Bir zamanların "havalı" dizisi olan Peaky Blinders, geçtiğimiz yıllarda yayınlanan son sezonuyla aramızdan ayrıldı. Bu dizinin her zaman kendine has bir kitlesi olduğunu düşünmüşümdür. Zaman zaman çok büyük ses getirdi, bazen de sezonlarını oldukça sessiz sedasız yayınladı ama her zaman bir iki kişinin ağzından o meşhur replikleri duymaya devam ettik.
Ben dizinin sıkı bir takipçisi ve hayranıydım, ne yalan söyleyeyim. Özellikle lise yıllarımda beni oldukça etkileyen, çevremde sürekli taklitlerini duyduğum ve her bölümünü büyük bir heyecanla izlediğim bir yapımdı.
Şimdi, yıllar sonra dizinin eski yazarlarından Steven Knight ile başrol oyuncusu Cillian Murphy’nin iş birliğiyle Ölümsüz Adam, Peaky Blinders’a gerçek bir final sunabilmek amacıyla vizyona girmek üzere yerini aldı. Steven Knight röportajlarında, bu filmin tam anlamıyla bir savaş filmi olmasını istediğini dile getirmişti. Ona göre Peaky Blinders, her zaman 1. Dünya Savaşı ile 2. Dünya Savaşı arasında sıkışmış bir çingene grubunun yaşadıklarını anlatan bir hikâyeydi ve savaşların gölgesi daima anlatının alt metninde yer almalıydı. Şahsen ben bu düşüncede bir iş izlemeyi oldum olası çok sevmişimdir. Hayatım boyunca tükettiğim her filmde de büyük bir olay örgüsünün aslında düz hayatlar yaşayan insanları nasıl etkileyebildiğini izlemek bana büyük ölçüde daha fazla keyif verdi. Peaky Blinders’ın da dümdüz 1. Dünya Savaşını ve askerlerini ele almasındansa savaşın İngiltere’ye olan ekonomik ve politik etkilerini sunması beni diziye bağlayan ana etkenlerden biriydi.
Peki film bunu dizi kadar başarılı bir şekilde yansıtabilmiş mi? Çok daha fazlasını bile yaptığını söyleyebilirim. Film İngiltere'nin 2. Dünya Savaşı sırasındaki politik konumunu, yaşadığı ekonomik sıkıntıları ve azınlık grupların, çalışan işçi sınıfının bunlardan nasıl etkilendiğini çok iyi anlatıyor. Yazar Steven Knight da röportajlarında bu savaştan yakın mertebede etkilenen akrabalarından esinlendiğini ve birinci ağızdan bu hikayeleri dinlediği zamandan beri bu tür bir dizi yapmak istediğini söylüyor. İzlerken bu söylediklerini tek tek hissettiriyor da sayın Knight.
Cillian Murphy ve Steven Knight tabii ki bu filmi 6. sezon çekildiği zamandan beri planlıyorlarmış. Sezon ilerledikçe ve zamanla da filmin şekillendiğini söylüyor Oscarlı oyuncu. Son sezonu izleyince bunun filme ne kadar yansıdığını görebiliyoruz haliyle.
Ölümsüz Adam, Peaky Blinders için güzel bir anma töreni gibi düşünebiliriz. 6. sezonun cevaplamadığı her soruya cevap veren ama yine de kafamızda ekstra sorular da oluşturmaktan çekinmeyen bir film. Thomas Shelby’nin yaşadığı en temiz karakter gelişimini de filme sakladıklarını görmüş oldum kendi adıma. Aldığı kararların sonuçlarını teker teker gördüğü ve sonunda huzur bulabilmek için yeni kararlar aldığı bu süreçte bazıları için geç kaldığı ama bazıları için ise yeni kapılar açtığı bir yola giriyor Shelby.
Genel olarak Shelby ailesinin kalan üyelerini zorlu anların beklediği ve ikinci dünya savaşında bir topluluğa önderlik etmenin zorluğunu kesin sonuçlarıyla görebiliyoruz.
Filmin ana konusunda yer alan baba-oğul ilişkisi de bizi daha önce Thomas’ın hiç görmediğimiz yanlarını görmeye itiyor. Thomas Shelby’nin oğlunu oynayan Barry Keoghan ve Cillian Murphy bu dinamiği çok temiz bir şekilde ayakta tutmuşlar. İzlerken gerçekten baba-oğul olduklarına inandığım çamur dolu bir sahneleri var ki orayı herkesin de izlemesi için sabırsızlanıyorum.
Genellikle aile kavramına korumacı ve uzak bir yerden bakan Thomas Shelby bu kararın ondan götürdüklerini göz önünde bulundurduğunda bu sefer aynı hataları yapmak istemediğini fark ediyor. Film bu kararları, geçmişi ve olası geleceği güzel bir anma töreni olarak ele alıyor. Özlediğimiz Peaky Blinders yavaş çekimleri ve müziklerine doyuyor, inanılmaz keyifli aksiyon sahnelerine şahit oluyoruz. Herkesin tamamen tatmin olacağı bir film mi olur bilemem ama bence çok yerinde bir final olmuş diyebilirim. Dizinin her bir oyuncusu da rolünü sırtında taşımış ve müziklerle beraber bize özlediğimiz Birmingham’ı 2026 yılında vermeyi başarmışlar.
Rebecca Ferguson yine Dune’dan çıkma bir karakteri oynamış. Artık öyle bir hale geldi ki kadını gördüğümde Bene Gesserit’ten başka bir şey göremez oldum. Muhtemelen yazar ve yönetmen de karakteri yazdıkları an Rebecca’yı düşünmüş olmalılar. Filmin en oturtamadığım kısmı Rebecca’nın karakteri oldu şahsen. Benim gözümde geçişleri sağlamak adına oturtulmuş bir karakter gibi duruyordu. Kendisine hayranlığım bambaşka olsa da canlandırdığı karakteri pek benimseyemedim ne yazık ki.
Fakat özellikle aldığı ödüller ve kariyerini taşıdığı nokta bakımından Murphy’i farklı bir haliyle bu rolde tekrar görmek heyecanlandırıcıydı. Karakteriyle birlikte kendisinin de değiştiği bir rolü canlandırdığını izlemek bana Murphy’nin oynadığı içerikleri ne kadar özlediğimi fark ettirtti.
Kısacası Peaky Blinders: Ölümsüz Adam size özlediğiniz Peaky esansını vermekle beraber yeni duygular da yaşatmayı ve bunları savaş filmi hissiyatıyla önünüze sunmayı eksik etmiyor. O nedenle seyir zevki yüksek, fakat herkesin favorisi olmayacak bir film diyebilirim. Daha fazla detaya girmeden film hakkında konuşmak oldukça zor o nedenle izleyip kararı siz verin derim.
Editörün Notu: Peaky Blinders geri döndü!!!
Not: 3.5 / 5
Yönetmen: Tom Harper
Oyuncular: Cillian Murphy, Rebecca Ferguson, Barry Keoghan, Tim Roth
Platform: Netflix




















