Bir toplantı odasında bir araya gelerek yeni yapacakları oyun için fikir alışverişinde bulunan bir grup yapımcı düşünün. Biri diyor ki “Orta Çağ temelli olsun”, bir başkasıysa “Fantezi öğeleri koyalım. Sadece insanlar olmasın, farklı ırklar da ekleyelim!” diye üsteliyor. Biri “Peki ya robotlar? Ben robot istiyorum!” derken başka biriyse “Robot mu? Teknoloji mi? Ama ben büyü koymak istiyorum!” diye haykırıyor.
“Kılıç-kalkanla dövüşelim. Ok ve yay da olsun!”
“Yay yetmez, bence ateşli silah da koyalım.”
“Ben geçenlerde bir karma dövüş sanatları karşılaşması izledim. Çok keyifliydi. Ona benzer bir şeyler de ekleyelim derim. Bam küt ağız burun kıralım.”
“Ne tarz istiyoruz peki? DVO olsun bence.”
“Yo yo, tek kişilik açık dünya oyunu yapalım.”
“Her yere tırmanabilelim derim.”
“Uçalım da!”
“Işınlanmaya ne dersiniz?!”
“Binekleri ne yapacağız? Sadece at koysak olmaz bence.”
“Kurt? Ayı?”
“Robot!”
“Ya sen bir susar mısın?! Ben ne koymamız gerektiğini biliyorum: EJDERHA!”
…ve tüm bu karmaşa sırasında yapım yönetmeni aldığı notlara bakarak ayağa kalkıp tek bir cümle fısıldar: “Dediğiniz her şeyi yapıyoruz.”
Crimson Desert’a hoş geldiniz.
KARMAŞA BAZEN İYİ BİR ŞEY OLABİLİRMİŞ MEĞER…
Crimson Desert ilk duyurulduğunda aslen bir DVO olacağı söylenmişti. Öyle ki Pearl Abyss’in bilinen devasa oyunu Black Desert ile bağlantılı olması, o dünyanın geçmişini anlatması planlanmıştı. Ancak yapımcılar zaman ilerledikçe bu fikirden uzaklaşmaya başladılar ve en nihayetinde farklı bir dünyada geçen tek kişilik bir açık dünya oyunu sunmaya karar verdiler. Kendi geliştirdikleri BlackSpace Motoru’nu kullanmaları da tam tadında bir karar olmuş zira özellikle yükleme ekranı olmaksızın kesintisiz deneyimleyebileceğiniz büyük haritalar yaratma konusunda gerçekten eşsiz bir teknoloji.
Oyunu ilk açtığınızda “controller” ile oynamanızı önerse de klavye ve fareyle oynamak pek bir fark yaratmıyor. Sadece fare hassasiyeti çok yüksek gelebilir, ayarlardan bunu düşürmenizi tavsiye ederim. Benzer şekilde alan derinliği (depth of field) özelliğini de kapatmak isteyebilirsiniz zira bunu kapattığınızda ortam daha hoş görünüyor. Bu noktada optimizasyon da güzel ayarlanmış diyecektim ama benim ekran kartım iyi olduğundan genele bakınca bunun doğru bir yorum olacağını düşünmüyorum. Bu konuda çok şikâyet de gördüm zira, özellikle konsollarda.
İtiraf edeyim: Oyuna ilk başladığımda büyük bir ön yargıyla yaklaşmıştım. Nelerle karşılaşacağımı bilmediğim hâlde tuhaf bir beklenti içine girmiştim ve bu yüzden ilk başlarda keyfime limon sıkıldığından her şeye olumsuz bakmaya başladım. (Can hatırlar, söylenip duruyordum.) Hikâye beni içine çekmedi, karmakarışık sistemler yüzünden ne yapacağımı bilmiyordum, muharebeler çok zorluyordu ve ölüp durmaktan gına gelmişti. Oyunun aşağı yukarı ilk 10-15 saati her şeye söylenir oldum; ki birçok kişinin benzer bir deneyim yaşadığını çok net söyleyebilirim. Ama sonra… sonra hem sistemleri anlamaya başlayıp hem de neyi yanlış veya eksik yaptığımı çözünce işler değişti. ÇOK değişti.
Öncelikle hikâyeye değineyim. Oyunu çoğunlukla bir Gri Yeleli (Greymane) olan Kliff olarak oynuyoruz. (Bu kısma ayrıca değineceğim.) Açılışta Gri Yeleliler’e rakip olan Kara Ayılar’ın (Black Bears) gerçekleştirdiği saldırı sırasında birçok yoldaşını kaybeden Kliff, önce hayatta kalmayı başarmış dostlarını bulmaya ve düşmanlarından nasıl intikam alabileceklerini çözmeye çalışıyor. Bu esnada Pywel semalarından gözlerden ırak süzülen Abyss (Abis) diyarını da keşfeden Kliff, tüm dünyanın sonunu getirebilecek bir felaketin yaklaştığını öğrenince kendini bir anda bu komployu durdurabilecek tek kişi konumunda buluyor. Kısacası işlerin sarpa sarması uzun zaman almıyor.
Crimson Desert’tan bir Witcher, bir Kingdom Come: Deliverance, bir Mass Effect veya Cyberpunk 2077 tadında detaylı hikâye beklemeyin. Çünkü bu oyunun hikâyesini şekillendiren kişi Kliff, yani sizsiniz. Tabii ki belli bir ana görev zinciri bulunuyor ancak çok derin ve duygusal bir deneyim bekliyorsanız yanlış yerdesiniz. Bir RYO (rol yapma oyunu) deneyimi yaşayacaksınız gibi de yaklaşmayın; yapımcılar bile bu terimi kullanmıyorlar zira tüm görevlerin nasıl ilerleyeceği çok kesin sınırlarla belirlenmiş. Siz kalkıp “Görevde şunu yapayım da sonucu farklı olsun” diyemiyorsunuz, hatta diyaloglarda cevap verme seçeneği bile yok; her şey lineer yaratılmış. Bunun yerine oyunu oynadıkça hikâyenin karakterinizin kaderi gibi düşünerek ilerlerseniz büyük keyif almaya başlıyorsunuz. Attığınız her adım, keşfettiğiniz her köşe, düşmanlardan kurtardığınız her kale ve yaptığınız her yan görev adınızı Pywel tarihine kazıyor.
Pywel büyük. Pywel kocaman. Pywel aklınızın hayalinizin alamayacağı kadar DEVASA. Şöyle açıklarsam daha kolay olur sanırım: Crimson Desert haritası hem Skyrim hem de Red Dead Redemption 2 haritalarından daha büyük. Sadece geniş olmakla da kalmıyor zira harita sınırları içerisinde gördüğünüz her dağa tırmanabiliyor, her vadiye inebiliyor, her mağaraya girebiliyorsunuz; kısacası sadece yatay değil dikey düzlemde de serbestlik tanıyor. Pearl Abyss “açık dünya oyunu” diye tanımlarken hiç abartmamış zira ışınlanmak ve çok ama çok nadir birkaç özel durum dışında hiç yükleme ekranı bulunmuyor; dilediğiniz gibi gezip tozabiliyorsunuz. Her adımınızda yeni bir görev bulabilir, çözülecek yeni gizemlerle karşılaşabilirsiniz.
Peki böylesine geniş topraklarda kimler yaşıyor? Crimson Desert dünyasında bir Orta Çağ fantezi yapımı olarak tabii ki insanlar dışında orklar, goblinler, troller, cüceler ve tadınızı kaçırmak istemediğim için isimlendirmeyeceğim farklı ırklar da bulunurken ipin ucunu kaçırıp bir sürü robot eklemeyi de ihmal etmemişler. (Yorum yapmıyorum, oynayıp görün derim.) Gittiğiniz her yerde, ziyaret ettiğiniz her yerleşimde birilerinin orada yaşadığını çok net hissediyorsunuz. Ana şehirler oranın sakinleriyle dolup taşıyor ancak bu noktada bunun biraz yüzeysel olduğunu belirtmem gerek zira çoğu karakterin belli bir günlük programı bulunmuyor; kısacası rastgele birini takip edip hangi saatte nereye gidip ne yaptığına bakmaya çalışmayın derim çünkü yok öyle bir şey.
Pywel kıtası beş ana bölgeye ayrılmış. Açılış görevinde kısa süre bulunduğumuz kısmı saymazsak maceramıza ilk adımları, haritanın batısını otlakları ve tepeleriyle süsleyen Hernand bölgesinde atıyoruz. Oyunun bitmek bilmeyen sayısız sisteminin yüzümüze yüzümüze fırlatılacağı bu bölge, abartısız en çok vakit geçirilen yer olarak karşımıza çıkıyor. Ana hikâyeyi takip ettikçe Gri Yeleliler’in ana yurdu olan ve haritanın kuzeyinde yer alan Pailune bölgesine de ayak basıyoruz. Buz gibi hava şartları altında dağcılık yapmaya hevesliyseniz burası tam sizlik! Haritanın merkezinde yer alan Demeniss, kendimizi politik oyunların içinde bulduğumuz ve büyük soylu aileler arasındaki çekişmelere bir son vermeye çalıştığımız bölge olarak karşımıza çıkıyor. Demeniss Şehri’nin muazzam büyük ve tehlikelerle dolu olduğunu fark etmemizse uzun zaman almıyor. Güneydoğudaki Deleysia bölgesi, ileri teknolojisiyle kendini dünyanın geri kalanından soyutlamış bir bilim merkezi olarak ön plana çıkıyor. Burada bolca robot kesip parçalarını toplamaya çalışacağınızdan şüpheniz olmasın. Kuzeydoğuda bulunan ve oyuna adını veren Kızıl Çöl ise insanı sıcaktan bayıltacak havası yetmezmiş gibi uçsuz bucaksız kumlarının arasında sayısız düşman ve tehlike de barındırıyor.
Kıtadanın kendisinden ayrı olarak bir de semalarda süzülen esrarlı Abyss (Abis) bölgesi bulunuyor. Oyunun en başında ayak bastığımız bu yer, sayısız gizem ve çözülmesi gereken bulmacalarla dolu. Sürprizi bozmak istemediğimden çok detayına inmeyeceğim ama platform atlama oyunlarından keyif alıyorsanız burası tam size göre.
GÜCÜNÜZE GÜÇ KATMAYA HAZIR MISINIZ?
Oyunun ana karakteri bahsettiğim gibi Kliff ancak hikâye ilerledikçe arada sırada iki farklı karakterle de oynamak zorunda kaldığımız bölümlerle karşılaşıyoruz. Bu karakterlerden biri, başka bir Gri Yeleli yoldaşımız olan ork Oongka. İki elle taşınan balta gibi ağır silahları tercih eden bu dostumuz, uzak mesafe saldırılarındaysa kolunda taşıdığı ufak bir topu (evet, top) kullanıyor. Sessiz ve ağırbaşlı kimliğiyle öne çıkan Oongka’ya havada süzülebilmesi için sırtına takabileceği bir roket de yapabiliyoruz. Diğer karakterse oyunun başlarında tanıştığımız Damiane. Hızlı kılıç saldırılarını büyüyle birleştiren bu kızımız, uzak mesafe saldırılarında tabanca veya tüfek gibi ateşli silahları tercih ediyor. Hikâye izin verdiği sürece bu karakterlerden birini veya ikisini birden yanınıza çağırıp beraber savaşabiliyorsunuz.
“Peki karakterleri nasıl geliştiriyoruz?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Öncelikle Crimson Desert’ta diğer oyunlardan aşina olduğumuz bir seviye atlama sistemi bulunmadığını belirteyim. Onun yerine yetenek ağacında çeşitli saldırı yöntemleri açmak veya can (health), dayanıklılık (stamina) ve ruh (spirit) olarak belirlenmiş ana karakter özelliklerini geliştirmek için kullanılan abis eserleri (abyss artifacts) mevcut. Yetenek ağacına verdiğiniz her puan bir süre sonra farklı sayıda abis eseri istemeye başlıyor. Örneğin cana vereceğiniz ilk puan yalnızca bir eser isterken on üçüncü puanı vermek istediğinizde beş eser harcamanız gerekiyor. Fakat aklınızda bulunsun, bu özel kaynağı zırh ve silah geliştirmelerinde de kullanıyoruz, o yüzden dikkatli harcayın.
Zırh ve silah demişken… Oyunda (hepsinde olmasa da) birçok zırh parçası, takı ve silah üzerinde “Refinement” (Rötuş) adı verilen birkaç ufak çubuk olduğunu göreceksiniz. Bu özellik, ilgili eşyaları ana yerleşimlerde bulunan demirci ocaklarına götürüp geliştirebileceğiniz anlamına geliyor. Eşyanın hangi malzeme kullanılarak yapıldığına bağlı olarak geliştirme aşamalarında maden cevheri, deri, kumaş ve benzeri ham maddeleri sağlamanız isteniyor. Ancak ilerleyen geliştirme adımlarında bu ham maddelere ek olarak abis eserleri de harcamanız gerekiyor.
Oyunda ilerledikçe bazı zırh parçalarının ve silahların üzerinde soket yuvaları olduğunu fark edeceksiniz. Bu yuvalar, “abyss gear” (abis ekipmanı) olarak adlandırılan özel rünleri kullanmanızı sağlıyor ancak bunu yapabilmek için hikâyede belli bir noktaya gelmeniz ve Pywel’in dört bir yanına yerleşmiş cadıları bulmanız gerekiyor. Bu cadılarla konuştuğunuzda “Atölye” hizmetini kullanmayı seçerek zırhınızda ve silahlarınızda yeni soket yuvaları açabilir, bu yuvalara abis ekipmanı ekletip çıkartabilir, çeşitli malzemeler kullanarak yeni abis ekipmanı üretebilir ya da elinizdeki rünleri bir üst seviyeye yükseltecek şekilde birleştirebilirsiniz. Ancak her zırhın veya silahın yuva oluşturma özelliği olmadığını belirteyim.
Eşyalarınıza abis ekipmanı eklerken özellikle dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var. Bunlardan en önemlisi bazı rünlerin farklı parçalar üzerinde değişik özelliklere bağlı çalışması. Örneğin saldırı gücünü artıran Yıkım (Destruction) ekipmanını ele alalım. Bunu silahlara, eldivenlere ve çizmelere takabiliyorsunuz ancak yalnızca eklendikleri parçayla bağlantılı savaş tekniğini etkiliyorlar. Eğer silahsız yakın dövüş yapmıyorsanız o zaman eldiveninize ve çizmelerinize takmanızın hiçbir anlamı yok çünkü silahlı saldırılarınıza hiçbir artı sağlamıyor. Nitekim kritik vuruş şansı veren Sezgi (Insight) ekipmanı da benzer şekilde işliyor. Ama hareket hızını artıran Acele (Haste) ekipmanı gibi karakterin genel gelişimini etkileyen rünleri uygun olan her parçaya ekleyebilirsiniz. Aynı zamanda diyelim ki bir silah edindiniz ve üzerindeki abis ekipmanını çok beğendiniz ancak kendi silahınızı bu yenisiyle değiştirmek istemiyorsunuz… Çözümü çok basit! Bir cadıya giderek yeni silahtaki ekipmanı söktürüp kendi silahınıza taktırıverin, oldu bitti.
GRİ YELELİLER’DEN O KADAR KOLAY KURTULAMAZSINIZ!
Hikâyenin nispeten başlarında tamamlayacağınız birkaç ana görevin ardından o bölgede sözü geçen soylulardan biri size yeni bir Gri Yeleli kampı kurabilmeniz için toprak vermeye karar veriyor. Gidip bir tanecik çadır diktiğiniz bu kampı zaman içerisinde başka Gri Yeleli yoldaşlarınızı buldukça geliştirebiliyorsunuz. Aynı zamanda bu yoldaşlarınızı çeşitli görevler tamamlamak için diğer yerleşimlere de gönderebiliyorsunuz.
Her Gri Yeleli’nin uzmanlaşmış olduğu bir kamp yeteneği bulunuyor. Örneğin bazıları inşaat, bazıları çiftçilik, bazılarıysa madencilikte ustalaşmış olabiliyorlar. Onları hangi görevlere göndermek isteyeceğinize de bu özellikleri göze alarak karar vermeniz gerekiyor. Bazı görevler eğer o alanda ustalaşmış biri yoksa gerçekleştirilemiyor. Bazılarındaysa eğer uzman varsa fazladan ödül kazanabiliyorsunuz. Bir göreve kaç kişiyi gönderdiğiniz de önemli. Örneğin kampınıza para sağlayacak bir görev var diyelim ve beş ile yedi kişi aralığında bir ekip göndermenizi istiyor. Eğer bu görevi en yüksek sayıda kişiyle tamamlarsanız daha fazla para ediniyorsunuz. Son olarak bir de Hernand Kilisesi’ne bağış yaparak kamp görevlerindeki etkinliğinizi arttırabilirsiniz. Bu bağışı yapmak için kendi cebinizden değil, kamp kaynaklarından harcıyorsunuz.
Kampınızı geliştirecek görevleri sakın ama sakın es geçmeyin. Her görev yalnızca sağ kurtulmuş diğer Gri Yeleliler’in nerede olduklarıyla ilgili tüyolar sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda kampa yeni bir özellik de ekliyor. Böylece bir demirci ocağı açabilir, binekleriniz için ahır inşa edebilir, meyve-sebze yetiştirebileceğiniz ufak bir tarla kurabilirsiniz -ki bunlar yapabileceklerinizin sadece birkaçı.
Size tavsiyem en başta kampınıza para sağlayacak bir görevle buna ek olarak gıda, kıyafet/zırh, taş/maden ve kereste edinebileceğiniz basit sevkiyatlar seçmeniz. Böylece yeni Gri Yeleliler katıldıkça onları kaynak derdiniz olmadan farklı görevlere yönlendirebilirsiniz. Burada çok hoşuma giden ufak bir detaydan da bahsedeyim. Göreve gönderdiğiniz yoldaşlarınız gerçekten o bölgeye gidiyorlar ve dilerseniz ziyaret edip nasıl çalıştıklarını izleyebiliyorsunuz.
SİSTEMCEPTION
Gelelim Crimson Desert’ın en dallı budaklı yanına… Oyunda birbirine bağlı o kadar çok sistem var ki hangisini takip edip ne yapacağınızı şaşırabilirsiniz. Merak etmeyin, her şeyi yapmak zorunda değilsiniz ama önemli olanları bilmenizde fayda var. Bu sayacaklarım hepsini kapsamıyor bile, o kadar çok şey var ki yaz yaz bitmez.
Para Birimi
Oyunda sattığınız eşyalar veya düşmanları alt ettiğinizde edindiğiniz keseler üzerinden bakır ve gümüş kazanıyorsunuz. Hesabı çok basit: 100 bakır = 1 gümüş ediyor ve özel durumlar haricinde tüm alışverişlerde bu para birimlerini kullanıyorsunuz.
Envanter
Oyuna sınırlı sayıda yeri olan bir çantaya sahip olarak başlıyorsunuz ancak dertlenmeyin, bunu çözmek çok kolay. Birçok yan görevi tamamladığınızda ekstra üç yuva ekleyen ödüller kazanıyorsunuz. Bu görevleri çanta limitiniz 240 olana kadar yapabilirsiniz. Bundan sonra yapacağınız görevler size çeşitli ham maddeler verecek şekilde değişiyor.
Tedarikçiler ve Dükkânlar
Ana şehirlerde bulabileceğiniz terziler, manavlar, demirciler ve diğer büyük dükkân sahipleriyle aranızı iyi tutmakta fayda var. Eğer bu kişilerin ilgili görevlerini yaparak veya onlara hediye vererek size duydukları itibarı 100 puana çıkarırsanız daha önce saklı tuttukları birtakım eşyaları alışveriş listesinde görebilir, tüm envanterlerinin Gri Yeleliler kampında da satılmasını sağlayan kontratlar edinebilirsiniz. Ek olarak tüm dükkânların 24 saat açık olduğunun da altını çizeyim.
Yemek Tarifleri, Kitaplar ve Anahtarlar
Yerleşimler başta olmak üzere gittiğiniz her yerde karşınıza çıkabilecek bu eşyaların farklı etkileri bulunuyor. Yemek tarifleri tahmin edeceğiniz üzere size farklı yemekleri nasıl yapacağınızı öğretiyor. Bu yemeklerin kendi içinde de farklı seviyeleri bulunuyor. Örneğin normal bir et çorbası canınızı 340, doyurucu et çorbası ise 420 puan yeniliyor; ancak yüksek seviye yemeklerin çok daha fazla malzeme harcadığını belirtmem gerek. Hatta pek değdiğini de düşünmüyorum açıkçası, şahsen en temel yemekleri bolca yapmayı tercih ediyorum.
Kitaplarsa demirci ocaklarında zırh, takı ve silah üretmek için gereken bilgiyi edinmenizi sağlıyor. Bunları direkt satın alabilir veya çalabilirsiniz. Eğer herhangi bir kitaptan zanaatkârlık öğrenmeye çalışıyor ama okuma işlemini bir türlü tetikleyemiyorsanız kitap açıkken kameranızı hafiften aşağıya çekip tekrar deneyebilirsiniz.
Anahtarlarsa tamamen farklı bir özellik. Oyunda birçok evin kapısı tahmin edersiniz ki kilitli ve bunları açmak için hırsızlık yaparak veya Arka Sokak Dükkânı’ndan satın alarak edindiğiniz anahtarları kullanıyorsunuz. Ancak korkmayın, kilitli bir kapıyı açmak suç olarak görülmüyor.
Işınlanma
Oyun içerisinde kolaylıkla seyahat edebileceğiniz ve Abis Kesişim Noktası (Abyss Nexus) olarak adlandırılan platformlar olduğunu göreceksiniz. Bunları aktif hâle getirmek için üzerlerine basıp birkaç saniye beklemeniz gerekiyor. Ancak aklınızda olsun, sadece bu kesişim noktalarına değil, daha önce etkileşime geçtiğiniz herhangi bir Abis Taşı’na (Abyss Cresset) da ışınlanabiliyorsunuz.
Katkı Deneyimi ve İtibar
Her şehrin ve fraksiyonun kendine özgü bir “Katkı” (Contribution) birimi bulunuyor. İlgili yan görevleri tamamladığınızda artan bu birim, size envanterinizde yer almayan özel nişanlar veriyor. Yeterli miktarda biriktirdiğinizde bu nişanlar, ana şehirlerdeki hisarlarda bulunan Katkı Dükkânı’ndan normal yollarla elde edemeyeceğiniz eşyalar satın almanızı sağlıyor.
Banka ve Yatırım
Oyunda bir banka sistemi olduğunu ve dilerseniz altın külçeleri kullanarak yatırım yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Yatırım yapmadan önce 100 gümüş harcayarak bir hesap açmanız gerekiyor, ardından hangi risk faktörü üzerinden kaç külçe yatıracağınıza karar verip işlemi başlatıyorsunuz. Ama şimdiden uyarayım, külçe bulmak o kadar da kolay değil. Şahsen denemek için bir külçe yatırıverdim ama hâlâ sonucunu bekliyorum.
Ticaret
Oyun boyunca kimi zaman mavi arka plan üzerinde terazi sembolü olan birtakım malzemeler ve eşyalar bulacaksınız. Bunlar tamamen ticaret yapmak için tasarlanmış ancak çok ama çok dertli bir iş. Öncelikle bunları her dükkâna satamıyorsunuz, yalnızca ticaret loncasının kamp kurduğu merkezlere gidip elden çıkartabiliyorsunuz. Ayrıca bu eşyaları bulduğunuz hâlleriyle de kullanamıyorsunuz; önce kendi kampınızda paketlemeniz, ardından atınıza veya at arabanıza yükleyip en yüksek kârı edineceğiniz yerleşime gitmeniz gerekiyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi tek parça hâlinde de satış yapamıyorsunuz, bir eşyadan en az 25 adet olması gerekiyor. Yaptığınız ticaretin karşılığı da size gümüş olarak dönmüyor, sadece kamp parası olarak ekleniyor. Birkaç yoldaş görevi sebebiyle yapmam gerekti ve sonrasında zerre değmez diyerek hiç girişmedim açıkçası.
Tapınaklar
Karşılaştığınız her cadı size birkaç tapınağı arındırma görevi veriyor. Normalde bu tapınakları etrafta gezerken de bulabiliyorsunuz ancak görevi almadıysanız herhangi bir şey yapamıyorsunuz. Düşmanlar da sadece görev aktifken ortaya çıkıyorlar. Bu noktada yapmanız gereken tek şey bu karanlık güçleri alt edip tapınağın mekanizmasını tekrar çalıştıracak şekilde ayarlamak. Şu ana kadar gördüğüm kadarıyla tüm tapınaklar aynı şekilde işliyor: Mekanizmanın eksik parçaları olan bir adet küpü ve bir sütun ucunu bulup yerlerine taşıdıktan sonra Force Palm (Güçlü Dokunuş) kullanarak sabitlemeniz gerekiyor.
Tapınakların hepsinde bir adet özel hazine sandığı bulunuyor. Bunlardan bazıları çok kolay noktalara yerleştirilmişler ancak bazılarını herhangi bir rehbere bakmadan bulmak neredeyse imkânsız. Ek olarak tapınağı arındırdıktan sonra mekanizmanın üzerindeki kadranı Işık Yansıtma hareketini kullanarak çalıştırırsanız o tapınağa özgü bir eşya edinebilirsiniz. Mutlaka yapın derim.
Görevini tamamladığınız her tapınak ayrıca size Gugu Şablonu (Kuku Blueprint) veriyor. Hazır bundan bahsetmişken…
Kilnden Atölyesi ve Gugu Eşyaları
Görev zincirini yaparken uğramanız gereken noktalardan biri olan Kilnden, çok özel birtakım malzemeler kullanarak yapabileceğiniz Gugu adını taşıyan eşyalar sunuyor. (İngilizcesinde ismi Kuku ama neden bu şekilde yerelleştirildiğini tahmin etmek zor değil. Aklınız fikriniz edepsizlikte!!!) Örneğin başka Gugu eşyaları üretmeye yarayan birtakım malzemeleri taşıyabileceğiniz Gugu Kazanı ile daha önce de bahsettiğim ve Oongka’nın sırtına takabileceği roketi burada üretiyorsunuz fakat elinizi kolunuzu sallayarak gidip üretime başlayamıyorsunuz. Öncelikle bahsettiğim gibi tapınakları arındırmanız ve ilgili şablonları edinmeniz gerekiyor. Ardından maden cevherleri ve kereste dışında küçük bataryalar ve dişli çarklar da bulmanız lazım; bunlar belirli düşmanlardan düşüyorlar. Bazı eşyalar içinse bu tapınaklardaki kadranı çalıştırma yoluyla elde ettiğiniz güç çekirdeklerini kullanıyorsunuz. Değer mi diye soracak olursanız bazı parçalar gerçekten güzel element direnci sağlıyorlar, denemeye değer derim.
Hava Sıcaklığı ve Element Direnci
Liste bitti mi sandınız? Yo, dostum, yo.
Crimson Desert’ta hava sıcaklığının karakterinizi etkilediğini biliyor muydunuz? Şaka değil. Eğer kıyafetlerinizde yeterince element direnci yoksa kendinizi zor koşullar altında bulabilirsiniz. Örneğin Pailune’da görev yapıyorsunuz ve oldukça soğuk bir bölgeye gittiniz diyelim. Soğuk hava sadece dayanıklılığınızın ne hızla tükendiğini etkilemekle kalmıyor, vücut ısınız çok düşerse donabiliyorsunuz da. Buna benzer zorluklarla karşılaşmamak için seyahat etmeden önce kıyafetlerinizin ilgili elemente dirençli olduğundan emin olmanız, gerekirse ısınızı dengeleyecek yemekler yapmanız faydalı olacaktır.
Araştırma Merkezleri
Oyunda Bilge Taş Enstitüsü (Scholastone Institute), Pororin ve Urdavah’da olmak üzere üç araştırma merkezi bulunuyor. Adından da anlaşılacağı üzere buralarda gümüş karşılığında çeşitli araştırmalar yaptırabiliyorsunuz. Örneğin bir bitkiyi toplarken nasıl birden fazla ürün edinebileceğinizi Pororin’de, can seviyenizi normal limitinin üzerine nasıl çıkaracağınızı Scholastone’da, hangi mağaralarda altın madeni bulabileceğinizi Urdavah’da araştırabilirsiniz. Yalnız son adımlar oldukça yüksek miktarda gümüş istiyor, şimdiden uyarayım.
Bu araştırma merkezlerinin tam olarak nerede bulunduklarını hatırlamazsanız haritaya bakmanız yeterli zira kendilerine özgü sembolleri bulunuyor.
Saldırı Teknikleri
Gelelim ben de dahil olmak üzere birçok kişinin saçını başını yolduran kısma… Crimson Desert’ın saldırılara özgü tuş atamalarını her kim yaptıysa onunla hiç de medeni olmayacak bir tartışmaya girmek istiyorum. Abartmıyorum, hayatım boyunca bu kadar karışık bir sistemle muhtemelen ancak dövüş oyunlarında karşılaşmışımdır.
Yetenek ağacında harcadığınız her puan yalnızca o saldırı türünün etkinliğini arttırmakla kalmıyor, aynı zamanda ilgili harekete özgü farklı teknikler öğrenmenizi de sağlıyor. Örneğin kılıcınızla basit bir saldırı gerçekleştirmek için farenin sol tuşunu, ağır saldırı yapmak için farenin sağ tuşunu, düşmanları havada takla atarak biçmek isterseniz hem sol hem de sağ tuşunu kullanıyorsunuz. Ek olarak hızlı koşmak için Shift, kalkanınızı kaldırmak için Ctrl, karşı saldırılardan kaçınmak için Alt tuşuna basmanız gerekiyor. Buraya kadar her şey nispeten normal. Ama diyelim ki savunma yaparken düşmana hücum edesiniz geldi; buyrun o zaman Ctrl + iki defa Shift. Karşı saldırıdan kaçarken kalkanı suratına mı yapıştırmak istiyorsunuz? İleri doğru yürürken Alt + sağ tuş. Ama yok, ben kalkanımla “normal” bir vuruş yapmak istiyorum derseniz Ctrl + sağ tuş.
NEDEN?! Macera oyunu mu oynuyorum yoksa yanlışlıkla Mortal Kombat mı açtım belli değil. Şahsen sıklıkla kullandığım birkaç teknik dışında geri kalanlara bakmıyorum bile. Düşmanlar patır patır iniyorlar nasılsa, gerilmenin bir anlamı olmuyor.
Aksiyom Güçleri
Sistemler konusunda en son bahsetmek istediğim kısım, üzerinizde taşıdığınız Aksiyom Bileziği (Axiom Bracelet) ve bununla yapabildikleriniz. Nedense klavyede Caps tuşuna atanmış olan bu özellik, kolunuzdan mistik güç kullanarak yaratılan bir zincir savurmanızı sağlıyor. Bu özellikle ağır cisimleri hareket ettirebiliyor, Gugu malzemelerini kazana tıkabiliyor veya bazı bulmacalardaki parçaları ilgili yerlere taşıyabiliyorsunuz. Ayrıca bu zinciri herhangi bir yüzeye saplarsanız farklı hareketler de gerçekleştirebiliyorsunuz. Örneğin Caps ile hedefe kilitlendikten sonra hızlıca iki kere Space tuşuna basarsanız aradaki mesafeyi sıçrayarak aşabilir, Space + fare orta tuşuna basarsanız kendinizi havada savurabilirsiniz. (Tuş atamaları yine beni benden alıyor.)
HER ŞEY TOZ PEMBE DEĞİL TABİİ
Her oyunda olduğu gibi Crimson Desert’ta da tuhaf veya eksik birçok şey var. Bazıları ufak tefek ama sıklıkla karşılaşacağınız için söylenip duracağınız şeyler iken bazıları “Neden böyle yapmaya karar vermişler yahu?!” diye isyan edeceğiniz cinsten.
Daha önce de bahsettiğim gibi hikâye… meh. Ama bunun bir RYO olmadığını düşünerek yaklaşıp oyunun sunduğu diğer güzel şeylere odaklanırsanız gerçekten büyük keyif alıyorsunuz -ki bunu şahsen bir RYO hastası olarak söylüyorum. Yan görevlerin bir kısmının oldukça eğlenceli veya merak uyandırıcı olduğunu da itiraf etmem gerek. Ama dediğim gibi yapımcılar bazı tuhaf seçimler yapmışlar, onlardan bahsetmek de isterim.
İlk örnek olarak benim gibi yön duygusu bir anda darmaduman olanlara ter döktüren mini haritaya değineyim. Haritanın pusulasını sabitleyemiyorsunuz. İsterim ki pusula dönüp durmasın, hep kuzeye baksın ama YOK! Kaç kere bu yüzden yanlış yöne ilerleyip geri dönmek zorunda kaldım. Bir diğer nokta da miğferi saklama seçeneği olmaması. Tamam, bu çok da sorun değil ama ben ara sahnelerde Kliff’in yüzünü görmek istiyorum arkadaşım! Tek gördüğüm şey şekillendirilip kafama geçirilmiş bir plaka!
Diğer karakterlerle iletişime geçerken de rahatsız olduğum ufak bir sorun var. Her kimle konuşursanız konuşun mutlaka önünde durmanız gerekiyor. Atıyorum, görev diyor ki X kişisiyle irtibata geç. Yanına vardığınızda bir grup insanla sohbet ettiğini görüyorsunuz ve binbir maymunlukla tuhaf koşturmalar ve zıplamalar yapmanız gerekiyor ki konuşma işareti belirsin çünkü nedense arkasından yaklaşıp konuşamıyorsunuz.
Karakterlerden bahsetmişken hem Kliff’in hem de diğer kişilerin biraz ruhsuz olduklarını fark etmeniz işten değil. “Yaşadığın dünyayı yok edecek bir tehdit var, Kliff! Az tepki versen?” diyebilir, “Adam gözlerinin önünde ışınlandı ya, alooov!” diye haykırabilirsiniz. (Kliff adeta bir “Yaparım! Ederim! Oduncu!” moduna giriyor bazen, yemin ederim.)
Görev takibi de biraz sinir bozucu açıkçası. Tamam, görevleri haritayı açınca görebiliyorsunuz ama ana ekranda sadece bir tanesini takibe alabiliyorsunuz. Görev değiştirmek isterseniz her seferinde ilgili arayüzü açıp ana görev mi, fraksiyon görevi mi neyse artık seçmeniz gerekiyor. Ayrıca tek bir istisna dışında ara sahneleri es geçme seçeneği yok, yalnızca hızlandırma ve durdurma seçenekleri mevcut. Zaten hikâyeyle ilgili sahneleri es geçmeye niyetli biri değilim, her şeyi görmeyi seviyorum ama mesela herhangi bir kanun kaçağını yakalayıp görevlilere teslim ettiğiniz sırada aynı ara sahneyi izlemek zorunda kalıyorsunuz zira hızlandırmak da çok işe yaramıyor. Bununla ilgili tek istisna herhangi bir zırh/silah geliştirmesi yaptığınız zamanlar. Evet, hepsinin kendine özgü oldukça kısa sahneleri bulunuyor ve bunları es geçebiliyorsunuz.
Kanun kaçakları demişken bu görevlerin oldukça sinir bozucu bir yanı olduğunu belirtmem gerek. Bazı kaçaklar yakın çevredeyken bazıları ana şehirlerden kilometrelerce uzakta bulunuyorlar. Bu kişileri yakaladığınızda omzunuzda ya da atınızın üzerinde taşıyıp bizzat teslim etmeniz gerekiyor ve maalesef ışınlanamıyorsunuz. 300-500 metre çok dert değil de mesafe 3000 metreye erişince işin tadı fena hâlde kaçıyor.
Envanterle ilgili de ufak bir sıkıntı mevcut. Diyelim ki envanteri ağzına kadar doldurdunuz ve içindeki eşyalar arasında kumaş bulunuyor. O sırada yerde fazladan bir kumaş parçası varsa toplayamıyorsunuz. Evet, aynı malzeme çantanızda mevcut ama envanter dolu olduğu için oyun onu mevcut stoğun içine koymak yerine ekstra bir eşyaymış gibi algılayıp “Alamazsın!” diyor.
Tabii bunlar bir sonraki noktaya nazaran ufak tefek dertler. Asıl herkesi isyan ettiren şey oyunun içerisinde AI kullanılarak hazırlanan sanat eserleri koymuş olmaları. Pearl Abyss’in iddiasına göre bu parçalar yapım sırasında geçici olarak konmuş ancak oyun piyasaya sürülmeden önce değiştirmeyi unutmuşlar. Şahsen ben buna zerre inanmıyorum, daha çok “Aha yakalandık, mazeret bulalım” demişler gibi geliyor. Ama en azından sözlerini tutup bu AI’la hazırlanmış içerikleri de yine yamalarla değiştirdiler.
MUHTEŞEM BİR ÇORBA!
Crimson Desert, aynı anda her şeyi tek bir oyuna koyup şaheser yaratmaya çalışan bir grup yapımcının ortaya çıkardığı tuhaf, karmaşık ama bir o kadar da lezzetli bir çorba olmuş. Oyun ilk başta “Ne yapıyoruz biz yahu?” dedirtirken az dişinizi sıkıp ilerlerseniz büyük keyif aldığınızı fark ediyorsunuz. Dürüst olayım; oynamaya ilk başladığım zamanlarda biri kalkıp da “Her dakika aklında olacak, doymayacaksın!” deseydi “Hadi be oradan!” diye dalga geçerdim muhtemelen. Şimdiyse tırmandığım her dağ, keşfettiğim her köşe büyük zevk veriyor. Bu noktaya ulaşmamın en büyük sebebi oyunun bana ne sunduğunu fark edip kendi kişisel beklentilerimi ona göre değiştirmem, sistemleri araştırıp daha iyi kavramamdı. Başlangıçta 7 puan verip geçerim diye düşündüğüm oyun hem daha fazla şey gördükçe hem de yamalarla düzeltildikçe giderek daha yüksek seviyelere ulaştı. Bu kadar seveceğimi hiç beklemiyordum.
Crimson Desert bir şaheser değil. Herkesin hoşuna gidecek bir oyun da değil. Ama 160 saati aşkındır bu çorbayı içiyorum ve son damlasına kadar bitirmeye niyetliyim. Şimdi izninizle kaçıyorum, daha yapılması gereken onlarca yan görev var!
Crimson Desert incelemesine özel kutular, tüyolar ve çok daha fazlası Oyungezer dergimizin 221. sayısında sizi bekliyor.
Başlıklar
Ne olacağına bir türlü karar veremeyip her şeyi bir araya toplamaya çalışan Crimson Desert, herkese hitap eden bir oyun olmasa da kesinlikle denenmesi gereken bir macera. Hikâyesi derin değil ancak devasa haritasında bir yerleri keşfetme isteğinizi dolu dolu yaşayabileceğiniz bir dünya.
- Pywel MUHTEŞEM bir görsel şölen sunuyor.
- Savaşlar inanılmaz keyifli ve tatmin edici, özellikle farklı saldırı türlerini bir arada kullandığınızda tadından yenmiyor.
- Müzikler ve seslendirmeler çok başarılı.
- Kontroller (özellikle saldırılarda) KORKUNÇ karışık.
- Hikâye yüzeysel.
- Birkaç istisna dışında karakter derinliği yok.





























