yapmak zorunda değilsiniz. Evet, yanlış duymadınız. İsterseniz düşmanlarınızı konuşarak ikna ya da tehdit edebiliyorsunuz.

Tabii ki bu bildiğimiz RYO’lardaki gibi işlemiyor. Yani karakterinizin ikna ya da karizma puanı gibi bir istatistiği yok. Bunun yerine iki farklı desteniz var. Bu destelerden biri saldırı esnasında, biri ise bahsettiğim diyaloglar esnasında kullanılabiliyor. Kısacası bildiğimiz bu mekanik diyalog savaşları ile karşımıza çıkıyor.

Fiziksel savaş kısmına geçmeden önce de bu kısımdan bahsetmek istiyorum zira bence Griftland’i özel yapan şeylerden biri bu diyalog savaşları. Rakibinize direkt olarak saldırmak yerine onun argümanına savaş açmak müthiş doyurucu bir mekanik olmuş. Standart savaşların aksine bu kısımda bilmeniz gereken çok daha fazla şey var.

Örneğin rakibiniz, ana argümanına ek olarak yeni ve detaylı argümanlar üretebiliyor. Yani düşmanın sizin anekdotlarınıza açtığı savaşta kullandığı pek çok şey var. Tabii ki sizin için de aynı şey geçerli. Aynı Slay the Spire’da olduğu gibi görev yaptıkça yeni kartlar açıyor ve destenizi güçlendiriyorsunuz.

Mesela destenizi tamamen “kendinize inanmaya” dayalı bir şekilde geliştirebilirsiniz. Ya da isterseniz rakibinizi “yemleyip” saldırının size değil, başka bir argümana gitmesini sağlayabilirsiniz.  Oyun henüz erken erişimde olmasına rağmen müthiş eğlenceli bir kart havuzuna sahip.

İtiraz Ediyorum

Gönül isterdi ki oyunu sadece konuşarak ve elimize kan bulaştırmadan bitirebilelim. Fakat oynadığım 10 saat süresince mutlaka karşıma kılıç çekmek zorunda olduğum seçenekler geldi. Yine de oyunun büyük bir kısmını sadece konuşarak ilerlemek mümkün.

Kılıç çekmekten bahsetmişken gelin biraz da bu fiziksel savaşlara bakalım… Sürekli benzetiyorum fakat Griftlands’in ilhamını Slay the Spire’dan aldığını direkt olarak görebiliyorsunuz. Örneğin burada da rakibinizin bir sonraki hamlesini görme şansınız oluyor. Belirli bonuslar, kalkanlar ve diğer ek aksiyonlar turlar içerisinde gücünü yitiriyor. Fakat Griftlands, bu savaşlarda da kendisini diğer oyunlardan ayrı tutmayı başarmış.

Peki bunu nasıl başarmış? Tabii ki RYO dünyasının en temel mekaniği “yoldaşları” oyuna ekleyerek. Griftlands’de yaptığınız her hareketin bir sonucu var. Örneğin bir görevde çalışanlardan parasını isteyen şefe yardım etmeniz gerekiyor diyelim. Gittiğiniz bölgedeki çalışanlar ise her şeyini haydutlara kaptırmış. Eğer bu malları haydutlardan alıp çalışanlara geri götürürseniz bölgenin temsilcisi sizi sevmeye başlıyor. Bu durumda bazı karakterleri yanınıza alabiliyorsunuz, bazıları ise size kendi mağazalarında indirim sağlıyor. Hatta Meat Market adı verilen bölgeden belirli bir ücret ödeyerek yanınıza biraz kas tutabiliyor ya da yolda bulduğunuz “uzaylı köpekleri” evlat edinebiliyorsunuz. Yani Griftlands’de asla yalnız kalmıyorsunuz.

Öldüm Öldüm Dirildim

Tabii ki oyunun rogue-like elementlerini de atlamamak gerek. İstediğiniz kadar güçlenin, tek bir hatanız ile ilerlemenizin tamamı ortadan kalkıyor. Fakat Griftlands tekrar tekrar başlamaktan sıkılmayacağınız bir oyun zira her yeni başlayışınızda ekstra şeyler kazanabiliyorsunuz.

Öncelikle oyunda “ölmekten” bahsedelim. Her gece yatağınıza yattığınızda belirli şekilde canınız ve argüman gücünüz yükseliyor. Bununla birlikte oyundaki ilerlemeleriniz de bu gecenin sabahında kaydediliyor. Fakat bu durum sınırsız değil. Yani gün içerisinde hayatınızı kaybettikten sonra sadece bir kez daha aynı yerden başlama şansınız var. Bundan sonra oyunun tamamen bittiğini ve yeniden başlamanız gerektiğini belirteyim.

Kısacası yapmanız gereken tek şey “günü atlatmak”. Son dönemlerde ülke olarak çok yakın olduğumuz bir konsept olduğu için, bu durumun bizleri pek fazla etkileyeceğini sanmıyorum.

Gelelim yeniden başlamanın artılarına. İlk adımda bizleri perk puanları karşılıyor. Bunları oyuna girmeden önce dağıtarak yeni maceranızda ekstra destek kazanmış oluyorsunuz. Mesela bir puan canınızı artırıyor, bir diğeri yanınızdaki hayvanların gücünü. Erken erişimde olmasına rağmen Griftlands bu konuda da bir hayli bonkör.

İkinci adımda ise her sıfırdan başladığınızda sizi karşılayan dostunuzun üç hediyesinden birini seçiyorsunuz. Yine Slay The Spire’da olduğu gibi…

Kalem Kılıçtan Keskindir

Günümüz erken erişim oyunlarına kıyasla tam teşekküllü bir oyun gibi hissettiriyor Griftlands. Sadece bu halinde bile verdiğiniz parayı sonuna kadar hak ediyor. Elbette oyunun geliştirilmesi ve biraz daha uzaması gerek zira kendinizi ve elinizi güçlendirdiğiniz anda oyunun bitişi pek hoş olmuyor.

Yine de Klei Entertainment’tan ve Griftlands’den oldukça umutluyum. Eğer 32 liranız ve boş zamanınız varsa, mutlaka şansınızı denemenizi öneriyorum.

Başa dön
YORUMLAR
Parolamı Unuttum