Yıllar yılı hakkı yenen oyunlar yapmak konusunda uzmanlaşan ve bu uzmanlığını en son 2024’te Banishers ile devam ettiren DON’T NOD Entertainment’ın yeni oyunu Aphelion bizlerle buluştu. Ancak ufak çaplı bir proje olduğu için hem firmanın iyi kotaramadığı şeyleri ciddi bir şekilde öne çıkaran, hem de bana hakkında söyleyecek çok fazla şey bırakmayan bir oyun kendisi, bu yüzden hızlıca lafa giriyorum. Aphelion aralarında olduğum DON’T NOD severleri tatmin etmeyeceğini düşündüğüm bir yapım, çünkü ihtiva ettiği fikir ve onu uygulayış biçimi olarak oyun olmasını gerektiren bir durum yok. 2 - 2.5 saatlik bir film olsa başında harcadığınız zamanı daha iyi değerlendirecek bir medya ürünü olurmuş. Oyun olarak çıkarılması bana göre yanlış bir karar.
DON’T NOD severlerin gözleri yaşlı (yine)
Bunun sebeplerine gelmeden önce, DON’T NOD’un en iyi yaptığı şeyden, yani hikâyeden bahsedelim. Aphelion, iklim değişikliği yüzünden insanoğlu için geri dönüşü olmayan noktaya hızla yaklaşan yeryüzünün ittirmesiyle yaşanabilir habitat bulmak için başka bir gezegene gönderilen iki kişinin başına gelenleri anlatıyor. Aynı zamanda oynanabilir karakterlerimiz olan bu iki kişi, Thomas ve Arianne, gönderildikleri Persephone isimli gezegene hem kazalı hem de belalı bir iniş gerçekleştiriyorlar ve birbirlerinden ayrı düşüyorlar. Oyunun hikayesi de iki karakterin perspektifi arasında zigzag çizerek birbirlerini bulma çabalarıyla gezegenin gizemine dair keşfettiklerini bizlere aktarıyor.
Buradan sonrasına dair ne anlatsam oyunun sayısı gerçekten az olan gizem ve sürprizlerini bozmuş olurum, o yüzden hikâyeye dair daha fazla detay vermiyorum. Direkt bende bıraktığı etkiye geçecek olursam, DON'T NOD yazarlarının kaleminin bu oyunda da güçlü olduğu kabulünde en baştan bulunmam lazım. Firmanın takipçilerinin duygusal kapasitesine oynama taktiğinin sonuç verdiği bir başka oyun Aphelion. Ses sanatçılarının otantik performansları ile ters köşesinin yolunu sessiz sakin yapıyor ve finale giden yolda ve sonrasındaki finalde insanı hiç de fena çarpmıyor. Arianne de Thomas da çok öyle ahım şahım karakterler değiller, ancak ses sanatçıları onları hayata geçirmek konusunda harika iş çıkardıkları için olmalarına gerek de kalmıyor zaten. Finalde onlarla yolunuzu ayırdığınızda minik bir kırgınlık yaşıyorsunuz. Hikâyenin vardığı nokta ve karakter performanslarının samimiliği bu kırgınlığı etkili kılıyor. Ancak Aphelion’un tecrübe etmeye değer, tecrübe etmeye sebep tarafları burada başlayıp bitiyor.
O kadar da hoplayıverme çekirge
Zira oyunun oynanışı hem pek keyifsiz hem de aşırı ham. Karakterlerimizin oynanış şekilleri arasındaki en önemli fark, Arianne’in gemiden sağ, Thomas’ın ise yaralı ve kıyafeti hasarlı çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Arianne bir yandan hoplayıp zıplayıp dağcılık yapıyor, bir yandan ekipmanı vasıtasıyla gezegenin eşsiz manyetik alanına müdahale ederek yol açıyor ve gezegende karşımıza çıkan gizemli yaşam formu Nemesis’in dikkatini dağıtıyor. Thomas ise “ah uh” diyerek ve oksijeni azaldığında oksijen aranma telaşıyla dümdüz etrafta yürüyüp dolaşıyor. Bu bağlamda Arianne oynaması daha incelikli olan karakter diyebiliriz ki Allah’tan oyunun çoğu bölümü ona ait. Ancak “daha incelikli” demek “keyifli” demek değil. Zira Thomas etine dişinizi geçirebileceğiniz bir oynanış sunmasa bile en azından insanı sinir etmiyor. Arianne maalesef ediyor çünkü DON'T NOD tırmanma animasyonlarıyla fiziğini pek kotaramamış. Animasyonların ekranda oluşturduğu görüntü zaten pek akıcı değil, karakterin ivmesi de gerçekçilikten fazlasıyla uzak. İşin bu kısmı zaten oyunun inandırıcılığına ciddi bir darbe vuruyor. Bunun dışında bir de oyunun tırmanma sisteminin yer yer fena sapıtması var.
Tırmanma mevzusu mekanik olarak basit. Karakteriniz bir çıkıntıdan asılı kaldığında yolundaki diğer çıkıntılar yakında WASD veya analog kol ile yön vererek tırmanmaya devam ediyorsunuz. Ancak tutunmanız gereken sıradaki çıkıntı biraz daha uzak ise siz yön komutunu verirken karakteriniz kolunu o yöne uzatıp sizden ekstra bir komut beklemeye başlıyor. Bu noktada zıplama tuşuna basıp zıplıyorsunuz, akabinde tutunma için belirlenen bir diğer tuşa basıp tutunuyorsunuz. Bu tip nispeten menzilli zıplamaları yaparken tutunma tuşuna basmazsanız ekranda bir tuş çıkıyor ve bunu da kaçırırsanız dipsiz uçurum Arianne’e kucak açıyor.
Bu sistemin sapıtabildiği ilk nokta Arianne’in yer yer siz tuşa bastığınız halde sıradaki çıkıntıyı yakalamaya reddetmesi, hatta bazen o son QTE çıkmadan direkt düşüp ölmesi. İkinci nokta da karakteriniz sıradaki çıkıntıyı gördüğünü belirtecek şekilde elini ona doğru uzattığı halde zıplama tuşuna bastığınızda çok daha uzak bir mesafeye zıplayıp hedefi bayağı kaçırarak yine uçuruma düşmesi. Üç boyutlu oyunlardaki platform sekansları, sık görüldükleri tür aksiyon-macera olduğu ve aksiyon-macera türü popülerliğinden dolayı konfor kazandığı için yıllar yılı fazlasıyla basitleşip sıkıcılaştı. Durum böyleyken, DON'T NOD’un bu oyun elementini herhangi bir yeni bakış açısı veya fikir getirmeden Aphelion’un baskın elementi yapması, sonra da üzerine asgari cilayı atamaması bence eleştiri gerektiren bir durum. Jusant gibi bir oyundan sonra Aphelion bana “ne alaka?” tepkisi verdirdi.
Buradakinin roketatarı yok
Platform sekanslarının yanında bir de oyunumuzun ölümsüz takipçisi Nemesis’ten kaçıp saklandığımızı kısımlar var. Manyetik alan manipülasyonu ve platform mekaniklerini bir arada kullanarak geçtiğimiz bu kısımlar da aynı şekilde epey sıkıcılar. Manyetik alan manipülasyonu da yaratıcı şekillerde veya girift kullanılabilmiş bir mekanik değil. Oyunun aşırı ham bir başka tarafı. Ancak platform mekanikleri arada sapıtıp sinir bozduğu için Nemesis’ten kaçmayı yeğlerim.
Aphelion bayağı bayağı bu kadarcık bir oyun. Tamamı buzlu bir gezegende geçtiği için görsel olarak sıkıcı ve Unreal Engine standardının da üzerinde bulanıklığa sahip, oynanışının sığlığını duygusal hikayesiyle affettirmeye çalışıp beceremeyen 6-7 saatlik bir tecrübe. Çok merak ediyorsanız Game Pass’ten oynamanızı, kesinlikle satın almamanızı önerebiliyorum ancak, çünkü bir DON’T NOD sever olarak bana varlığını haklı çıkaramadı.
Başlıklar
DON’T NOD sevenlerin bile beğeneceğini düşünmediğim, “oyna, unut” kategorisinde, hatırlanırsa sadece sonu için hatırlanacak bir tecrübe.
- Yazım her zamanki gibi belli bir kalibrenin üzerinde
- Seslendirmeler harika
- Dağcılık kısmı istikrarsız, cilasız ve inandırıcılıktan uzak
- Görselliği çok banal ve tekdüze























