A Total War Saga: Troy - İnceleme

Uğruna bin geminin demir aldığı- Aaa! Gemi yok?!

Bu oyunda ne gemi var ne deniz savaşı. En büyük yakınmam bu olduğu için baştan aradan çıkarıyorum, yazının geri kalanında eğleneceğiz. Koskoca Truva Savaşı’nda nasıl gemi olmaz? Hani uğruna Ege’den bin geminin demir aldığı kadındı Helen? Hani benim bin gemim?

Nitekim ben strateji gurusu değilim Sayın Oyungezerler, bir yerde hepsi birbirine benziyor bana sorarsanız. Ama teması ilgimi çekti mi de saatlerimi gömebiliyorum çok rahat. Eh, antikite merakım da gereğinden fazla olunca duyurduklarından beri A Total War Saga: Troy’u bekliyordum desem, yalan olmaz. Gerçi, aynen Assassin’s Creed: Odyssey’de olduğu gibi, biraz korka korka bekliyordum. Çünkü biliyordum ki eğer tematik olarak bir şeyleri batırırlarsa benim çok gözüme batacak, keyfimi kaçıracak.

Gemiler ve denizle ilgili her şeyin Antik Yunan’daki önemi hakkındaki hislerimiz bir kenara bırakabilirsek; A Total War Saga: Troy, kendi içinde tutarlı bir mit ve gerçekçilik dengesi kurabilmiş. Kutluyoruz.

Oğlum Homeros da kimmiş yaa…

Oyunda nihai amacımız Truva’yı ele geçirmek ama bunu yaparken İlyada’daki olay sırasını vesaireyi takip etmiyor oyun. Örneğin savaşın iki tarafında da yer alabiliyorsunuz. Gerek Kral Agamemnon olup Yunanlıları bir araya toplayıp Truva’ya yelken de açabiliyorsunuz, Truvalı Paris olup herkesin size kızgın olmasına rağmen aradan dereden bir yol bulup Yunanistan’ı, daha doğrusu Sparta’yı ele geçirmeye de çalışabiliyorsunuz.

Ya da "Allah Allah, benim anam bu savaşa girmemi istemiyordu hani? Yav onların bize gelmesi lazım, biz niye onlara gidiyoruz" gibi sorularla kendi içinizde boğuştuktan sonra Akhilleus olup Yunanistan’î arkanıza katmaya ve Truva’yı yok etmeye çalışabilirsiniz.

Şimdi bütün bunlar gayet kabul edilebilir. Dediğim gibi; hikâye yok, biz yazıyoruz. Ama tema olarak tutarlı dedim ya, işte buradan artı bir puan aldı benden bu oyun.

Her karakterin kendi zorluk seviyesi var. Mesela Agamemnon kolay. Gayet doğal, kendisi nüfuzlu bir kral. Ama Odysseus zor mesela. Neden?

Helen evlenme yaşına geldiğinde babası Tyndareus’un evi taliplilerle dolup taşmaya başlıyor. Ee, Helen’in güzelliği dillere destan. Gelenlerin hepsi de bir yerin lideri, adamları kırmaya üzmeye gelmez, hepsinin arkasında bir ordu var. Tyndareus kızı birine verse, öbürleri ya onu ya birbirlerini kesecekler, neden Helen benim olmadı diye. Bu arada adettendir diye Odysseus da orada ama onun gözü Helen’de değil, Penelope’de. Tyndareus’a diyor, sen Penelope’yi bana ver, senin işi çözeceğim ben. Anlaşıyorlar.

Bir gün herkesin orada olduğu bir zamanda Odysseus ortaya şöyle bir fikir atıyor. Diyor abiler, hepiniz iyisiniz hoşsunuz, Tyndareus’un aranızdan birini seçmesi zor, hepiniz birbirinizden üstünsünüz. Gelin seçimi Helen yapsın ama siz de söz verin; Helen kimi seçerse seçsin bu birlikteliğin arkasında duracağınıza, bozulmasına izin vermeyeceğinize.

Abilerin hepsi egolu, hepsi diyor ki, “Kesin beni seçer, seçilmeyecek ne yanım var?” Kabul ediyorlar. Helen de Menelaus’u seçiyor. Yemin yemindir, kimse sesini çıkaramıyor tabii.

Gelin görün ki bundan on sene sonra Paris gelip Helen’i kaçırınca, Agamemnon’un da canı savaş çekince çıkıp diyor ki, “Akalar! Ahem öhöm. Siz anladınız onu.”

Yunanlı krallar da, “Ulan Odysseus, yaktın bizi,” diye diye savaşa girmek zorunda kalıyorlar.

TEMA DİYORUM ALOO!!

Şimdi bunun gibi yirmi hikâye daha anlatabilitem var ama “Hanımefendi, strateji kısmına gelsek artık,” diyenleriniz için kendimi frenliyorum. Asıl anlatmak istediğim, oyunda bunun gibi bir sürü ayrıntı var. A Total War Saga: Troy kitlesini biliyor, bunları gözünüze sokmuyor ama destanlara ve mitlere aşina olan arkadaşları böyle güzel sürprizler bekliyor. Bu gibi şeylerden sıyrıldığımızda ise karşımızda incik cincik bir sürü oyun mekanizması olan bir strateji oyunu kalıyor.  

İlk başta her şey çok fazla gibi görünebilir eğer strateji oyunlarıyla çok içli dışlı değilseniz. Sonuçta oyun ilk gün bedavaydı, bir deneyeyim diye kapmış da olabilirsiniz. Bu durumda Agamemnon’la başlayın, çünkü en kolay kahraman olmanın yanı sıra eğitim notlarını da içeriyor.

Ben normal zorluktaki Akhilleus’la başladım, çünkü neden olmasın.

İlk dikkat etmeniz gereken noktalardan birisi, nasıl kazanmak istediğiniz. Çünkü oyun size iki seçenek sunuyor: Homeric Victory ve Total War Victory. Bu ikisinden birini oyunun başında seçmeniz gerek.

Total War Victory daha düz. 100 şehri yağmala ya da kontrol et, ilk düşmanını aşağı indir, şu şehirleri boyunduruğun altına al gibi.

Homeric Victory ise her kahraman için farklı kurallar içeriyor. Akhilleus için örneğin epik görevlerin hepsini bitirmek; Hektor’u, Paris’i ve Truva şehrini alaşağı etmek ve 27. seviyeye ulaşmak vardı. Eğer Homeric Victory’i seçerseniz, bunları gerçekleştirince kazanmış sayılıyorsunuz.

Hephaestus’un rızası için bana bir tanecik bronz abiler…

Yiyecek kaynaklarının yanı sıra; tahta, taş, bronz ve altın kaynaklarınızı da kontrol etmeniz gerek. Burada ilk olarak yapay zekânın çok iyi çalışmadığını söylemek durumundayım. Eminim ilerleyen zamanlarda buna bir yama getireceklerdir fakat şimdilik aranızın iyi olduğu bir bölgeye bir tanecik de kaynak verseniz yapay zekâ onu hediye olarak algılıyor. Böyle beş ellik bir takas anlaşması imzalayıp, bir tanecik bronz verip on beş altın falan isteyebiliyorsunuz. Bakın, hala yamalanmamışsa sömürün.

Aynı şekilde yüzlerce tahtası olan bir yer, “Abi, n’olur bir tahta daha abi, çocuklarım aç abi,” diye gelebiliyor size bazen. Bir yerleri savaşla ele geçirebileceğiniz gibi, direkt anlaşma da imzalayabiliyorsunuz. Bu şekilde her kaynaktan biraz biraz edinmeye bakın.

Elimde hiçbir şey kalmadı, askerlerim aç gibi bir durumla karşılaşmadım şimdilik. Daha yüksek zorluklarda belki sıkıntılı olabilir ama oyunun ilerleyen safhalarında şimdilik biraz önemini kaybediyor bu kaynaklar. Yeterince edinmiş oluyorsunuz çünkü.

Sal çocukları, kafalarına göre savaşsınlar!

Ben normalde kendi savaşlarımı kendim yapmayı seviyorum. Ama inceleme için oyunun daha çoğunu görebileyim diye birçoğunu otomatik olarak hallettim. Bu noktada yapay zekânın daha iyi çalıştığını söylemem lazım. Yani beklenmedik, absürt bir durumla karşılaşmadım.

İş birliklere gelince, çok bir seçeneğimiz yok. Genellikle yaya birlikler. Yapacak bir şey yok, Bronz Çağı’ndayız. Mızraklılar iyi iş görüyor. Evet, Homeros’un destanında atlı arabalara bolca yer veriliyor ama oyunda o kadar da çok yoklar.

Çoğunlukla atlı da ya at arabalı birliklerden ziyade, piyade birlikleriyle savaşıyoruz. Bu da manevra kabiliyeti konusunda biraz sıkıntılara yol açıyor. Ama bunu düşünerek büyük ihtimalle, bir saklanma mekaniği yapmışlar. Birliklerinizi ağaçlık arazilerde saklayabiliyorsunuz. Bu da büyük avantaj sağlıyor.

Bazı birliklerin mitolojik yaratıklardan esinlenme adları olsa da, büyülü adamlar gelip savaşmıyor, çok heyecan yapmayın. Mesela Minotaur’lar as iri kıyım, inek maskeli adamlar. Centaur’lar at adam değiller. Evet, doğru tahmin ettiniz, atlı birlikler. Mitolojik esintiler esinti sadece anlayacağınız. Tanrılar da ha keza. Yani Akhilleus oynuyorsunuz diye tutup da Skamandros’la teke tek atma hayalleri kurmayın.

Ama dua edip adak adamak çok mühim. Ben adağımı hiç aksatmam mesela. Poseidon’dur, gözü kararır deprem gönderir, hiç belli olmaz. Her tanrının ya da tanrıçanın kendine has bonusları, etkileri var. Birliklerinizi güçlendirebilirsiniz, daha hızlı olabilirsiniz, hava durumu vesaire elbette ki tanrılardan sorulur. Artık hecatomb olarak yüz boğa mı kesersiniz, yüz balık mı tutarsınız, kırk takla mı atarsınız ben bilemem.

Bizim topraklara ne zaman geleceğiz?

Harita tasarımı gerçekten oyunun en güzel yanlarından biri. Ne yapayım, ben deniz gördüm mü duramıyorum. Seviyorum. Gerçekten bakmaktan sıkılmayacağınız bir harita. Ama eksikleri de yok değil. Mesela evet, saklanmalı yerler bol. Ama ben birazcık da zorlu koşullarda savaşmak isterdim. Kumluk, çamurlu yerler var ama çok nadir karşıma çıktılar. Belki de daha yüksek zorluklarda oynamak ya da tanrılarla aranızın kötü olması gerek.

Bir diğer can sıkıcı olabilecek yanı da sağdan soldan adım başı bir ajan, bir casus fırlaması. Ben ki normalde severim böyle mekanikleri, bir noktada artık illallah ettim. Ama Truva’ya yaklaştıkça kıyı şeridini tanıma çabaları, Olimpos Dağı’nı modellemiş olmaları falan bir anlık da olsa her an zehirlenme riski altında olduğunu unutturuyor insana.

Çok buton. Çok fazla buton.

A Total War Saga: Troy’da kontrol edilmesi gereken amma çok şey var. Daha çok yazmıştım ama sildim, inceleme mi yazıyoruz, walkthrough mu belli değil. Sildim, çünkü gerçekten oyun sizi kolay ve normal zorluklarda bocaladığınızda öyle çok ciddi cezalandırmıyor. En olmadı bir önceki kaydınıza dönersiniz. (Çakallıklar, ah çakallıklar.)

Oyuna ilk başladığınızda bütün oyun mekanikleri insanın üstüne üstüne geliyor gibi oluyor. Yok kazanma şartları, yok karakter şöyle durursa buraya gider, öyle durursa gidemez, aman karakterin canı sıkıldı ona hemen bir meşgale bul falan… Devam ettikçe hepsini öğreniyorsunuz, bir süre sonra rayına oturuyor her şey.

Sonuç itibariyle, ben bu oyunu oynarım sevgili Oyungezerler. A Total War Saga: Troy kendini oynatıyor. Dünyanın en gerçekçi ve akıllıca strateji oyunu değil. Diplomasisi, özellikle yapay zekânın ara sıra patlaması sonucu çok da iç açıcı değil. İçinde geçtiği dönem dolayısıyla savaşlar da zaman zaman yavaş ve tekdüze olabiliyor. Ama temasına saygısı olsun; sırf bakması keyifli, çeşit çeşit farklı arka plan sunan haritası olsun; keyifli bir oynayış sunmayı başarıyor.

SON KARAR

Teması sağ olsun, kendince bir albenisi var. Yine de, ağır strateji tutkunları için biraz yavan kalacaktır.

A Total War Saga: Troy
Herkes Oynamalı
7.5
Artılar
  • Antik Yunan temasının hakkını veriyor
  • Piyade birlikleri çok çeşitli
  • Haritaya sırf bakması bile güzel
  • Yapay zekâ sıkıntısı dışında teknik bir aksaklıkla karşılaşmadım
Eksiler
  • Yapay zekâya bir yama lütfen
  • Sözde epik kahramanlar pek akılda kalıcı değiller
  • Keşke haritada daha çok zorlu alan olsaymış, mesela çamurluklar çok nadir
YORUMLAR
mustafatopal93
4 Eylül 2020 20:11

Kötü bir inceleme olmuş,1- Girerken seçmiyorsun zafer tipini, sadece sana gösteriyor zaferleri. Oyun içinde hangisini yaparsan o şekilde kazanırsın.2- Oynadığın ırkta at arabaları yaygın değil ama özellikle Likya olursan daha oyunun 1. turunda mitolojik atlı arabalar basabiliyorsun sınırsız olarak.(Kaynağın yettikçe)3- Toprağın fazlalaştıkça mecburen fazladan ordular kurmak zorundasın. Her ordu senin gıda tunç gibi kaynaklarına ceza veriyor. Normalde 1 ordu 1000 gıda 2 ordu olursa 2500 gıda 3 ordu 5000 gıda götürüyor gibi. Bu yüzden önemini kaybetmiyor 200k gıdan bile olsa -'ye doğru gitmeye başlayabiliyorsun.

Srinelli
mustafatopal93
9 Eylül 2020 11:01

bence bir sure sonra mikro ekonomi yapmani engelleyen oyunlara guzel bir ders olmus ordu artis penatisi. cok basarili bence. odysseus kampanyasi az orduyla gorevleri geregi cok zor oluyor mesela. zaten sadece liman sehirleri almaniz gerekiyor. kisitlamalari da ayrica zorlastiriyor bir sekilde diplomasiyle kaynak yonetimini de yonettiginiz bir modeli var. iyi yonleri de var, ne satip bugday alsam mevzusu da var. hemen hemen her tur bazen hediyeler verip arami daha da isitarak diplomaside kaynak degis tokusu yapmak biraz kabak tadi verse de, eski oyunlarda ticaret yollarinda giden yuk arabalarinin isini size diplomaside yaptirarak gercekci ama bir sure sonra end turn e basmayi 3 kere dusunmenize sebebiyet verdiginden rahat bir oynanisi vermiyor bir sure sonra. yani benim icin. kesinlikle total war oyunlari citasini yukseltti benim icin ve hero bazli total war oyunlarina olan onyargimi yikti.


allalla
2 Eylül 2020 09:37

oyuna, ilk çıktığı gün bedava olduğu için benim puanım 9.0 knk!Bu arada Troy'un çıkış tarihi 13 Ağustos idi.

Parolamı Unuttum