İlk Bakış - Metro 2039

Metro’nun karanlık tünellerine geri dönüyoruz

Metro Exodus, çok sevdiğim bir üçlemenin muazzam finaliydi benim için. Fakat o final sonrasında, serinin gideceği yön konusunda belirsiz bir tablo bekliyordu bizi. Önce çok oyunculu bir Metro oyunundan bahsedildiğine şahitlik ettik -ki böyle bir şey serinin ruhuna çok ters düşerdi bence. Sonra, devam oyununun (Metro 4) geliştirilmekte olduğu, ama iptal edildiğine dair iddialar gündeme geldi. Araya bir de VR oyunu, Metro Awakening, giriverdi. Fakat beklediğimiz o devam oyunu bir türlü gelmiyordu. Neyse ki, sonunda o beklenen duyuruyu yaptılar ve Metro 2039 ete kemiğe büründü.

Glukhovsky, Metro 2039'u serinin "en olgun hikâyesi" olarak nitelendirirken "Karanlık zamanlarda, savaş zamanlarında, anlattığımız hikâyelerin gerçeği yansıtması, onu kayıt altına alması gerekir - böylece bu zor zamanlardan çıkartılan dersler asla unutulmaz. İşte Metro 2039 da böyle bir ayna. Ama aynalardan beklendiği gibi, baktığınızda kendi yansımanızı göreceksiniz. Siz kimsiniz?" diyerek daha önce yaptığı gibi bu hikâyede de yine projeksiyonu insanlığın o karanlık tarafına tuttuğunun sinyallerini veriyor.

Glukhovsky, kitapları kaleme almaya başladığı zamanlardakinden çok farklı bir noktada olduğumuzun altını çiziyor özellikle. Serinin artık bir “distopya” veya “bilim kurgu” gibi gözükmediğini söylüyor. Rusya-Ukrayna Savaşı ile, daha önce kurgu olarak değerlendirilebilecek birçok şeyin gerçeğe çok yaklaştığını ifade ediyor bir anlamda. Metro 2039'u da bu gerçekliği "kayıt altına almak" için bir araç olarak değerlendirdiklerini söylemek mümkün.

 “Köklere dönüş” oyunu olacak Metro 2039, bizi o karanlık tünellere döndürürken çok daha karanlık bir hikâyeye de ortak etmeyi vadediyor.  Oyunun Kreatif Direktörü Andriy Shevchenko, tünellere geri dönerek “Metro’yu Metro yapan şeyler”e odaklandıklarını söylüyor.

Oyunun bir diğer Kreatif Direktörü Pawel Ulmer de “Kıyamet sonrası dünyayı romantize etmiyoruz ya da ondan bir eğlence parkı yaratmıyoruz. Metro her zaman insanlık olarak eylemlerimize dair trajik bir bakış açısı sunmuştur” diyerek ifade ediyor bu durumu.

Metro 2039 da Exodus’un izinden gidip kitaplarla anlatılan hikâyeyi genişletiyor. Metro'da daha önce var olan çeşitli bağımsız grupların tamamı, kelimenin tam anlamıyla bir Führer tarafından yönetilen faşist bir diktatörlük altında birleşmiş durumda -ki bu diktatörümüz, seriden tanıdığımız bir karakter aslında, Avcı olarak da bilinen Spartalı. Avcı'nın “Novoreich” rejimi, propaganda ve korkuyla hükmettiği halkı, karanlık ve korkunç bir düşmana karşı yeni bir savaşa doğru sürüklüyor.

Öte yandan şehrin dışında, vahşi doğada münzevi bir yaşam süren kahramanımız “Yabancı” (Stranger), şiddetli kabuslarla boğuşmakta. Geçmişten gelen bu hayaletler onu sürgündeki bu yaşamını geride bırakıp bir daha asla geri dönmeyeceğine yemin ettiği Metro’ya dönmek üzere bir yolculuğa çıkmak zorunda bırakıyor.

Seride ilk defa tamamen seslendirilmiş bir ana karakterle oynayacağız -ki daha önceki oyunlarda bu noktayı eleştirenler vardı, böylece eleştirilen bir noktayı daha geride bırakmış olacağız.

Her ne kadar çok kısa bir bölüm olsa da paylaşılan ilk oynanış görüntüleri ve sinematiklerde gördüklerimiz, serinin DNA’sının korunduğuna ve bu karakteristik üzerine inşa edilen bir oyunun bizi beklediğine işaret ediyor.

Karakterimizin maskesinin dayanıklılığının tükenmekte olduğu, bu nedenle hızlı bir şekilde Metro’nun güvenli koridorlarına doğru yol almaya çalıştığı, bu esnada nosalislerin saldırısına uğradığı bir sahneyi izliyoruz fragmanda. Kahramanımızın silahı tutukluk yapıyor, üzerine atlayan nosalisi bıçağıyla alt edip hızla güvenli bölgeye doğru çekiliyor ve sahne sona eriyor. O alıştığımız Metro görselliği, o alıştığımız gerilimli atmosfer ve yine o gerilimli oynanış bizi bekliyor gibi görünmekte.

Metro serisini benim için ayrı bir noktaya yerleştiren özelliklerden birisi çevresel hikâye anlatımı konusunda sergilenen muhteşem performans olagelmiştir. Bir yandan görevinizin peşinden giderken bir yandan da sağa sola göz atar, detaylara odaklanırsanız, görecekleriniz çok şeyler anlatabilir. Zihninizde farklı sahneler canlanır. Geçmişte yaşananlar gözünüzün önünden akıp gitmeye başlar. O dünyada yaşananlara şahitlik edersiniz.

Bu gelenek yeni oyunla da devam edecek gibi görünüyor. Oyundaki her detayın, bulunduğunuz yerin tarihini yansıtabilmek ve yaşanmışlık hissi yaratabilmek için özenle tasarlanmakta olduğunu söylüyorlar. Kreatif Direktör Shevchenko, bölüm tasarımlarında benimsedikleri bu yaklaşımı “donmuş hikâyeler” olarak tanımlıyor. Ziyaret edeceğimiz mekanlar, ‘etraftaki detaylara odaklanmayı seven oyunculara mikro anlatıları bir araya getirme olanağı sunan, eşyalar, aksesuarlar ve bedenlerle özenle düzenlenmiş alanlar’ olarak nitelendiriliyor.

Oyunun Yapımcısı Jon Bloch da “Her şey benzersiz ve özgün. Bir odaya girdiğinizde, orada birilerinin yaşadığı açıkça belli oluyor. Oradan ayrılmadan veya ölmeden hemen önce ne yaptıklarını, neler yaşadıklarını hissedebiliyorsunuz” diyerek ifade ediyor bunu.

Geçmiş tecrübelerden hareketle, bu konuda yine çok iyi bir iş çıkarabileceklerini düşünüyorum şahsen.

Oyun duyurulurken uzun uzun üzerinde durulan bir nokta da vardı. Oyunun geliştirilme sürecini, anlatılan hikâyeyi ve bu hikâyenin sunumunu derinden etkileyen bir olay – Ukrayna-Rusya Savaşı.

Oyunun geliştiren Ukrayna merkezli bir stüdyo olunca ve geliştiricilerinin bir kısmı halen Ukrayna’da bulununca, bu zaten kaçınılmaz bir hal alıyor. İnsanlar yoğun bir saldırı altında, tanıdıkları yaralanırken, hatta yaşamlarını yitirirken, zorlu şartlarda işlerini yapmaya çalışıyorlar. Bambaşka bir ruh hali içerisinde olduklarını ve bu ruh halinin yaptıkları işe de yansıdığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Nitekim, savaşın etkisiyle yeni oyuna dair planladıkları her şeyin değiştiğini söylüyorlar.

Romanların yazarı Dmitry Glukhovsky de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasını eleştirdiği için anavatanı Rusya’da “ajan” olarak değerlendirilip sürgünde yaşamak durumunda kalmışken başka türlüsü çok da mümkün görünmüyor açıkçası.

Ulmer, Metro oyunlarının anlamının her zaman savaşı önlemek olduğunu belirtirken Shevchenko, “Ancak şimdi savaş bizim gerçekliğimiz oldu ve mesajımız, sessizliğin sonuçları, tiranlığın dehşeti ve özgürlüğün bedeliyle ilgili hale geldi” diyerek şartların oyunun hikâyesini ve vermek istedikleri mesajı nasıl dönüştürdüğünü ifade ediyor.

Shevchenko, “Gerçekler bizi farklı bir yaklaşım benimsemeye zorladı. Hikâye Ukrayna bakış açısıyla anlatılıyor, ancak bu yine de Metro evreninde geçen bir Metro hikâyesi” diyerek de Metro 2039’un her ne kadar bu yeni şartlarla yeniden şekillendirilmiş bir oyun olsa da serinin ruhunu taşıdığının da altını bir kez daha çiziyor.

Anlatılanlar ve paylaşılanlar öyle gösteriyor ki, bir kez daha bizi insanlığın en büyük düşmanının yine insanlık olduğu gerçeğiyle yüzleştirecekler ve bunu Metro serisine yakışan bir şekilde yapacaklar. Bence de tam olarak Glukhovsky’nin söylediği gibi “sadece bir oyun” olarak değerlendirmememiz gereken bir yapım geliyor. Doğal olarak, Metro 2039 ile buluşacağımız günü dört gözle bekliyorum.

YORUMLAR
Parolamı Unuttum