Oyun dünyasında geçirdiğiniz vakit arttıkça, sizi şaşırtabilecek ve heyecanlandırabilecek oyun sayısı da azalıyor haliyle. Assassin’s Creed yeni oyun çıkarıyormuş, aa ne güzel Doom geliyormuş, yeni Civilization bir sürü şeyi değiştirmiş falan ama… Hepsi öncekinin laciverti gibi hissettiriyor sanki bir noktadan sonra. İşte bu sebeple South of Midnight’ı ilk gördüğümde yaşadığım tatlı heyecan lacivert değildi. :)


Geliştiricimiz Compulsion Games, portföylerinde gördüğümüz We Happy Few ve Contrast gibi oyunlardan da anlayabileceğimiz üzere sanat tasarımıyla ve yaratıcılığıyla öne çıkan bir ekip. Bugüne kadar yaratıcılık seviyelerini yeteri kadar gösterdiklerini düşünüyorsanız sıkı durun, South of Midnight çıtayı bambaşka bir yere çekecek gibi duruyor.
Öncelikle bizim denediğimiz ön izleme versiyonunun yalnızca oyunun üçüncü bölümünü içerdiğini, dolayısıyla hikaye anlatımı ve senaryo kalitesi bakımından elimizde kısıtlı veri olduğunu belirterek başlayalım. Güney ABD’de konumlanan Prospero isimli “Redneck” cenneti kasabımız bir kasırga sebebiyle altüst oluyor. Ana karakterimiz Hazel’ın annesi de kasırga sırasında evleriyle birlikte ortadan kayboluyor ve Hazel ile birlikte annemizin peşinde tuhaf bir yolculuğa çıkıyoruz. Hazel bu yolculukta kadim ve büyülü bir varlık olan Weaver’lardan (sanırım dokumacı olarak çevrilecek) biri olduğunu öğreniyor. Yeteneklerini kontrol etmeye çalışıyor ve ABD’nin güney cephesinin tuhaf kültürü ve gotik havası bu yolculukta bize eşlik ediyor. Fena durmuyor değil mi?

Ön izleme sürümü hikayeye ortadan zıpladığı için bu hikayenin yalnızca “yetenekleri keşfetme” noktasına tanıklık edebildim, o sebeple net değerlendirme yapmak şimdilik pek mümkün değil. Ama bu süreçte bile harika bir yan hikayenin ana hikayeye eşlik ettiğini ve Witcher’vari bir şekilde yan hikaye etkileyiciliğiyle sonlandığını söyleyebilirim.
Gelelim oyunun ışığının gerçekten parladığı noktalara… Yahu bu nasıl bir sanat tasarımıdır? Oyun genel itibariyle stop-motion olarak tasarlanmış, yani tüm oyunda stop-motion bir film izliyormuşçasına efekt ve kurgu mevcut. Bu oyunun tasarım dilini gerçekten güçlendiriyor ama gördüğüm kadarıyla bazen yorabiliyor da. Benim gibi garibanlar “FPS mi düşüyor yoksa stop-motion şeysileri mi oluyor” ikileminde kalabilir, dikkat edin. :) Sanıyorum oyun çıkınca bu efektleri kapatma seçeneği de olacak, negatif bir durum yok yani ortada.
Peki ara sahneler? İşte orada şov başlıyor, çünkü stop-motion tasarımın gerçek gücünü ve etkileyiciliğini görebiliyoruz. Eğer tüm oyun gördüğüm kıvamda olursa, ara sahneleri izlemeye doyamayacağız gerçekten. Bu tarz oyunlar ilginizi çeksin veya çekmesin, mutlaka şimdiye kadar yayımlanan videolara göz atmalısınız.


Oynanış kısmında ise gördüğüm kadarıyla olumlu ve olumsuz noktalar var. Hazel’ın bu Weaver muhabbetleri oynanışa çok akıcı etmenler getiriyor. Yalnızca tek bir bölüm oynamış olsam da Hazel’ın kazandığı yeteneklerin oynanışı ne kadar çeşitlendirebileceğini görebildim. Her bölüm üstüne koya koya gidecekse, farklı ve birçok kombinasyona açık bir oynanış olacak demektir.
Hazel’ın yetenekleri, oyunun hemen hemen her yerinde oynanışı etkileyecek gibi duruyor. Gördüğüm kadarıyla bolca platform ögesi var ve onları aşmak için bu yetenekleri kullanmak zorunda olduğumuz gibi; savaşlarda da yeteneklerimizi göstermek zorundayız. Platform ögeleri fena eğlenceli duruyor, hatta yer yer Prince of Persia tadı bile veriyor. Ama dövüş kısımları…

İşte oyuna dair en büyük endişeme gelmiş bulunmaktayız: dövüş sekansları. Tekrar altını çiziyorum, ön izleme sürümü sonrasında birçok şey değişebilir. Ben de hepi topu bir bölüm oynadım sonuçta, yani tam yargıya varmak kesinlikle doğru değil. Ama yine de oyunun aksiyon kısımları birazcık tedirgin etti beni. Dövüşlerimiz Hazel’ın yetenekleriyle farklı kombinasyonlar kurabileceğimiz, yine bol bol atlamalı zıplamalı ve uçmalı şekilde tasarlanmış. Ama bu sekanslar o kadar birbirine benziyor ki… Gördüğüm kadarıyla “platform kısımlarını geç – hafif izole bölgeye gir – oradaki çıkış kapansın – benzer minvaldeki yaratıkları benzer minvaldeki yeteneklerle kes – çıkış açılsın” şeklinde. Tabi bunu görünce, “Bu Devil May Cry’da da kullanılan formül ve onda gayet de iyi tutuyor, bık bık konuşma Kıvanç” diyebilirsiniz, en doğal hakkınız. Ama ben de size bunun Devil May Cry’da tutma sebebinin MUHTEŞEM dövüş sistemi ve HARİKA kombolar olduğunu söyleyebilirim. Bu durumda siz de bana “ee, South of Midnight’ta vaziyet nasıl?” diye sorarsınız. Ben de size, demoda dövüş sisteminin “İYİ” ve komboların da “İYİ” olduğunu söylerim. Siz de bana bakıp hafifçe kafa sallar ve cevap vermezsiniz. Ve sanırım birbirimizi anlarız… Yani oyuna dair gözüme çarpan tek eksi bu, bu da biraz endişe verici bir eksi. Ama bakalım, oyunun geneline baktığımızda böyle bir şeyin olmadığını, dövüşlerin ve dövüş mekaniklerinin gittikçe açıldığını görmemiz de az bir olasılık değil.


Veee gelelim benim bu oyunu gerçekten bekleme sebebime… Arkadaş bu Amerika’nın güneyinin ayrı bir cazibesi var ya. Nedendir, nedir bilemiyorum ama bana öyle geliyor valla. Southern Gothic muhabbeti, özellikle müzikte kendini acayip gösteriyor. Umarım yanılmam ama South of Midnight’ın müziklerini çooook uzun bir süre dinleyeceğiz gibi duruyor. Red Dead Redemption müziklerini alın, biraz modernize edin, daha karanlık ama daha folk bir hale getirin. Bam! Bu tarza dark country, dark blues ya da swamp blues diyenler de var, o şekilde bakarsanız aslında az çok nasıl bir müzik tarzının benimsendiğini görebilirsiniz. Müzikleri o kadar şahane ki, oyunu falan salıp sadece müzikleri dinleyesiniz bile geliyor bazen. Tam sürümde nasıl güzellikler olacak tahmin bile edemiyorum.
Bu bahsettiğim southern gothic teması, oyunun genel rengi aslında. Karakter tasarımları, aksanlar, çevre, sesler, müzikler… Oyunun büyülü dünyasında bile bu etkiyi görebiliyoruz. Ve genel olarak South of Midnight’ın bu tarzının oyuna çok yakıştığını ve oyunu oldukça özgün kıldığını söyleyebilirim.
Özetle: South of Midnight’a ilişkin gördüğüm hemen hemen her şey beni heyecanlandırmayı başardı. Oyunun inanılmaz müzikleri ve sanat tasarımı, akıcı platform sekansları ve iyi bir potansiyel barındıran hikayesi, belli ki benzersiz bir tecrübe sunacak. Şu yukarıda anlattığım aksiyon konuları da çözülmüşse muhteşem bir oyun bizi bekliyor demek. Çözülmediyse veya tam olarak anlattığım gibiyse de merak etmeyin, South of Midnight yine de çok farklı bir şey olacak.