Assassin’s Creed serisinde bazı oyunların yeri hayranlarda bir ayrıdır. İlk dönem için Ezio üçlemesi öne çıkar bu şekilde. Oynayan çoğu kişinin uzaklara doğru hülyalı bakışlarla “Insieme per la vittoria, vittoria agli assassini” diye mırıldandığına eminim şu an mesela. Sonraki dönemde üçüncü oyunla ilgili görüşler karışık olsa da dördüncü oyunun, yani Black Flag’in yine hayranların gönlünde korsan yağması hazinelerden bir taht kurduğunu biliyoruz. Ubisoft da bunu biliyor ki, serinin ilk bu kadar büyük çaplı Remake eforunu doğrudan Black Flag’i göndere çekerek duyurdular.
Yani daha doğrusu, siz bu satırları okuduğunuz sırada duyurmuş olacaklar. Bize bir hafta kadar önceden gelip minik bir ön gösterim yaptılar zira. Açıkçası Black Flag’ten keyif almış olsam da Karayipler’e geri dönmeye özel bir hevesim yoktu. Ama gösterim sonunda benim bile merak ve ilgimi yakaladı Resynced.
Öncelikle en önemli şeyi söyleyeyim hemen: Resynced bir Remaster çalışması değil, her şeyin temelden bir daha inşa edildiği bir Remake. Öyle sadece daha canlı ve güzel grafik basıp geçmece yok yani. Hem onu AI filtresi basıp Nvidia da yapıyor zaten artık. Resynced, daha zorlu olan rotayı seçerek Assassin’s Creed serisinin geçen sene çıkmış son halkası olan Shadows’un da kullandığı Anvil Engine’in son sürümüyle inşa edilmiş bu sefer. 2013’te çıkan Black Flag’le bu yenisinin kaputunun altında bambaşka bir motor yatıyor yani istikamet aynı olsa da.
Tabii yepisyeni motor, daha canlı ve zengin görsellik, daha dinamik ve gerçekçi gölgelendirmeleri de kapsama kümesine alsa da salt ondan ibaret değil. Aynı zamanda vakti zamanında Black Flag’te olmayan dinamik bir hava durumu sistemi de var artık mesela. Ee denizlere yelken açıyoruz ne de olsa, fırtınalar, coşmuş dalgalar etkilemesin mi yani bizi? Artık etkileyecek işte. Özetle denize yelken açma kısmında bugün bile hâlâ en iyi tecrübelerden birisini sunan Black Flag, bize tekrar senkron olduğunda daha bile iyi ve rafine bir deneyim sunacak gördüklerimizden yola çıkacak olursak.
Anvil’in son sürümünden yadigâr gelen bir diğer yenilik ve güzelliğimizse… parkur sistemi. Yani Shadows’un çıkıştan sonra parkur sistemini rahat bırakmayıp sürekli yeni bir şeyler eklemesinden bu tarz bir şey geleceğini tahmin etmiştim zaten. Geri zıplama, yana sıçrama falan gibi son güncellemelerle oyuna dahil olan bütün numaralar Black Flag Resynced’de de olacak. Buna ek olarak başka noktalara da el atmaktan çekinmemişler, eğilip gizlenme gibi yeni numaralarla gizlilik sistemine de bir güzel cila çekmişler. (Merak ediyorsanız içinizi rahatlatayım: Evet, takip ve düşman dinleme görevlerini de baştan yapıp düzeltmişler. Black Flag’in en sinir bozucu yanlarından birisi mazide kalmış böylece)
Bahsetmemiz gereken çok kritik bir nokta daha var tabii: Dövüş sistemi. Öncelikle sunumda bilhassa da altını çizdikleri üzere, rol yapma öğeleri yok bu sefer. Yani Origins ve sonrası dönemin yaklaşımını sevmeyenler ya da bu dövüş tarzının Black Flag’e de sıçrayacağından endişe edenlerdenseniz rahat bir nefes alabilirsiniz. Resynced gayet has be has aksiyon olmanın yanında daha reaktif, düşman hamlelerini karşılamaya odaklanan ve eskisini aratmayacak vahşilikte dövüşen bir Edward Kenway portresi çiziyordu sunumda.
Edward Kenway demişken, en az onun kadar mühim bir başrol karakteri daha var tabii Black Flag’in: Jackdaw. Yani sonsuz maviliğin ortasındaki yuvamız, iki direkli brikimiz. Artık daha fazla kişiselleştirme ve ateş gücü barındırmasının yanında tayfamıza yeni katılanlarla birlikte yelkenleri foralayacağız artık. Bu yeni tayfaların en önemli ve kritik olanlarıysa… tabii ki maymun ve kedi! Yok, şaka tabii… Yani gemiye maymun ve kedi alabildiğimiz kısım şaka değil. Ha sevip mıncırmak ve gemimizin maskotu olmak dışında bir fonksiyonları olacak mı onu henüz bilmiyoruz ama. Maskotlarımız dışında da tayfamıza yeni eklentiler olacağı kısmı doğru ama. Sunumda üç yeni Officer’dan bahsettiler: Lucy Baldwin, The Padre, Tobias “Deadman” Smith. Her birinin Jackdaw’a getirdiği yeni bir özellik, bir de kendilerine has bir görev dizisi olacakmış. Resynced ekibi gerçekten bunu yeni bir tecrübe haline getirmek için ellerinden geleni yapmışlar yani. Keşke aynı firma içerisindeki başka Remake yapan ekiplere de örnek olsaymış hatta bu tutumları, tutkuları… (Fark edeceğiniz üzere Sands of Time’ın iptalini hâlâ sindiremedim, evet)
Neyse, ne diyordum? Yeni karakter hikâyeleri… Yenilere kıyak geçerken eski karakterleri de es geçmemişler. Hikâyede önemli yer tutan bazı büyük karakterler de (Mesela Blackbeard) yeni görevlere, hatta hikâye serilerine sahip olacak, karakterizasyonlarını daha da pekiştirecekmiş. Edward da bu pekişen hikâyelerden payını alacakmış hatta. Kitaplarda bahsedilen ve oyunlarda bir türlü göremediğimiz bazı sekansları da görür müyüz bilmiyorum tabii ama Edward’ın anıları doğrudan Animus’a bağlı olup içsel çatışmalarına da daha bir derinlemesine dalacakmış. Bu arada Animus falan demişken, modern zaman kısımları makaslansa da Animus’a bağlı olduğu kısımlar korunacakmış. Nasıl yapacaklarsa artık… Modern zamanlar konusunda bu ara hep bir boş vermişlik var ama Black Flag’inki de çok güçlü olmadığından en azından bu noktada yokluğuna çok da üzüldüğümü söyleyemeyeceğim.
Son olarak da… DLC ve Multiplayer’ı hiç dahil etmediklerini ve bunun tamamen tek kişilik tecrübeyi en iyi şekilde yansıtmasını amaçladıklarını söylediler. Ha, bir de… müzikler için Woodkid’le anlaşmışlar. Orijinal müzikler aynen korunurken tamamen yeni müzikler ve shanty’ler de kulaklarımızı bayram ettirecek muhtemelen.
Peki limandan demir alma tarihimiz? 9 Temmuz’u şimdiden takvimlerinize kazıyın bence. Karayipler bir kez daha bizi çağırıyor zira…























