Oynadınız Mı? - Aether & Iron

Bence oynamalısınız

Oynadınız Mı? serimizin bugünkü konuğu Aether & Iron, duyurusuyla dikkatimi çeken, Steam Next Fest’te paylaşılan demosuyla da takip listemdeki yerini perçinleyen bir oyundu. “Bir fırsat bulup göz atmak gerek” diyordum, haliyle fırsatı bulur bulmaz da maceraya atıldım. Sonrasında olaylar gelişti, onlarca saat boyunca sürecek bir yolculuğa eşlik ederken buldum kendimi. Yolculuk izlenimlerimi de sizinle paylaşayım istedim. Zira, eşlik etmekten keyif aldığım bir macera uzanıyor önümüzde.

"Decopunk RYO da nedir?" sorusuna cevap olabilecek bir oyun...

Aether & Iron, geliştiricilerinin “decopunk RYO” olarak tanımladığı bir oyun. “Nedir bu decopunk?” diye soracak olursanız hızlıca bir üstünden geçmiş olalım. Daha önce ele aldığımız “Oyunlarda Punk Akımları”ndan birisi olan “dizelpunk”ın bir alt türü olur kendileri. Fakat arada bazı farklılıklar da bulunmakta. 

Dizelpunkta “paslı ve karanlık” bir yapı söz konusuyken decopunk, “krom ağırlıklı ve ışıltılı” bir yapı sunar. 1910’lar ile 1940’lar arasında popüler olan Art Deco ve Streamline Moderne (akışkan çizgisellik) sanat tarzlarının hâkim olduğu bir tablo söz konusudur. Gökdelenler, uçan gemiler ve dönemin Amerikan şehir estetiğinin ön planda olduğu söylenebilir. Özetle, sanat ve mimari açıdan bakıldığında zarafetin resmedildiği, öte yandan biraz kazıdığınızda altında çeşitli tehditleri de barındıran bir tablodan bahsetmek mümkün. Zarafet ile tehlike böyle kol kola gezerken, arka planda caz müziği eşlik eder bu tabloya.

İşte Aether & Iron da tam olarak böyle bir oyun. Decopunk için sıralanabilecek ne kadar özellik varsa bünyesinde toplamış gibi. Estetik tarzı, hikayesi, müzikleriyle bu sıfatın hakkını veriyor. 

Alternatif bir evrende, 1930’lara yol alıyoruz. Anti-yerçekimi teknolojisi ve bunun için kullanılan ether (aether) sayesinde yalnızca araçlar ve yollar gökyüzüne yükselmekle kalmamış, New York City de havada süzülüyor. 

İnsanlar bu uçan adalarda yaşamaya başlasalar da kaderleri çok da değişmemiş aslında. Yine kimileri yukarılarda ışıltılı bir hayat sürerken alt tabakanın sefalete, yoksulluğa mahkûm edildiği, hastalıkların pençesinde kıvrandığı, suçun alıp yürüdüğü, bunlar yetmezmiş gibi bir de gücü eline geçirmiş baronların ayakları altında ezildikleri, zulüm görüp can verdikleri bir ortam karşılıyor bizi.

Kahramanımız (daha doğrusu anti-kahramanımız) Gia “Eight-Shot” Randazzo, ters giden bir iş sonucunda hem çok sevdiği bir ismi hem de itibarını kaybetmiş bir kaçakçı. Geliri az, çok demeden önüne ne iş çıkarsa alacak durumda. Böyle bir günde, eski müşterilerinden birisi üst şehirden birisini alıp alt şehre getirmesini istiyor. Gia da haliyle görevi kabul ediyor. 

Normalde genç ve de sevimli bir hanımefendi (Doktor Elanor Reinhardt veya kullanmayı tercih ettiği isimle Nellie) için şoförlük yapmaktan ibaret gibi başlayan görev, saldırıya uğramaları, Gia’nın arabasının ve de arabada bıraktıkları çantanın çalınmasıyla başka bir boyuta taşınıyor.

Nellie, ether teknolojisi ile ilgili bir çalışmada yer alıyormuş ve çalınan çantada da bu çalışmayla ilgili dosyalar bulunuyormuş. Alt şehirde eski dostlarımızın da yardımıyla Gia’nın otomobilini bulup çantayı geri almaya çalışıyoruz tahmin edilebileceği üzere. Bu şekilde başlayan macera, dallanıp budaklanıyor ve sonrasında siyasi entrikaların ortasında buluyoruz kendimizi.

Disco Elysium’a benzer şekilde diyalog ağırlıklı ilerleyen, diyalogların kimi bölümlerinde de yetenek denemeleri yapmak durumunda kaldığınız bir oynanıştan söz etmek mümkün. Yetenek denemeleri için zarlar atılıyor, o deneme için gerekli sayıya ulaşabilirseniz başarılı oluyor, aksi takdirde de şansınıza küsüyorsunuz.

Karakterinizin (kimi zaman da ekip üyelerinin toplamının) o alandaki yeteneği de zarlardan gelen sayıya ekleniyor. Örneğin “brainiac” yeteneğinden +2 puanınız var diyelim. Bu alanda zorluk derecesi 10 olan bir deneme için 2 zarda gelen sayıların toplamının 8 olması yeterli sizin için. Öte yandan bunun tersi durumlar da geçerli. Bazı yetenek denemeleri için de eksi puanınız oluyor, haliyle bunları başarmak bir miktar daha zorlaşıyor. 

Sadece diyaloglar için değil, örneğin kilitli kapıları açmak veya bir enkazdan işe yarar şeyler bulmak için de yetenek zarlarına başvuruyorsunuz. Bazı yetenek denemeleri isteğe bağlı tabii. Bunları yapmak zorunda değilsiniz, ama başarılı olmanız durumunda hem maddi getirileri olabiliyor, işe yarar şeyler kazanabiliyorsunuz, hem de karakteriniz tecrübe puanı ediniyor. 

Görevleri yaptıkça ve yetenek denemelerinde başarılı oldukça elde ettiğiniz bu tecrübe puanlarını da ekip üyelerinizin yeteneklerini geliştirmek için kullanıyorsunuz.

Ekip üyelerinden söz açılmışken kısaca o konudan da bahsetmiş olayım. Başlangıçta Gia tek tabanca olarak takılsa da hikâye ilerledikçe ekip büyüyor. Zaten hikâyenin hemen başında Nellie ile yol arkadaşlığımız başlamış oluyor. Sonrasında araçlar konusunda desteğine başvurduğumuz ve ilk görevlerimizi de aldığımız Cress ve geçmişten gelen meseleleri bir kenara bırakıp birlikte çalışmanın bir yolunu bulmamız gereken Needles gibi isimlerle kadro genişliyor. Her bir karakterin öne çıkan bazı özellikleri var. Bu özelliklerden olabildiğince faydalanarak hedefe doğru yol almaya çalışıyoruz.

Oynanışın bir de araç kovalama ve çatışma kısmı bulunuyor. Sıra tabanlı araç savaşlarında peşinizdekileri atlatmaya, etkisiz hale getirmeye veya içinde bulunduğunuz duruma göre belirli bir tur boyunca hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Kullandığınız aracı geliştirip yeni silahlarla donattıkça veya ek parçalar taktıkça, bu çatışmalarda yapabileceğiniz hamleler de çeşitleniyor. Kovalamacaların ardından en yakın garaja doğru yol alıp aracınızı tamir etmekte fayda var. Aksi halde sürpriz karşılaşmalar bir anda ölüm kalım mücadelesine dönüşebiliyor.

Aracınızı tamir edip geliştirmek başta olmak üzere çeşitli amaçlarla kullanacağınız parçaları ve eşyaları çatışmalardan veya görev ödülü olarak elde ettiğiniz gibi, alışveriş yaparak da temin edebiliyorsunuz. Bazı isimleri arada bir ziyaret edip zulalarında ne olduğuna göz atın derim, işinize yarayacak çeşit çeşit eşya bulunuyor. Örneğin yetenek denemesinde başarısız olmanız halinde tekrar atış hakkı sunan altın zarlar, çevirme noktalarından sorunsuz geçebilmenizi sağlayan sahte belgeler veya başlarını diğer tarafa çevirip sizi görmezden gelmeleri için birilerine hediye edebileceğiniz kaçak mallar gibi şeyler gayet işlevsel olabiliyor sizin için.

Genel olarak oyunun atmosferinin güzel kurulduğunu düşünüyorum. Hal böyle olunca da bu şehri daha iyi tanımak, şehrin sakinleri ve etrafta olup bitenler hakkında daha fazla bilgi edinebilmek için teklif edilen veya tesadüfen karşımıza çıkan hemen her yan görevi yapmaya, kişilerle konuşurken mümkün olabildiğince çok diyalog seçeneğini gözden geçirmeye çalıştığımı söyleyebilirim. “İyi ki de öyle yapmışım” diyorum. Bazen, ana hikayeyle doğrudan alakalı olmayan yan olaylar bile oyundan aldığınız keyfi artırabilecek detaylar sunabiliyor. Böyle olmasa bile, söz gelimi hastalığın pençesinde son nefeslerini vermekte olan bir aileyi hayata döndürmenin huzurunu yaşayabiliyorsunuz. Kaldı ki, böyle bir durumda yapacağınız tercih, karakterleriniz arasındaki ilişkiden oyunun ilerleyen kısımlarında karşılaşabileceğiniz bazı engelleri ne şekilde aşacağınıza, farklı şeyleri de etkileyebiliyor. Bu nedenle, üşengeçlik etmeyip siz de bunlara biraz daha fazla zaman ayırın derim.

Örneğin, Gia’nın amcası Zio ile bağları veya şehir sakinlerinin Zio’yu nasıl hatırladığı gibi detayları, eğer çok da odaklanmazsanız üstünkörü bir şekilde geçebilirsiniz. Ama biraz daha yakından bakmaya niyetlenirseniz, oyundaki karakterlerin ete kemiğe büründüğüne şahitlik edebilir, kendinizi atmosfere daha çok kaptırabilirsiniz. Kahramanımızın “Eight-Shot” lakabının nereden geldiğini er ya da geç öğreneceksiniz belki ama eğer diyalog dalları arasında biraz daha dolanırsanız, bunun Gia’nın omuzlarında nasıl bir yük olduğunu daha net anlayabilirsiniz. Benim için oyunu daha güzel hale getiren bunlar gibi daha birçok detay var.

Bu söylediklerimden de anlaşılmıştır, ama altını çizmek adına belirtmiş olayım. Bu tarz oyunların gerektirdiği şekilde, yazım kalitesi açısından sınıfı geçen, hikâye anlatımıyla benden artıyı kapan bir oyun Aether & Iron. Bunu görsel ve işitsel kalitesiyle de desteklediği kanaatindeyim. 

Oyunun seslendirmeleri atmosfere çok uygun düşüyor. Özellikle başkarakterimiz Gia’nın seslendirmesi tam da olması gerektiği gibi bence. Müzikler konusunda da benzer şekilde iyi bir iş çıkarılmış. Caz seviyorsanız, bu oyunun müziklerinden de hoşlanacaksınızdır. Belki biraz daha çeşitlendirilebilirmiş, ama bir indie oyundan da öyle büyük bütçeli bir prodüksiyon beklememek lazım tabii. 

Ufak tefek bazı sıkıntıları da var oyunun. Ara yüzün üst üste bindiği, bazı metinlerin hatalı kaldığı veya yazı tipine ilişkin sorunların yaşandığına şahitlik edebilirsiniz. Çok sık olmamakla birlikte sahnelerin donup kaldığı veya yükleme adımına geçişte gecikmeler yaşandığını da görebilirsiniz. Oyunun eksi hanesine yazılabilecekler bunlarla sınırlı bence. 

Bir eksi olarak değil, sadece bir tespit olarak paylaşmak istediğim bir husus var bir de. Yapısı gereği metin ağırlıklı bir oyun. Haliyle Türkçe dil desteğinin bulunmaması, bazı oyuncular için bir engel teşkil edebilir. Yerelleştirme çalışmalarının (özellikle de böyle metni bol oyunlar söz konusu olduğunda), bağımsız geliştiriciler için ciddi bir külfet oluşturduğunu göz ardı etmemekte fayda var tabii. Dolayısıyla, bu sebepten ötürü eleştirmeyi çok da makul bulmuyorum. Fakat Disco Elysium örneğinde olduğu gibi, ileride bir gün Türkçe dil desteğine de kavuşmasını umuyorum. Böylece ülkemiz oyuncuları da doya doya tadını çıkarabilirler.

Son sözlerimi söyleyip bu yazıyı da noktalayayım artık. Aether & Iron, bana göre oynanması gereken bir oyun. Sadece sunduğu estetik haz için bile oynanır. Tabii siz yine de size hitap eden bir oyun olup olmadığını test etmek için demosuna bir göz atabilirsiniz.

YORUMLAR
Parolamı Unuttum