Octopath Traveler 0 - İnceleme

Sıfırdan başlamak hiç bu kadar uzun hissettirmemişti…

Octopath Traveler 0 ilk duyurulduğunda daha iki oyunu olan bir serinin “geçmişini” anlatan bir oyun yapıyor olmalarına şaşırmıştım, çünkü bu oyunun aslında Octopath’in mobil gacha oyunu olan “Champions of the Continent”in tek kişilik bir oyuna çevrilmiş hali olduğunu bilmiyordum. Hatta dürüst olayım, o mobil gachanın nasıl bir şey olduğuna dair bile en ufak bir fikrim yoktu, o yüzden ne bekleyeceğimi bilemiyordum. Oyunların 70 dolarlarda olduğu günümüzde 40 dolarlık fiyatıyla da beni şüphelendirmişti ama. Dümdüz bir mobil oyun portu mu olacaktı bu yoksa?

Ama oyun hakkında biraz araştırma yapınca haksızlık yaptığımı, oynayınca da ayıp ettiğimi fark ettim, çünkü “gachanın tek kişilik oyuna çevrilmiş versiyonu” demek, Octopath Traveler 0’yu biraz küçümsermiş gibi oluyor. “Champions of the Continent”in senaryosunun yeniden anlatımı demek daha uygun sanki. Ve önceki iki Octopath oyunundan bir hayli farklı olan da bir oyun.

WISHVALE’DEN SEVGİLERLE

Octopath Traveler 0’nun farklılığını daha oyuna başlarken ister istemez görüyorsunuz. Önceki iki oyun önceden belirlenmiş 8 karakterin hikâyesini anlatırken, Octopath 0’ya kendi karakterinizi oluşturarak başlıyorsunuz. Cinsiyetini, saçını, tenini, göz rengini, hatta en sevdiği yemeği (buna sonra değineceğim) bile seçtikten sonra kendinizi karakterinizin köyü olan Wishvale’de uyanırken buluyorsunuz. Her şey güllük gülistanlık giderken, tam kutlamanın ortasında bir anda “Scarlet Wings” isimli ordu ve onun generalinin köye saldırıp her şeyi yakıp yıkması ve köyde birçok kişinin ölmesi, bir kısmının da kaçmasıyla hikâyemizdeki kötülerin temelleri atılıyor. Ardından geçen bir süreden sonra sağ kalanlardan biri olan Stia ile Wishvale’e köyü tekrar inşa etmek için dönüyoruz. Tabii bir yandan bu saldırıdan sağ kalanları bulmaya, diğer yandan da köyümüze saldıranlardan intikam almak da ana hedeflerimizden. Bu paragraftan çok fazla spoiler verdiğimi düşünebilirsiniz, ama bu anlattığım kısım oyunun ilk saatleri. Hatta ekran görüntülerinde de mümkün olduğunca dikkatli olmaya çalıştım, çünkü gerçek sonuyla birlikte 107 saatte bitirdiğim Octopath Traveler 0 bir hayli dallanıp budaklanıyor.

Fakat özünde Octopath Traveler 0’nun hikâyesi birçok farklı teması olan, ağır bir senaryoya sahip diyebilirim. Bir eve dönüş ve “yeniden yapılanma” hikâyesi olmasının yanı sıra, aynı zamanda insanların açgözlülüğünün ve arzularının kontrolden çıktığında ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatan da bir hikâye. Bunu anlatırken de oyun size pek de çocukmuşsunuz gibi davranmıyor. Hele oyunun ilk yarısındaki “Master of Power” görevinin bir kısmında karakterlerden birinin yaşanan olay sonrasındaki halini görünce oyunu kapatıp kendime gelmek için bir soluklanayım dediğim oldu.

Ayrıca nispeten de kişisel bir hikâyeye sahip Octopath Traveler 0. Bilmiyorum, belki ben oyunlara ya da genel olarak kurgu işlere gereğinden hızlı bağlanan bir insan evladıyım, ama oyunun özellikle Wishvale’le ve ana karakterle alakalı kısımları bir hayli hoşuma gitti, bazı anlarda duygulandırdı bile. Mesela karakter yaratırken “en sevdiği yemeği seçiyoruz” demiştim ya, oyunun Wishvale ve ana karakterle alakalı olan kısımlarında buraya yazdığınız şey oyun içinde karşınıza çıkıyor. Başlangıç kısımlarını geçip oyunun ilerleyen kısımlarında karşıma çıkınca bir hayli şaşırdığımı söylemem lazım, çünkü başlangıç dışında göreceğimi pek düşünmüyordum. Bir de sebebini söylemeyeceğim ama saçma bir şey de yazmayın derim, en azından oyunun benim en duygusal bulduğum anlarından birini mahvetmek istemiyorsanız. Reddit’te birinin “human flesh” yazdığını gördüm de… Oyun da bir anda komediye dönüşüyor öyle.

Karakterlerin büyük bir kısmının gayet başarılı yazıldığına da değinmem lazım. Bazı kötü karakterler gerçekten aşırı kötü, bazıları ahlaki açıdan griyken; iyi diyebileceğimiz karakterlerde de bu denge söz konusu. Hiçbir karakter mükemmel değil, bu da haliyle karakterlere ve süregelen olaylara bağlanmayı biraz daha kolaylaştırıyor, özellikle oyunun ikinci yarısında. İlk yarısında bir noktada ana karakterimizin olaylardan bağının koptuğunu, sadece olaylara şahit olması için orada olduğunu düşündüğüm bir an olmadı değil, ama oyunun ikinci yarısı kesinlikle ilk yarının başlattığı her şeyi harika bir şekilde devam edip toparlıyor ve ana karakter olaylarda daha etkili bir role sahip oluyor.

Ama bu detay maalesef oyunun hikayesinde aktif rol oynayan karakterler için geçerli. Bildiğiniz üzere oyunda partinizde aktif olarak kullanabileceğiniz toplamda 36 tane karakter var ve bunların sekiz tanesi ilk Octopath oyunundaki karakterlerken, bir kısmı Champions of the Continent karakterleri, diğerleri de Octopath Traveler 0’ya özel karakterler. Benim canımı sıkan şeyse, Octopath 0’ya özel olan karakterlerin ilgi çekici olup, bu karakterlerin gelişimi için hiçbir çaba sarf edilmemesi ve hikâyede aşırı aktif bir rol almamaları. Hepsini Wishvale’e davet etmeden önce yapmanız gereken 5 ila 20 dakika arasında değişen uzunluğa sahip birer görevleri var, bazılarının da aktif rol aldığı kısa yan görevler var ama bunlar dışında kendileri ana senaryoda pek de aktif bir rol oynamıyorlar.

Gerçi Square Enix bunu bir nebze de olsa çözmeye çalışmış, yalan yok. Önceki Octopath oyunlarında da bulunan ve benim Tales of oyunlarında da görmeyi çok sevdiğim skitler, Octopath 0’da yine “Party Chat” (hayır, Pixopat programı olan değil) adıyla oyunda kendine yer bulmuş. Oynanabilir karakterlerden birini ilk defa partinize ekleyip Wishvale’e döndüğünüzde, ya da oyunun bazı önemli anlarında bu karakterin ana karakterimizle ve diğer oynanabilir karakterlerle sohbet ettiği, genellikle mizah dozajı yüksek olan muhabbetleri görebiliyorsunuz. Keşke Tales of’lardaki gibi seslendirme de olsaymış diyor insan, zaten bu yan karakterleri pek duyamıyoruz yahu…

BİRAZ MOLA VEREBİLİR MİYİZ YA?

Bu kadar ana senaryo, karakterler demişken oyunun kabak gibi ortada olan ve bu incelemenin gecikmesinin en büyük sebebine… Arkadaşlar bu oyun ÇOK UZUN! Önceki paragraflarda “107 saat” diye belirtmiştim ya, orada yaptığım şeyleri söylüyorum size: Ana hikâyeyi bitirdim, yan görevleri yaptım, tüm karakterleri topladım. Wishvale’i toparladığımız 5 görevi ve karakterleri topladığımız görevleri de dahil edince toplamda 50 – 55 tane yan görev var oyunda. Wishvale görevleri dışındakiler de o kadar uzun değil. Ki gerçek sonu aldığınızda açılan süper boss’u kesmedim ve Wishvale’de açtığınız kolezyum için topladığınız canavarlardan birini de toplamadım daha. Anlayacağınız bu sürenin aşırı büyük bir kısmı ana hikâyede geçti.

İşte tam olarak bu noktada oyunun bir gachadan tek kişilik bir oyuna çevrildiğine gerçekten emin oldum. Ana hikâyede ilerledikçe çoğu gachada olan, süre uzatmak için kullanılan taktiklerden biri olan “…” diyalogları (genellikle karakterlerin homurdanma, sızlanma vs. gibi sesler çıkardığında bolca görünüyor bu) daha çok gözüme batmaya başladı, oyunun senaryosunun anlatım tarzında neresinin güncellemenin sonu neresinin yeni güncellemenin başı olduğunu parmakla gösterir hale geldim… İstemeden de olsa 2024’teki bir yıllık gacha batağına düşmem oyun basını hayatımda bir işe yaradı gibi hissettim.

Tabii bu “diyalog şişiricileri” çıkartsak bile oyunun süresinin o kadar da kısalacağını düşünmüyorum. Champions of the Continent hakkında pek fikrim olmadığından biraz araştırma yapayım dedim ve Octopath 0’nun, COTC hikâyesinin v2.14 güncellemesine kadar olan kısmını anlatıyormuş. Gacha örneğiyle bunu Genshin Impact’in Mondstadt, Liyue ve Inazuma hükümdar görevlerinin tek seferde kafamıza atılması, MMO örneğiyle de bunu Final Fantasy XIV’ün A Realm Reborn ve Heavensward ana görevlerinin tek seferde kafamıza atılması şeklinde nitelendirebilirim sanırım. Bu tarz oyunların hikâyeleri genellikle parça parça yayınlandığından dolayı o kadar uzun hissettirmiyor, ama tek seferde tek bir oyunmuş gibi oynayınca uzunluğu çarpıntı yapabiliyor. Gerçi fark ettiyseniz de biraz önce oyunun senaryosundan ve karakterlerinden bahsederken “ilk yarı”, “ikinci yarı” gibi terimler kullandım, çünkü oyun bir noktada “Bak bu noktada mola verebilirsin istersen” diye bariz bir uyarıda bulunuyor çaktırmadan. Ne olduğundan tam olarak bahsetmeyeceğim ama anlayacağınızdan eminim. Siz benim yaptığımı yapmayın, orada biraz soluklanın derim.

Şimdi “Kardeşim sen Persona 5 Royal falan oynayan adamsın, ne ağladın bu süre muhabbetinden be” diyebilirsiniz. Yani evet, Persona 5 Royal’ı 9 – 10 günde paketleyip incelemiş biriyim. Gerçi o da 6 yıl önceydi, yaşlandım arada biraz. Ama bu yine de Octopath 0 neden böyle oldu diye düşünmemin önüne geçmedi ve kendimce bir cevaba ulaştım: Oynanış döngüsü bu uzunlukta bir oyun için nispeten kısır.

Şöyle diyeyim… Octopath Traveler 0’da yapabildiğiniz şeyler hikâyeyi takip etmek, yan görevleri yapmak ve Wishvale’i geliştirip düzenlemek. Ana görevlerde yaptığınız şey A noktasından B noktasına gidip ara sahne izlemek ya da dövüşmek. Yan görevlerde yaptığınız şey A noktasından B noktasına gidip gerekli şeyi almak, ara sahne izlemek ya da dövüşmek. Bunlar dışında oyunda oynanış açısından tek farklı olan şey “şehir inşa” kısmı, ki o da nispeten kısıtlı. Hatta oyunu bitirmeden tam anlamıyla Wishvale’i değiştiremiyorsunuz, bazı binaların köydeki yerlerini değiştirebilmeniz için oyunu bitirmeniz şart. Her şeyi açmış olsanız bile dediğim gibi, “şehir inşa” olayından da bir noktadan sonra hevesinizi alıp Wishvale’i kendi haline bırakıyorsunuz zaten. Ve Wishvale’le alakalı olan görev serisi “Rekindling the Flame”i çabucak yapmanızı tavsiye ederim, çünkü oyunun birçok oynanış kalitesini yükselten, aktif olmayan karakterlerin tecrübe ve iş puanı kazanabilmesi, oluşturduğunuz karakteri düzenleme, daha fazla yardımcı NPC karakter çağırabilme gibi özellikleri bu görevlerin arkasında gizli.

Bunun yanı sıra Wishvale’e oynanabilir karakterler dışında, diğer şehirlerdeki NPC’leri de davet edebiliyor, bunları şehirdeki evlere ya da şehrin istediğiniz yerine yerleştirebiliyorsunuz. Bu karakterlerin bazıları Wishvale’deki tarla, antrenman alanı, çiftlik gibi önemli yerler için daha fazla hasılat, daha fazla XP kazanma gibi bonuslar sağlarken, bazıları da sizlere düzenli olarak para, materyal, ekipman gibi şeyler veriyor. Önceki oyunlarda da olan “Path Action” isimli mekanik aracılığıyla NPC’leri Wishvale’e davet edebiliyorsunuz ve bu Octopath 0’da en çok kullanacağınız mekaniklerden biri. Çünkü her NPC’yi Wishvale’e davet edemeseniz bile, Path Action’la bu NPC’lerden ekipmanlar, yeni yetenekler, materyaller gibi şeyler kazanabiliyorsunuz. Bunları alabilmeyi garantilemek için de oyunda görevler yaptıkça ya da oynanabilir karakterlerle dostluk seviyenizi yükselttikçe kazandığınız “Güç”, “Varlık” ve “Şöhret” puanlarınızı yüksek tutmanız gerekiyor. Böyle deyince sanki oyunda yaptığınız şeyler çok etkiliyormuş gibi oldu ama… Yok. Oyunu oynadıkça bunlar kendi kendine yükseliyor zaten. Sadece bazı NPC’lerle direkt etkileşime girmenizi engelliyor bu, o kadar.

Bunları da yaptıktan sonra oyunun oynanış döngüsü ara sahne izleme ve dövüşme arasında dönüp duruyor. Bunun farkına vardığımda da çoğu insanın hala dönüp oynadığı ve sevdiği RYO’ları düşündüm ister istemez. İnsanlar hala Skyrim’i oynuyor, çünkü yapabileceğiniz şeylerin sınırı yok. İnsanlar hala The Witcher 3 oynuyor, çünkü hiçbir şey olmasa bile Gwent var. JRYO’lara bile bakınca bu böyle. Final Fantasy 7 oynanış döngüsünü kırmak için mini oyunlar ekledi (belki biraz fazla da olsa varlar en azından), keza 8 ve 9’un kart oyunları, 10’un Blitzball’u var. Final Fantasy XV’in açık dünyası, balıkçılığı var. Kingdom Hearts’ların mini oyunları var. Persona’lar bu döngüyü sosyal hayat oynanışıyla kırıyor zaten… Saymakla bitmez bu liste kısaca.

Octopath’in önceki oyunlarında da böyle mini oyunlar yoktu, evet, ama hem farklı mekanikler vardı (canavar yakalama gibi) hem de bu kadar uzun değillerdi. Sadece ana senaryosuyla bile aşırı uzun olan bir oyuna insanların soluklanıp başka şeylerle ilgilenmesi için ufak bir iki mini oyun eklenebilirmiş sanki. Hani o kadar çok istiyordum ki, kendine çırak arayan bir balıkçıya yardım ettiğimiz yan görevin sonunda kesin bizi “çırak” olarak alacağına ve oyunun “Balıkçılık” kısmını açacağımıza kendi kendimi inandırmıştım… Büyük bir hayal kırıklığıyla görevi bitirdiğimi söylememe gerek yok sanırım. Bir de utanmadan sonunda “Neyse, çırak lazım olursa seni çağırırız” demiyorlar mı… (Diyorlar)

(DÜŞMAN KALKANINI) VUR, KIR, PARÇALA

İşin güzel yanıysa, oyunun “dövüş” kısmını bir hayli beğendim. Önceki Octopath’lerin aksine bu sefer dört kişilik bir partimiz yok. Dört ön sıra, dört arka sırada olmak üzere toplam sekiz kişilik bir partiyle dövüşüyoruz. Savaş esnasında arkadaki ve öndeki karakterleri, aynı sütundakilerle istediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz, bu da oyunun sıra tabanlı dövüşlerine ekstra bir taktiksel katman olarak ekleniyor. Tıpkı önceki Octopath’lerde olduğu gibi, burada da dövüşlerde asıl odak noktanız düşmanın zayıflıklarını bulup, bu zayıflıklarla saldırıp, kalkanını kırmak.

Bazı özel karakterler dışında, oyunda ana karakterimizin de hepsini açabilip kullanabileceği toplamda sekiz tane Job (sınıf yahu işte) var. 36 karakter arasında aynı sınıfta olanlar var haliyle, ama işin güzel yanı da ana karakterin sınıfı dahil tüm aynı sınıftaki karakterler her sınıfın ayrı bir noktasına odaklanıyor. Mesela Scholar sınıfından iki farklı karakter olan Alexia ve Xerc’ü ele alalım: İkisi de büyü odaklı karakterler, ama Alexia’nın kendi setindeki büyüler yıldırım ve karanlık elementi hasarı verip, “Ultimate” yeteneği de element hasarı vermeyen büyük bir saldırı yapıyorken, Xerc daha çok element saldırılarına odaklı bir büyücü karakteri. Ya da Warrior sınıfı olan Reime ve Octopath Traveler 1’den gelen Olberic’i ele alalım: Olberic daha çok tank gibi çalışıp, saldırılarının büyük bir kısmı da mızrak silahına odaklıyken, Reime daha çok kılıç odaklı saldırılar yapıp, düşman saldırılarını geri vurmaya odaklı bir karakter. O yüzden bir partide aynı sınıftan iki karakter kullanmak pek de saçma olmuyor. Benim oyun sonundaki sekiz kişilik ekibimde iki Hunter (Delitia ve H’aanit), iki Scholar (Alexia ve Cyrus) vardı hani.

Eğer bu kadar parti seçeneği yetmediyse, karakterlere neredeyse istediğiniz her saldırıyı öğrenip kullandırabiliyorsunuz da. Oyunda dövüştükçe XP ve JP kazanıyorsunuz. Bu “Job Point”leri en başta karakterlerin yeteneklerini, ardından “Ultimate” saldırısını ve ekstra yetenekleri takabileceğiniz slotları açmak için kullanabiliyor olmanızın yanı sıra, karakterlerin sahip olduğu yetenekleri “master” mekaniğini kullanıp çoğaltabiliyorsunuz da. Bazı karakterlerin kendilerine aşırı özel yetenekleri hariç neredeyse tüm yeteneklerde kullanabildiğiniz bu “master” mekaniği neredeyse oyunu kırmama sebep oldu diyebilirim. Olberic’in tüm yeteneklerini açtıktan sonra, üstündeki tüm JP’yi 9999 üzeri hasar vurmasını sağlayan “Surpassing Power” yeteneğine basıp sekiz tane ürettim, partideki tüm ana hasar vurucu karakterlerime taktım ve oyun bir anda aşırı kolaylaştı mesela… Gerçi bu tarz, bir özelliği spesifik bir yetenek arkasına kitleyen mekaniklerin pek de hayranı değilim ama, neyse. Boş yere bir yetenek slotumu çalıyor günün sonunda.

“Kolaylaştırdı” dediğime bakmayın bu arada, kolaylaştırmadan kastım neredeyse düşmanlara tek atabilmek. Octopath Traveler 0, eğer oyunun mekaniklerini doğru düzgün takip edip kullanırsanız, nispeten kolay bir oyun. Aşırı karakter kasmayı da gerektirmiyor. Hikâye görevlerini takip edip ilerlediğiniz sürece aktif partinizin düşük seviyelerde kalması pek de mümkün değil, ki bence Octopath oyunları genel olarak “karakter seviyesi”ni o kadar önemsemenizi gerektiren oyunlar da değil. Daha çok üstünüzdeki ekipmanların iyiliğine bakıyor, çünkü seviye atladıkça kazandığınız istatistik bonusları o kadar da fazla değil. Benim yaptığım tek “kasma” süreci kadroya bir anda bir sürü yeni karakter katılınca hepsinin tüm yeteneklerini, Ultimate saldırılarını ve yetenek slotlarını açmak için JP gerektiğinde olmuştu, seviye konusunda pek de ihtiyacım olmadı. 107 saatlik maceramda beni iki tane boss dövüşü zorlamıştı: Birinde düşmanın kalkanı kırılıp geri geldiğinde daha güçlü olduğunu fark ettim, o yüzden dövüşü bossun kalkanını hiç kırmadan bitirdim, bir hayli kolay oldu. Diğerinde de bossun çok fazla fiziksel saldırı yaptığını fark ettim, dövüşten çıkıp fiziksel saldırıları üç turluğuna etkisiz kılan “Parry” yeteneğini tüm karakterlere takıp geri döndüm, üç – dört turda halloldu o dövüş de. Dediğim gibi, mekanikleri anlayıp ne yaptığınızı bildiğiniz sürece üstesinden gelemeyeceğiniz dövüş yok oyunda.

YİNE Mİ HD-2D? (YİNE)

Octopath Traveler’ın ilk çıktığı dönemde herkesin dikkatini çeken ilk şey tabii ki de görselliğiydi. JRYO’ların altın dönemi olan 16-bit döneminin klasik görselliğini çok güzel, keskin bir kaliteyle, günümüze uygun ışıklandırma ve kamera teknikleriyle sunan bir oyundu sonuçta. Benim ilk gördüğümden bu yana hoşuma giden görselliği, Octopath Traveler 0’da da hala hoşuma gidiyor. Oyunun görselliği, bölge ve zindan tasarımları, efektleri her baktığımda beni tatmin ediyor, ne yalan söyleyeyim.

Ama bir kitle inatla bunun “nostalji yemi” olduğunu söyleyip duruyor, ki bu da beni biraz rahatsız ediyor ya. Evet, 90’larda popüler olan bir sanat tasarımı kullanıyorlar ve Octopath oyunlarının bir kısmı o dönemlere bir saygı duruşu gibi oyunlar. Fakat bence bu sanat tasarımı hala geçerliliği olan ve üstünden hikâyeler anlatılabilecek bir tarz. Foto realizm iyi, güzel, hoş; ama bir noktada Octopath’inki gibi sanat tasarımı tercihi yapan oyunların hem oyun geliştiricilerinin hem de oyuncuların yaratıcılığını zorlayan, hatta o yaratıcılığı tekrar canlandıran oyunlar olduğuna inanıyorum. Karakterlerin duygularını, ruh hâlini 16-bit piksel spritelarla yansıtabilmek bence inanılmaz bir başarı.

Tabii 90’lara kıyasla şu an o duyguları bu spritelar üstünden yansıtmak daha kolay, çünkü seslendirme dediğimiz şeyler geldi oyunlara o arada geçen 30 yılda. Octopath Traveler 0’da da biraz kafam karışık maalesef. Ana karakterlerin büyük bir kısmı aş-şırı başarılı bir iş çıkarmış kesinlikle. Sazantos’undan Richard’ına herkes en iyi işlerini çıkarmış. Ama bazı yan karakterler ve NPC’lerin İngilizce seslendirmesi de biraz yavan kalmış bunların yanında. Hele ki oyun ilk çıktığında seslendirmelerin ses kalitesi de bir hayli kötüydü, ama neyse ki hemen çözdüler onu.

Müzikler ise hiç şaşırtmayan bir şekilde inanılmaz başarılı. Önceki Octopath oyunlarının ana bestekârlığını yapmasının yanı sıra Umamusume, Final Fantasy VII Rebirth, Kingdom Hearts III, Gravity Rush 2 gibi birçok oyunun müziklerine de yardımcı olmuş Yasunori Nishiki, Octopath 0’da da harika bir iş çıkarmış. Parçaların bir kısmı orijinal oyundan ve Champions of the Continent’dan olsa da, Octopath 0’ya özel şarkılar da bir hayli başarılı. Valore’un hafif noir soslu melodileri, Wishvale’in klasik “başlangıç köyü” müziğinin oyunda ilerledikçe olan evrimi, dövüş ve boss müzikleri derken sırf müzikleri istediğim gibi dinleyebilmek için Wishvale’e hemen müzeyi dikip orada topladığım şarkıları dinlemeye başladım.

ÇOK KARMAŞIK DUYGULAR İÇİNDEYİM…

Octopath Traveler 0’yla neredeyse 1.5 ay boyunca cebelleştim. Oyunun bazen beni yorduğu anlar olmadı değil, hatta bir noktada oyunu bitirmeden mi incelesem diye düşündüğüm bile oldu. Fakat oyunun ikinci yarısı, özellikle de son çeyreği beni öyle bir içine çekip öyle bir güzel bitirdi ki… İyi ki oynamışım dedim emeği geçenler ekranında.

Tam olarak bu yüzden de gerçekten ilginç bir oyun olduğunu düşünüyorum Octopath Traveler 0’nun. Oynanış döngüsü biraz daha çeşitli olmuş olsa, diyaloglardaki şişirmeler atılsa rahatlıkla “En iyi Octopath oyunu” diyebileceğim bir oyun. Çünkü diğer iki oyunun aksine daha odaklı ve insanların daha iyi takip edebileceği bir hikâye anlatımına, önceki oyunların oynanışının daha gelişmiş bir versiyonuna ve harika karakterlere sahip bir oyun. Önerirken de kendimi tam bir “shounen anime öneren insan evladı” gibi hissediyorum: “Abi şimdi sıkıcı geliyor sana ama anime 68. bölümde açılıyor ya! Vallahi bak!”

SON KARAR

Oynanışıyla, hikâyesiyle ve karakterleriyle harika bir JRYO olan Octopath Traveler 0, maalesef ki aşırı uzun oynanış süresi ve çeşitliliği az olan oynanış döngüsüyle herkese öneremeyeceğim bir oyun.

Octopath Traveler 0
Çok İyi
8.0
Artılar
  • Ağır, nispeten karanlık tonlardan kaçmayan, kişisel bir hikâye
  • Bunun üstüne kötülerden yürüyen senaryo işini de güzel yapmışlar
  • 8 kişilik parti oynanışı aşırı eğlenceli
  • HD-2D görsellik hala çok güzel görünüyor
  • Müzikleri ve ana ekibin seslendirmesi çok iyi


Eksiler
  • Ama bazı aşırı kötü seslendirme performansları da var
  • Aşırı uzun hikâyesi bir noktadan sonra yorabilir
  • Bu aşırı uzun hikâyeyi kenara koyup onun dışında yapabileceğiniz şeylerin sayısı da az


YORUMLAR
Parolamı Unuttum