Evet evet biliyorum. Sitede her gün aradığınız ilk şey Skate Story incelemesi oldu. “Aylar önce çıktı, hâlâ ortalıkta yok. Geçen seneden beridir bekliyorum!!” diye haklı olarak iç geçiriyordunuz ama bakın ne oldu. Neredeyse tam iki ay güncelleme beklemek zorunda kaldım; çünkü oyundaki türlü softlock’lardan birine maruz kaldım ve ilerleyemedim. Tekrar başlamanın da tam olarak sorunu çözmeyeceğini düşündüğüm için mecburen solo geliştirici Sam Eng’in güncelleme çıkmasını bekledim.
Ama olaya iyi yandan bakalım. Artık elimizde sorunsuz bir kaykay oyunu var. Üstelik nev’i şahsına münhasır bir kaykay oyunu bu. O kadar özgün ki ne Tony Hawk’s Pro Skater’lardaki pop punk müzik + arcade oynanış var ne de OlliOlli World’deki parmak yoran hareket setleri var. Yani can barı olan ve camdan yapılma bir karakter var, daha ne kadar farklı olabilir ki? (Spoiler: Oldu)
Ana karakterimiz sadece camdan yapılmamış bu arada, cam ve acıdan (glass and pain) yapılmış bir şeytan olduğunu tekrar tekrar dile getiriyor Sam Eng oyun içerisinde. Zaten retro fütüristik, soyut bir atmosfer var tüm oyunda ve farklı farklı konseptlerin bu atmosferde toplanması bir gariplik oluşturuyor. Ama sanmayın ki bunların tek amacı biz 360 varial heelflip yaparken bilinçaltımıza seyredecek şeyler. Skate Story hikâyesini çok umursuyor ve uzun uzun anlatıyor oyuncuya. E siz de hâliyle “Biz iki kaykay yapmaya gelmiştik ama ciddi bir şeye benziyor, önem kesilelim madem” diyorsunuz. Ama bu bahsettiğim gariplik oyun sonuna kadar devam ediyor ve öyle de bitiyor. Yani şöyle anlatayım, ana karakterimizin şeytanla bir kontratı var ve Ay (uydu olan Ay evet) yiyerek bu kontrattan kurtulmaya çalışıyor. Ama ortaya çıkıyor ki toplam birden fazla Ay varmış, biz de bazen çamaşırhanede bazen laptop başında makale yazan güvercinden yardım alarak bu Ay’ları bulup yiyoruz. Daha da devam etmemi istemezsiniz herhalde.
İşte tüm bu South Park-vari ama bir yere bağlanamayan absürtlük, ağdalı bir İngilizceyle sunulunca bayıcı oluyor bir süre sonra. İlk başlarda, kaliteli bir sunum ve görsel tasarım da olunca ilgi çekici ve hatta eğlenceli de oluyor da ortalardan sonra “Bırakın da iki ollie yapayım”a evriliyor. Ana karakterin camdan olması, düştükçe parçalanması ve bunu felsefi bir tarafa bağlamak falan güzel fikir ama sanki Sam Eng aklına gelen her fikri oyuna koymuş. Yani neden (çok kısa da olsa) Unity geliştirme ekranından bomboş bir alanda oynuyoruz mesela?
İşin ironik tarafı bu kadar absürt bir hikâye ve ortamın arasında oldukça gerçekçi bir oynanış var. Karakterin kaykay üzerindeki hareketleri, gerçek hayatta yapması çok zor hareketleri burada da çatır çutur yapamamak (tabii ki birebir değil), belli bir yüksekten düştükten sonra karakterin sarsılması vs Skate Story belki de piyasadaki en gerçekçi kaykay oynanışına sahip oyun. Hatta eminim birçok insan free roam talebi için Sam Eng’i darlıyordur. Çünkü bu gerçekçilik çok doğal bir şekilde yansıtılmış ve hiç sıkılmıyorsunuz. Oyun bittikten sonra da ara ara girmek istiyorsunuz. Üstelik hareket setine alışmanız uzun sürmüyor. Her şey (DualSense için) yuvarlak tuşu etrafında döndüğü için mecburi iki aylık aradan sonra bile çok hızlıca alıştım ben mesela.
Free roam talebinden bahsetmişken oyunda aslında özgürce gezebileceğiniz belli alanlar var. Özellikle ilk bölümlerde var bu alanlar ve Elden Ring benzeri, oyuncuya direkt olarak söylemeyen, küçük de olsa bir yan görev sistemi de var. Burada çeşitli karakterle konuşabilirsiniz, kaykayınızın tasarımını değiştirebilirsiniz, kombo vs çalışmaları da yapabilirsiniz. Bu yarı açık alanlar haricinde yarı lo-fi yarı elektronik müzikler eşliğinde portaldan portala geçtiğiniz lineer alanlar da var, sayısı azımsanmayacak kadar boss savaşları da var ama gayet kolaylar, oyun genel olarak kolay zaten.
Biraz videolarını da izleyince aslında Sam Eng’in sadece sevdiği şeyleri oyunun içine dahil ettiğini anlıyorsunuz. Müzikler mesela. Çevresel müziklerle beraber Blood Culture’un elektronik, fütüristik, yer yer de disko tarzı onun New York kafelerinde oyunu geliştirirken dinlediği tarzlar gibi. Ve gördüklerinizle de çok uyumlu. Özellikle lineer bölümlerde belirginleşen müzikler kafanızda sizi bir ortama sürüklüyor ve ne camdan ne de acıdan yapıldığınızı hatırlıyorsunuz.
Bu görsel-işitsel uyum oyun içi sunumla da harika özdeşleşiyor. Alan Wake 2 benzeri, suratınıza kocaman yapıştırılan metinler, titrek kameranın ilginç açıları, bölüm sonunda olanların şiir olarak özeti gibi işler bu oyunun yaratıcı kimliği yüksek bir insandan çıktığını misli misli yansıtıyor bize. Skate Story bu konuda sadece kaykay oyunları arasında değil, indie oyunlar arasında açılıp bakılacak bir örnek olabilecek materyale sahip.
Keyifli bir oyun Skate Story. Keyifli olmasından öte, indie oyunlarda aradığımız özgünlüğe kesinlikle sahip. Belki soyut, normal bir örgüye sahip hikâyeyi sıra dışı anlatma çabası ve karanlık, efekti yüksek görsel tasarımı sizi geri çekebilir ama özellikle kaykay oyunu sevenlerin muhakkak göz atması gerekiyor bence.
Başlıklar
Kaykay oyunlarının Tetris Effect’i. Aşina olduğumuz kaykay oyunlarından her alanda farklı olmayı başarmış, bu kadar yıl ertelendiğine değecek bir materyal var ortada.
- Elektronik müzik sevenler playlist’lerini büyütmeye hazır olsun
- Ayağı yere basan, oturaklı, gerçeğe yakın kaykay mekanikleri
- Oynanış sizi fazlasıyla “cool” hissettiriyor
- Hareket setlerine alışması çok kolay
- Her şeyiyle özgün bir sunum var
- İlerlemenizi engelleyecek seviyede hatalar
- Absürt olmak isterken ilgi kaybına yol açacak bir hikâye kurgusu






















