Yabancıların çok sevdiğim bir sözü var “If it ain’t broke, don’t fix it” diye. Yani “Bozulmadıysa, tamir etme”. Code Vein 2’yi oynamaya başladığım ilk dakikalardan itibaren aklıma sıklıkla bu söz geldi ve daha o dakikalardan incelemeye bu şekilde başlamak istediğimi biliyordum. E peki Code Vein çok mu iyi bir oyundu da “tamir etme” diyorum? Hayır, alakası bile yok. Aksine Code Vein’in de kendine göre bir sürü kusuru vardı ama iyi olduğu yanlar da vardı. Code Vein 2’nin o kusurları örtüp üzerine çıkmasını beklerken, benzer kusurların devam ettirdiğini görmek bünyemde zaten bir miktar hayal kırıklığı yaratmışken, üstüne bir de Code Vein’in iyi yaptığı bazı kısımları bozduğunu görünceyse buna bir miktar da sinir eklendi.
Bu yazıda sanırım sıklıkla iki oyunu birbiriyle kıyaslayacağım, çünkü neden olmasın? Ama şunu da söylemem lazım, Code Vein 2 aslında Code Vein’in devam oyunu değil. Dolayısıyla hikâye tarafına baktığımızda önceki oyunu oynamış olmak veya terminolojiye hâkim olmak şart değil. Ama bir yandan da şunu düşünüyorum, Code Vein eski bir oyun değil, görsel olarak da Code Vein 2’den çok geri kaldığı söylenemez. Haliyle Code Vein 2 oynayacak olan oyuncuların büyük çoğunluğu zaten Code Vein oynamıştır; Code Vein oynamadıysa zaten animeli Soulslike oynayası yoktur :) Çok düz bir mantık farkındayım ama tahminim doğruysa zaten bazı terimlere ve oynanış özelliklerine aşinasınızdır demektir ki bu da işimi kolaylaştırır.
CHRONO VEIN
Code Vein 2’yi gömmeye başlamadan önce biraz hikâyesinden bahsedeyim. Bu dünyada insanlar ve vampir yeteneklerine sahip olan Revenant’lar birlikte yaşıyor. Günün birinde Resurgence adı verilen bir olay gerçekleşiyor ve çoğu insan ve Revenant mutasyona uğrayarak Horror adı verilen canavarlara dönüşüyor. İlk oyunda da benzer bir durum vardı, kana ihtiyaç duyan Revenant’lar Lost adındaki canavarlara dönüşüyordu :) Neyse… İnsanlar ve Revenant’lar birlikte hareket ederek Horror tehdidine karşı savaşmaya başlıyor ve Revenant’ların lideri olan Idris, Resurgence’i mühürlemek için kendisini feda ediyor.
Sonraki asır barış içinde geçse de Idris’in mührü zayıflayınca bu sefer de Upheaval adında ikinci bir olay yaşanır. Bu ikinci felaket yine tüm canlıları yok oluşun eşiğine getirir ama bu sefer de beş Revenant kahramanı kendini feda ederek Luna Rapacis adında yeni bir mühür yaratır. Luna Rapacis’in şöyle bir yan etkisi vardır: Bunun ışına maruz kalan Revenant’lar zaman içinde deliliğe sürüklenmektedir.
Bundan sonraki yüz yıl ilki kadar barış içinde geçmez, çünkü kana iyice susamış olan Revenant’lar insanları avlamaya başlamıştır. İnsanlar bunun üzerine başıboş Revenant’lara karşı kendini savunmak için Revenant Hunter adında elit bir birlik kurar. Ama Idris’in mührü gibi Luna Rapacis de zayıflamaya başlamıştır. Kendilerini feda eden ve dev kozaların içine hapsolan bu eski kahramanların yaşam güçleri git gide erimektedir. Bunun sonucuysa kozaların bir kez daha kıyamet getirecek şekilde patlamasıdır ve bunu engellemek de bize, yani adını koyduğumuz ve ilk oyundakine benzer bir karakter yaratma ekranı sayesinde görünüşünü seçtiğimiz kahramana düşer.
Yapılması gereken iş basit: Geçmişe, tüm bu kahramanların hayatta olduğu zamanlara dön, hikâyelerini öğren, onlar için önemli olan o ‘anahtar’ eşyayı bul, günümüzdeki kozaları bu anahtarlar sayesinde aç ve içinden çıkan dönüşmüş yaratıkları öldür. Kıyameti engellemenin tek yolu budur. O tanıdık “geçmişe git ki gelecekteki felaketi önle” senaryosu anlayacağınız.
“Code Vein’in hikayesi ve sunduğu mekanikler falan o kadar karışık ki, oyun resmen başlarda size deli gibi Tutorial sunmak zorunda kalıyor. Göz korkutucu bir çeşitlilik var, Blood Code nedir, Vestige nedir, Gift nedir, nasıl absorbe edilir, nasıl kullanılır, nasıl maksimuma taşınır, Blood Veil’i de unutmayın, bakın daha Depths var falan derken öyle bir bilgi bombardımanı oluyor ki “Ya ama ben kafam rahat biçimde oyun oynamaya gelmiştim ühü ühü” diyerek moral bozuyorsunuz. Bir oyunun ilk dakikalarında oyuncuyu bu kadar boğması güzel bir şey değil.”
Yukarıdaki alıntı Code Vein incelememden ve Code Vein 2’de bu konuda zerre ilerleme yok. Formae nedir, Jail de neyin nesi, Insurgent mı dedi? Blood Code önceki oyuna benziyor mu, Vestige gitmiş yerine ne gelmiş, “Overburden” diye bir mekanik eklenmiş vs derken kimi eskilerinin yerini almış, kimileri tamamen yeni gelmiş o kadar çok terim ve özelliğe maruz kalıyoruz ki oynanışa hâkim olan benim bile gözüm korktu en başta. İlk oyunda Blood Veil vardı mesela Drain saldırısının türünü belirleyen, bu oyunda yerlerini Jail denen şeyler almış. Blood Code’daki ‘sınıf’ isimleri gitmiş, daha karmaşık bir sistem gelmiş. İlk oyunda sınıfların Gift adındaki alt becerileri vardı, bu oyunda silahlarda benzer bir özellik söz konusu. Yani oyun bir yandan tanıdık geliyor, bir yandan yine bir sürü şey öğrenmekle uğraşıyorsunuz.
Bunun üzerine bir de hikâyeye dair kelimelerin, kişilerin, terimlerin ve ilişkilerin üzerinize boca edildiğini düşünürsek bir kez daha bir eliniz (neyse ki oyunun sunduğu) Terimler Sözlüğünün üzerinde oluyor.
KÜÇÜK SARI SÖZLÜĞÜ KAPATIP DEVAM EDELİM
Yine de hakkını da vermem lazım, Code Vein 2’nin hikâyesi ilk oyundan daha güzel. Karşılaştığınız ve tanıştığınız karakterler rasgele isimler değil de kendi hikâyesi olan kişiler ve bunların geçmişte yaşadığı şeylere bire bir şahit olunca da bu karakterlerle kişisel bağ kurmak daha rahat oluyor. Düşünsenize, bir anahtar bulmak için geçmişe gidiyor, sonradan kahraman olarak anılacak karakterlerle birlikte çalışıyor, zaman geçiriyor, acılarını, onları rahatsız eden olayları öğreniyorsunuz ama bir yandan da gelecekte ölümlerinin kendi elinizden olacağını biliyorsunuz. Nihayetinde o kozayı kırıp da geçmişte sizinle sırlarını paylaşan, sizi kimi zaman dostu, kimi zaman sevgilisi gören karakterlerle ölümüne bir dövüşe tutuşmanın derin de olsa duygusal bir yanı olduğu gerçek. Hele ki o canavar formlarından sıyrılıp da bir anlığına bile olsa durumun farkına vardıklarında… Ayrıca bu sefer neredeyse tüm yan karakterlerin çok iyi yazıldığını ve gerçekten de “umursadığınız” öykülere sahip olduğunun altını çizmem lazım. Özellikle de Josee ve Holly favorilerim oldu ama genele baktığımda da “bu olmamış” dediğim bir karakter yok. Yani hikâye detayları ve karakterlerle kurdurduğu bağ bakımından bir seviye daha iyi iş çıkarmış Bandai Namco.
Ama işte hikâye anlatımı kısmına geldiğimizde, özellikle de hikayenin can alıcı kısımlarını öğrendiğimiz kilit anların anlatılışı için seçilen yöntem yine ilk oyunun hantallığını koruyor maalesef.
Yani bir oyun hiç mi değişmez? Vestige gitmiş, Incursion gelmiş ama olay aynı. Hatıra sahnesine girince yavaş yavaş yürüyoruz, statik heykeller eşliğindeki bir sahnedeki diyalogları dinliyoruz, bir sonraki sahneye geçiyoruz, o sırada arkada yine o aynı dramatik fon müziği çalıyor. Bu hatıra sahneleri aslında karakterlerin hayatlarına dair gerçekten duygusal anlar barındırıyor. Hem geçmişlerini görüyoruz, hem kendilerinin hem de yakınlarının verdikleri kararlara ve sonuçlarına şahit oluyoruz ama seçilen bu “sunum tarzı” anlatılanların vuruculuğuna sağlam bir darbe vuruyor bir kez daha. Neyse ki bu sefer bunlar oyun dünyasında saçma sapan yerlere dağıtılmamış, görevler sırasında tetikleniyor da hiçbirini kaçırmamış oluyoruz. Buna da şükür.
Hikâyenin “kahraman” olarak tam olarak içine giremeyişimiz bu oyunda da olduğu gibi devam etmiş. Yahu şu karakteri neden ısrarla seslendirmezsiniz, gerçekten anlam veremiyorum. Ara sahne izliyoruz ama karşımızdakiler monolog yapıyormuş gibi. Biri bize bir şey soruyor, ses yok. Çok duygusal bir an yaşanıyor, gıkımız çıkmıyor. Yani ne diyeyim, bilemiyorum.
ORADA BİR AÇIK DÜNYA GÖRDÜM UZAKTA
Code Vein 2 ilk oyunun lineer yapısını bir kenara bırakıp açık dünyaya geçiş yapmış ve bunu da yarım bir artı olarak hanesine ekleyebilirim. Yarım diyorum çünkü mesela bu bir Elden Ring örneğinde gördüğümüz gibi keşif odaklı ve keşfi ödüllendiren tarzda bir açık dünyalık değil. Yine de daha oyunun başında aldığımız çok sayıda görev, haritanın istediğimiz bir bölgesinde işlere başlama ve belli bir sırayı takip etmeme seçeneği sunuyor.
Bu açık dünya, hikâyenin ‘büyüklüğünü’ kesinlikle daha güzel yansıtmış. Geçmişte yaptığınız ve düzelttiğiniz şeylerin günümüzdeki etkilerini gerek baktığınız yerlerde gerekse genel haritada görebiliyorsunuz. Örneğin geçmişte Sunken City’in zehirli su sorununu çözüp günümüze geldiğinizde dünyanın çehresi değişiyor, zehirli suların yerini tertemiz sular alıyor falan. Ama bunlar daha çok kozmetik değişiklikler; mesela daha önce olmayan bir köprü ortaya çıkıyor ama siz zaten köprü olmadan da karşıya geçebilmiş, hatta oradaki hızlı seyahat noktasını açmış oluyorsunuz. Bu noktada da daha iyi bir iş çıkarabilirlerdi ortaya.
Code Vein 2’nin açık dünyasında kendimi bilmediğimiz yerlere atayım, yeni yerler göreyim, ortaya çıkarayım yaklaşımı yok pek. En fazla etrafta dolaşırken mesela bir tarlada yatan dev gibi bir Horror görüyor ve “Lan şimdi buna sataşırsam beni ezer geçer, en iyisi uzaktan geçeyim” diye düşünüyorsunuz. Gidip birine sataştım, saniyesinde öldüm de oradan biliyorum :) Şans eseri bir zindan keşfetme, içinde acayip hazineler bulma gibi şeyler yok. Oyun dünyasında deli danalar gibi koşturur daha çok silah geliştirme malzemesi veya yiyecek gibi eşyalara denk geliyoruz, öyle “Aha da zindan buldum!” hissi yaşatan bir şeyler yok.
Oyunun haritası kocaman ama haritalandırma sisteminde de ciddi sıkıntılar var. Kapalı alan diyebileceğim zindanların haritaları zaten birbirine karışıyor genelde kat ayrımı olmadığı için ama yine de hem “ayak izi” göstermesi hem de bir düğme kombinasyonuyla geçtiğiniz yerleri ışın şeklinde görmek ilk oyundan gelen güzel fikirler. Dünya haritasındaysa görev için işaretlenen yerlerle, görevin aslında başlayacağı yerlerin birbirini tutmaması, ışınlandığımız noktanın bir binanın içi mi yoksa dış dünya mı olduğunu göstermemesi gibi ufak tefek arızalar var.
BU JAIL BİLDİĞİNİZ JAIL DEĞİL
“Oyunda level atladığınızda “İki kere Strength coşturayım, azıcık da Dexterity kasayım, biraz da Willpower arttırayım” diye bir şey yok, tek yaptığınız genel levelinizi arttırmak. O levelın sayısal özellikleri zaten belli, yani siz sınıf değiştirince tüm istatistikler de buna uygun biçimde değişiyor.”
Code Vein’in sevdiğim özelliği bunda da var, level atlama işi son derece basit. Yeterli deneyimimiz varsa level atlıyoruz ve tüm özelliklerimiz belli bir miktarda kendiliğinden gelişiyor. Oyun tarzımızı etkileyen şeyse yine seçtiğimiz Blood Code, seçtiğimiz silah, Defensive ve Offensive olarak seçebileceğimiz ekstralar ve kullandığımız Jail.
Özellikle de Blood Code ve Jail kombinasyonları gücümüzü, büyülerimizi, çevikliğimizi, sağlığımızı vs doğrudan etkiliyor ve bunları dilediğimiz an, dilediğimiz gibi değiştirebiliyoruz. Yani bir kısmı büyü (daha doğrusu Ichor) ağırlıklı geçip hemen ardından tank’lığa geçmek ve yanımızdaki NPC’nin zarar gücüne bel bağlamak mümkün. Ancak burada da bir overburden mekaniği getirmişler ki sürekli bir şeyleri okuyup dikkat etmek gerekiyor, yani level atlamadaki basitlik bu seçimlerde yerini insanı zaman zaman yorabilen karışıklığa bırakmış.
Oyunun bir noktasında maksimumlamak için geçtiğim bir Blood Code ve seçtiğim bir Jail sonrasında bir boss savaşına girdim. Çok da güzel bir açılış yapmıştım halbuki ama yaratığa vuruyorum, canım gidiyor. Vuruyorum, canım gidiyor. Sonra o da bana vurdu ve öldüm. Sonra dirildim (siz öldüğünüzde yanınızdaki NPC sizi diriltiyor ve tekrar gücünü geri kazanana kadar ölmediğiniz takdirde bu diriltme işini birçok kez yapabiliyorsunuz) ve bossa vurduğum gibi yine öldüm. Meğer seçtiğim kombinasyonda Ichor’um tam doluyken vuruş yaptığımda Ichor’un zararı bana da geçiyormuş. Bir diğer kombinasyonda baktım sürekli canım kendi kendine azalıyor, Help özelliğini kullanıp tek tek karakter ekranımdaki istatistikleri incelediğimde gördüm bir ufak overburden yüzünden can kaybetmekte olduğumu. Bu tür şeyler özellikle de “on-the-fly” değişiklik yaptığınız zamanlarda başınıza geldiğinde ölmemeniz mucize oluyor :)
Halbuki oyunun ana boss’lar haricindeki kısımları hiç de böyle min-max gerektiren bir yapıya sahip değil. Dolayısıyla tüm bu terimler ve karmaşık özellikler aslında “olmasa da olurdu” dedirtiyor. Ben oyunun en başında bir satıcıdan aldığım silahı neredeyse yarıyı geçene kadar değiştirme gereği bile duymadım, başlangıçtaki silah özelliklerini bile kazandığım diğer özelliklerle yenilemedim. Jail desen Claw ve Bat haricinde bakmadım bile. Çünkü savaşlar zor değil. Yani ortada bir sürü sistem var, ama kullanmaya veya dikkat etmeye gerek duymuyorsunuz.
Karşılaştığınız Horror’lar başta farklı farklı gibi gelse de aslında görsel yanları dışında çok büyük farklar yok, genellikle de gözü karartıp ne var ne yok dalarak öldürüyorsunuz yandaşınızın da desteğiyle. Hal böyle olunca da özellikle zindanlar, hele ki uzun olanları tam bir sıkıcılık abidesine dönüşüyor. Mesela Lyle’ın hikâyesindeki Pioneer Castle bunun en feci örneklerinden biri. Bir noktadan sonra “Beyni kapatıp önüne gelene dal ve yolu bulmaya çalış, bir an önce bitsin diye dua et” ritüeline dönüşüyor bu tür zindanlar. Ara boss’lar da çoğunlukla normal düşmanların daha görkemli halleri, öldürmeleri tabii ki daha zor ve bolca ölebiliyorsunuz da ama akılda kalıcılık bakımından yine zayıflar.
“Souls serisinin ikonik bosslarını düşünün, Gwyn’i, Artorias’ı, Midir’i, Bell Gargoyles’u, Nashandra’yı, Sif’i, Queelaag’ı. Bunların hepsi de karakterli, akılda kalan, özgün bosslardı. Code Vein’in bossları ise grafiksel olarak hoş, içeriksel olarak boş; büyük ölçüde birbirine benzeyen ve iz bırakmayan cinsten. Bu çok büyük bir eksi.”
Ara boss’larıyla ilk oyunun benzeri bir his yaşatan Code Vein 2’nin bu eksiyi kırabilen tek yanı hikâyenin ana boss’ları. Bunlar gerçekten de oyunda daha önce gördüklerinize hiç benzemeyen, gerçek bir Souls bossu gibi ne yapacağınızı çözmenizi gerektiren tarz düşmanlar. Tasarım olarak da bir hayli iyi olduklarını söylemeliyim, mesela Josee’ye hayran oldum. Ancak bunların da zorluk seviyesinde bir orantısızlık var. Zaten oyunda ÇOK CİDDİ bir i-frame yetersizliği varken bir de bu boss’ların adil olmayan saldırılarını veya bazı saçma hit-box sorunlarını da ekleyince “Ben bunu yeteneksizliğimden veya boss’u tam çözemediğimden geçemedim” düşüncesinden ziyade “Lanet olsun senin gibi oyuna” düşüncesi ağır basıyor. Anlayacağınız ben şanssızlık veya kendi hatam olmayan şeyler yüzünden ölmeyi pek sevmiyorum :)
İşin grafik ve performans yanına da biraz değineyim çok da açılmadan. Oyunun görselleri ilk oyundan daha iyi, orası kesin. Daha renkli, açık dünya manzaraları sayesinde daha “epik”. Ama performans tarafında tuhaf sorunları var, özellikle de ara sahnelerde. Düşük çözünürlüklü dokular, bozulan grafikler, anlamsız flulaşan kısımlar; üstüne bir de ancak modlayarak değiştirebildiğiniz 30fps kısıtlaması eklenince bu sahnelerde dikkat dağıtan çok fazla hata oluşuyor. Oyun dünyasında da yer yer benzer sorunlar, özellikle de kalitesiz dokularla karşılaşmak hoş değil. Ama bunları görmezden gelince oyunun görsel yönetimine dair bir sorunum yok. İlk oyunda da sevmiştim, bunda da sevdim.
Code Vein 2019 yılında çıktı, o incelememde “Nioh’tan başka Souls seviyesine yaklaşabilen oyun yok” demiştim. Aradan geçen sürede çıta daha da yükseldi, arada mesela Lies of P gibi bir dev çıktı. Onun arkasında bence Lords of the Fallen, Wuchang Fallen Feathers ve hatta tam türü olmasa bile Wukong gibi çok iyi işler gördük. Yani aslında tür gelişmeye devam etti ama Code Vein 2 maalesef yerinde saymış. Açık dünyaya geçiş güzel, tamam, ilk oyunun güçlü yanlarını da korumuşsun, ona da tamam. “Anime souls” etiketini sağlamlaştırmış, tarzından hiç ödün vermemişsin. Bu da çok güzel. Ama eksilerinin üzerine çıkmak yerine aynı hataları tekrarlamışsın; üstüne bir de oyunun genelindeki savaşların pek çeşitlenememesi, teknik sıkıntılar falan derken çok daha iyi olabilecek bir oyunu yine ortalama bir pakete sıkıştırmışsın… Code Vein’e potansiyelini harcadığı için lanet okumuştum, Code Vein 2 için de dozu bir miktar azaltılmış bir lanet okuyacağım. Ah be Bandai Namco. Artık kısmet üçüncü oyuna.
Başlıklar
İlk oyundan çok daha iyi olma potansiyelini sürekli hissettiriyor olsa da bunu yaşatmayı ancak bir yere kadar başarabiliyor. Bazı kısımları çok iyi, bazı kısımları çok dengesiz, bazı kısımları çok ‘eh işte’… Yine de Soulslike türü içinde kendine has bir yere sahip olduğunu ve orijinal fikirler sunduğunu da görmezden gelmemek lazım.
- Özellikle de görevlerle bağlantılı NPC’lerin hikâyeleri çok iyi
- Karakterlerle daha iyi bağ kurmamız sağlanmış
- Level atlama sistemi basit
- Blood Code / Jail sistemi ilk oyundan bile daha geniş çeşitliliğe izin veriyor
- Ana boss’lar bir hayli yaratıcı ve keyifli
- Açık dünyaya geçiş iyi gelmiş
- Özellikle ara sahnelerdeki grafik hataları çok göze batıyor
- Düşmanların büyük çoğunluğu sıkıcı, bam güm dalıyoruz
- Uzun zindanlar keyfi baltalıyor
- Ana karakterimiz niye sessiz?
- İlk oyundaki eksilerin korunması üzücü





























