Dead as Disco - Erken Erişim İnceleme

Eni Vicci Vokke

Geçenlerde Mixtape adında bir oyun çıktı ve bu oyunla birlikte sosyal medyada da büyük bir tartışma dönmeye başladı. Bir grup şunu söylüyor: "Mixtape aslında oyun değil, tuşa hızlıca basıp reflekslerinizi sınayan seanslarda başarısız olsanız dahi kaybedemiyorsunuz". Diğer yandan incelememizde de göreceğiniz gibi oyunu beğenenler de çok, hatta sayıları epey bir yüksek. Bu kitlenin savunduğu kısımda da şu var; deneyim. Gerek hikâyesiyle olsun, gerek anlatımıyla olsun aşık olmuşlar oyuna. İnsanların kalbine ve gençliğine dokunan bir yapım olduğundan da dolayı ekstra avantaj sağlıyor.

Yani çok basit bir genelleme yaparak aslında buradan iki tane kitleyi görebiliyoruz. İlk grup, bir oyunun interaktif olmasından yana. Ki gayet normal bir argüman ve istek bence. İkinci grup ise daha deneyim odaklı olmasından yana. Tabii ki dünya sadece siyah ve beyazdan ibaret olmadığı için arada kalan bir de gri bölüm var. Benim şahsi kanaatim de zaten bu gri alan aslında…

“YAHU ÇAĞDAŞ SEN NE ANLATIYORSUN?” şeklinde bir serzeniş duyar gibiyim şu an. Sonuçta burada Mixtape hakkında konuşmaya gelmedik. Dead as Disco ile ilgili konuşmaya geldik. Şimdi şöyle ki; bu oyun ikinci kısımda kalıyor. OYUN GİBİ OYUN YANİ ÖHÖM ÖHÖM...

İlk olarak 2024 Aralık tarihinde duyurulmuş olan Dead as Disco, benim gözümden kaçmıştı. Ne bir fragman ne de bir duyuru hiç görmemiştim. Fakat sosyal medya bağımlısı bir Z kuşağı olarak, TikTok kaydırırken bir anda karşıma düşmüştü. Direkt olarak aşık olmuştum tabii… Eğer Dead as Disco’yu daha önce duymayanlardansanız sizlere harika bir özet yapacağım. Guitar Hero ile Batman Arkham City çocuk yapsaydı ortaya bu oyun çıkardı.

GÜN, İNTİKAM GÜNÜDÜR!

Dead as Disco şu an erken erişimde olan bir oyun. Bundan dolayı da daha detaylı bir hikâye aktarımı yok. Ama en azından bir başlangıca sahibiz. Bundan yaklaşık 10 yıl önce ana karakterimiz olan Charlie Disco, cinayete kurban gitmiştir. Bir şekilde ölümden dönen bu adam hem neden cinayete uğradığını çözmek, hem de intikam almak için eski müzik grubunun üyelerinin peşine düşmüştür. Zamanında baterist olan Charlie, aynı zamanda müzik kulübü olan “The Encore” isimli barı da yeniden tadilat etmekle uğraşmaktadır. Her ne kadar yakalayıp intikam alması gereken 6 kişi olsa dahi, oyun erken erişimde olduğundan dolayı biz sadece 4’üyle tanışabiliyoruz. Dediğim gibi erken erişim olduğundan dolayı hikâye şu an biraz sığ kalıyor. Hatta gerçekten bir senaryo derdi olduğunu da söylersem yalan olur.

Fakat sunum konusunda ben oyundan bayağı bir memnun kaldım. Şimdi şöyle; Dead as Disco bölüm bölüm ilerleyen bir yapıdan oluşuyor. Hani intikam almamız gereken 4 kişi var demiştim az önce. Her bir kişi, bir bölüme tekabül ediyor. Bölümlerin yapılarına birazdan daha detaylı gireceğiz zaten ama sonuçta bunların her biri müzisyen. Seçtiğiniz bölümün başında ufak bir laf dalaşı yaşanıyor. Sonrasında ise müzikler başlıyor. İşte bu müzikler, bir yandan hikâye anlatımı sağlıyor. Mesela rapçi olan Prophet ile karşılaştığınız bölümde şarkılardan bir tanesi, Disco’nun öldüğünden ve ortalığın boş kaldığından bahsediyor.

Ortada Mı Kaldın? Pardooonn!

Gelelim Dead as Disco’nun bir elmas gibi parladığı noktaya, yani oynanışına. Daha önce benim bir aksiyon oyunu incelememe geldiyseniz kuvvetli muhtemel belli başlı serzenişlerimi duymuşsunuzdur. Bunların en başında ise her oyunun kendine “souls-benzeri” dövüş sistemini entegre etmeye çalışması. Bakın, Dark Souls serisine ve Elden Ring’e bayılırım. Çünkü bu oyunların bu sistemi kusursuza yakın yapıyor. Diğer firmalar ise hissiyatı olmayan, ruhsuz (souls-benzeri esprisi ehehehe) işler oluyor.

Dead as Disco ise benim çok sevdiğim Batman Arkham serisinin ya da daha güncel bir örnek olarak Marvel’s Spider-Man serisinin dövüş sistemini kullanıyor. Hani şu biraz daha sinematik olan ve ortaya harika gözüken kombolar çıkarabildiğiniz sistem. İyiki de bu sistemi kullanıyor çünkü acayip yakışmış yahu! Gerçi niye yakıştığını anlatmam için mantığı anlatmam lazım, doğru… Onu unuttuk bak.

Dead as Disco giriş kısmında da dediğim gibi dövüşlü Guitar Hero oyunu aslında. Çalan şarkının BPM (Dakika Başına Vuruş) sayısına göre ritim tutturuyorsunuz. İşte şarkının BPM’i 120 ise biraz daha yavaş, 196 ise daha hızlı oluyor gibi gibi. Bu ritim farkını da oynanışın temposunda bayağı bir fark ediyorsunuz bu arada. Sadece sayıların arkasına sığınmak gibi bir durum yok yani burada. O açıdan çok hoşuma gitti. Öbür türlü çok tek düze hissettiren, müziklerin farkının anlamı kalmayan bir oynanışla karşı karşıya kalabilirdik.

Oyun şu an erken erişimde olduğundan dolayı üç ana moddan oluşuyor. Bunların iki tanesi zaten daha önce demolardan da aşina olduğumuz modlar. Öncelikle demoda olanlardan bahsedelim; meydan okuma modu, adından da anlayabileceğiniz üzere oyunun sizlere sunmuş olduğu hazır sınavlardan oluşuyor. Mesela 45 saniye içerisinde 10 tane kalkanlı düşmanı alt et gibi. Tabii aralarında benim en zevk aldıklarım ise her şarkının kendine özel “bitene kadar hayatta kal” modu oldu. Sebebine şimdi değineceğim.

Demodan da bildiğimiz diğer mod ise “serbest oynama” modu. İstediğiniz bir şarkıyı seçip, şarkı bitene kadar adam pataklayabiliyorsunuz. Çatır çutur istediğiniz gibi hem de. Fakat burada şöyle bir şey var; düşmanlar dalga dalga geliyor. Genelde de bu dalgalarda gelen düşmanlar müzik fark etmeksizin birbirine yakın oluyor. Bu da belli bir süre modun biraz tadını kaçırıyor. İşte bundan dolayı meydan okuma tarafındaki “sonuna kadar hayatta kal” seçeneğini daha eğlenceli buldum. Ha şöyle de bir seçeneğiniz var; isterseniz ölene kadar şarkıyı döngüye sokabiliyorsunuz. Burada da artık kaçıncı dalgaya kadar gitmek istediğinize siz karar verirsiniz.

Onun haricinde ise bu “serbest oynama” modunun öne çıktığı bir kısım var ki, dünyalara bedel. İstediğiniz her şarkıyı, bakın HER ŞARKIYI oyuna ekleyebiliyorsunuz. Direkt oyunun kendi içerisinde olan “şarkı aktar” seçeneğiyle birlikte her mp3 dosyasını oynatabiliyorsunuz. Fakat şöyle bir nokta var; şarkının BPM’ini kendiniz ayarlamanız gerekiyor. Neyse ki oyunun içinde kendi editöryel mekaniği var da rahatlıkla halledebiliyorsunuz. Hatta biraz daha kafası kırık oyunculardansanız, her bir “vuruş” anını tek tek seçebilirsiniz.

Erken erişim ile birlikte gelen yeni mod ise hikâye tarafıyla bağlantılı olan bölümler. Dediğim şimdilik bunlardan sadece 4 tane var. Fakat büyük ihtimalle tam çıkışında en az 6 tane olacak bunlardan. Dead as Disco temelinde bir “boss rush” oyunu olacağını bu mod ile birlikte belli ediyor. Her biri yaklaşık 10’ar dakika süren bu özel bölümlerin hem temaları kendilerine özel hem de şarkı türleri. Mesela Arora diye bir karakter var. Direkt olarak Gülhis… pardon K-Pop bu kız. Bu da doğrudan bölümün dizaynına, arkada çalan müziğe etki etmiş. Karakter bölümlerinin her birine baş yapıt desem yanlış konuşmuş olmam büyük ihtimalle. Baştan aşağı özenle dizayn edilmiş, ince ince dokunmuş bu bölümler. Adeta bir müzik klibini oynuyor gibi hissettim baştan sona.

SANA ALKIŞ YOK...

Dead as Disco tahmin edebileceğiniz üzerine ses dizaynını çoooook iyi yapıyor. Vurduğunuz ve kaçırdığınız darbeler arasındaki geri dönüşü sizlere çok iyi aktarılıyor. Tabii şey beklemeyin, Guitar Hero serisinde olduğu gibi kaçırınca şarkı bozulması falan. Orada direkt gitar çaldığınızdan dolayı bozuk tel sesi vermek rahat oluyordu. Burada hissettirerek yapmışlar darbe odaklı olduğu için. Ayrıca oyunun müzik albümü de bayağı bir iyi. Duyunca şaşırdığım şarkılar da oldu, kendi yaptıkları ve beğenmiş olduğum şarkılar da… Özellikle “Maniac” şarkısı ile oynaması felaket zevk veriyor. Hatta sevmediğim türlerde olan müziklerde dahi oynanış sayesinde çok keyif aldım.

Oyunun bir de görsel tarafı var tabii. Dead as Disco’nun grafikleri bu tarz bir oyun için gayet stilistik ve başarılı. Optimizasyonunu da beğendim. Herhangi bir donma, kasma veya düşüş yaşanmıyor.

LOKALE GEL SEVGİLİ GOYUN!

İşin özeti, ben Dead as Disco’ya bayıldım, aşık oldum, vuruldum... Uzun zamandır bir oyunun başında bu kadar uzun süre kilitlenmemiştim. Ekran başından kalkmayı hiç istemedim. Hiç mi olumsuz yönü yok? Valla yok gibi ya... Erken erişim olduğundan dolayı sadece 4 tane boss olması ve bazı bölümlerin ufak tefek bug içermesi haricinde negatif bir şey gelmiyor aklıma. Şu haliyle dahi beni kendine bağımlı eden bu oyunun, tam sürümünde neler göreceğiz, heyecanla bekliyorum.


Artıları:

  • Guitar Hero ve Batman Arkham serilerinin çocuğu
  • Müzik albümü
  • Dövüş sistemindeki akıcılık
  • Özel dizayn edilmiş, müzik klibi gibi boss savaşları
  • OYUN GİBİ OYUN

Eksileri:

  • Boss sayısı az kalmış
  • Belirli haritalarda ufak tefek buglar var
  • Bana K-Pop dinletti...

SON KARAR: Son yıllarda oynadığım en keyifli oyunlardan birisi kesinlikle. Manifest ve Michael Jackson’ı başka hangi spektrumda birleştirebilirsiniz ki zaten?

YORUMLAR
Parolamı Unuttum