LUNA The Shadow Dust - İnceleme

Dünyanın kıyısındaki bir kule

Ben diyalogsuz adventure oyunlarını bir hayli seviyorum. Diyalogsuz derken gerçekten de içinde hiçbir konuşmanın geçmediği, anlatımın görsellerle, düşünce balonlarıyla ve benzerleriyle yapıldığı oyunlardan bahsediyorum. Amanita Design zaten bu konuda bir numara; Machinarium'un, Botanicula'nın, Chuchel'in hikayelerini tek bir satır yazıya bile ihtiyaç duymadan ne kadar başarılı bir şekilde aktardığını hepimiz biliyoruz.

Luna: The Shadow Dust da aslında bunu yapmayı hedefleyen bir oyun, bunu az da olsa başarıyor ama başaramadığı yerler de maalesef oyunun çekiciliğini baltalıyor.

Çin menşeli Lantern Studio'nun ilk oyunu Luna: The Shadow Dust. Tam dört yıllık bir geliştirme sürecinin sonunda nihayet bizlerle buluşan oyunu 2016'daki Kickstarter günlerinden beri takip ve merak ediyordum. Özellikle de Çinli oyunseverlerin destekleriyle hedefledikleri fona ulaşan Lantern Studio için ilk oyunlarıyla hedefi vurdu diyemeyeceğim belki, ama yine de ortaya çıkardıkları işi takdir ediyorum.

Oyunumuzdan ana kahramanı Üri ismindeki bir çocuk (bu ismi oyunun başarımlarından öğreniyoruz) ve bu çocuk dünyanın kıyısındaki bir kuleye tırmanıyor. Daha ilk odalarda kendisine bir pokemona benzeyen bir yardımcı (Layh) hayvancağız katılıyor ve ikisi birlikte kulenin en üstüne tırmanmaya çalışıyorlar. Girdiğimiz her odada bizi farklı bir bulmaca bekliyor, hani bir nevi 'odadan kaçış' oyunlarında olduğu gibi. Kimi odada Layh'ı klonlayıp notaları doğru sırayla çaldırarak müzik yapmamız gerekiyor, kimi odada dört mevsimi ayrı ayrı dolaşıp bulmacaları çözerek ağaçları meyvelendirmemiz. Tüm odaların bulmaca yapısı farklı ama ortak yanları etrafa dikkat ettiğiniz taktirde tümünün acayip basit olması. Örneğin en zor gelebilecek bulmacalardan biri doğru kapılardan geçerek tabloların ışıklarını yakma bulmacası, ama odaya iki dakika dikkatli baktığınız taktirde aslında çözümün kabak gibi önünüzde olduğunu görüyorsunuz. Arada mantığınızı zorlamanız gereken birkaç bulmaca da var ama hiçbirisi uzun süre takılabileceğiniz cinsten değil.

Yalnız tüm odaların aynı kalitede olduğunu söyleyemem. Bazı bulmacalar aynı şeyler tekrar tekrar yapmanızı gerektiriyor (vagonu gönder, kitaplarla doldur, kitapları boşalt, doğru kitabı seç, aynı işlemleri en az 4 kez tekrarla gibi) ve bu da çok can sıkıcı. Böyle suni şekilde oyun süresi artmasını hoş karşılayamıyorum, ben başarımları toplamak için oyunda 4 saat harcadım ama tekrarlanan kısımlar olmasa 2-3 saatte bitebilecek bir oyun bu.

Ancak şunu söylemek lazım ki, Luna size ne yapmanız gerektiğini anlatmakta pek de başarılı bir oyun değil. Hani yukarıda bahsetmiştim ya, Machinarium'da falan o düşünce balonları öyle başarılı olurdu ki çözmeniz gereken bulmacanın ne olduğunu bilir ve o amaca ulaşmaya çalışırdınız. Luna'da ise her şey muallak, yani bu "sessizliği" iyi kullandığını söyleyemeyeceğim. Aynı sorun hikaye anlatımı için de geçerli. Aralarda nefis ara sahneler, nefis animasyonlar izliyoruz ama oyunun sonuna kadar parçaları bir türlü birleştirmek mümkün olmuyor. Tamam ortada kötü bir güç var, geçmişte yapılan bir hatayı telafi etmeye çalışıyoruz, bunun için zamanı manipüle ettiğimiz yerler de oluyor. Ama hikayeyi anlayarak ilerleyemediğimiz için oyunun sonu da istenen etkiyi tam olarak yaratamıyor, duygusal bir şeyler olduğunu fark ediyor ama tam da anlam veremiyorsunuz. Bence oyunun en büyük falsosu bu olmuş.

Oyunun el çizimi grafik ve animasyonları gerçekten de harika, insanı bir çizgifilmin içerisindeymiş gibi hissettiriyor. Hele bazı ekranlardaki renk cümbüşüne (vitraylı odada bunu çok net göreceksiniz) cidden bayıldım. Çoğu ekran bir masal kitabından fırlamış gibi, hele yine ayrı bir hikaye anlatan halı motifleri, duvar resimleri falan hayran hayran seyredilecek kalitede. Çizimlerdeki detaylar cidden çok iyi. Oyunun Wang Qian imzalı soundtrack albümü ve müzikleri de atmosfere son derece uygun, sakin, dinlendirici, her odaya ayrı ruh katıyor. Ancak hikayedeki kopukluk, odaları kendi içlerinde ayrı değerlendirmenize, grafiklere ve müziklere hayran olup gerisini pek de umursamamanıza neden oluyor.

Eğer Lantern Studio grafik ve müziklere gösterdiği özeni hikayeye ve o hikayeyi anlatım biçimine de gösterseymiş, türün en iyileri arasına ismini yazdırabilecek bir oyunmuş Luna. Belki de ilk oyunları olduğu için eksikliklerinin farkına tam olarak varamamış olabilirler ama gördüğüm kadarıyla eleştirileri dikkate alıyor ve iletişimde kalmaya da çalışıyorlar. Dolayısıyla bu yönde kendilerini geliştirirlerse ikinci bir Amanita olmamaları için sebep göremiyorum.

SON KARAR

Lantern Studio ilk oyunuyla gelecek vaat eden bir stüdyo olduğunu gösterdi. Eksiklerinin farkına vardıkları taktirde ileride Luna'dan çok daha iyi adventure oyunlarıyla karşımıza çıkacaklarına inancım tam.

LUNA The Shadow Dust
Yakışıklı değil ama sempatik
7.0
Artılar
  • Oyunun grafikleri bir masal kitabından fırlamış gibi
  • Müzikler atmosfere son derece uygun
  • Bu tür oyunlarla yeni tanışanlara hoş bir deneyim sunuyor
  • Oda tasarımları çeşitli
Eksiler
  • Oyun hem çok basit, hem çok kısa
  • Bazı bulmacalarda angarya tekrarlar var
  • Hikayesini çok da başarılı anlattığı söylenemez
YORUMLAR
Parolamı Unuttum