Anlatma, göster.
Devamını okuGothic 1 Remake - İnceleme
Oyuncunun elinden tutmayan oyunlar, ayağa kalkın, abiniz geldi!
Kendine oyuncuyum diyen birinin Gothic ismini duymamış olmasına pek ihtimal vermiyorum. Tamam oynamamış olabilirsiniz ama mutlaka duymuşsunuzdur. Özellikle de bir dönem bug (hata) deyince akla gelen ilk isimlerden biriydi ve yıllarca da bunun geyiğini yapıp durduk. Gothic gerçekten de çok ama çok miktarda hata içeren ama buna karşın bir o kadar özel bir tecrübe sunan bir oyundu. Tam anlamıyla bir eurojank diyebiliriz. Yani Doğu Avrupalı geliştiricilerin elinden çıkmış ama boyundan büyük işlere kalkışan bu geliştiricilerin “Elimizden gelen bu kadarmış” diyerek ortaya koydukları hatalarla dolu ve hedeflerini tutturamayan bir iş.
Ama buna rağmen Gothic kült bir oyundur. İnanılmaz kütüklüğünü ve hatalarını görmezden gelmeyi başarırsanız acayip bir hikâye ve rol yapma deneyimiyle karşılaşırsınız. Hatta bazı açılardan benzersizdir bile diyebilirim. Ama burada kalkıp da size Gothic övmecesi yapmayacağım çünkü kim ne yapsın şimdi 25 yıllık oyunu. Hele ki ortada orijinalin neredeyse tüm hatalarını ayıklamış, yeni özellikler eklemiş, görsel açıdan acayip bir seviyeye çıkarmış ama hikâye ve rol yapma anlatısında en ufak bir kolaylığa kaçmamış müthiş bir Remake versiyonu varken.
Gothic dünyasında insanlar orklara karşı verdiği savaşı kaybetmek üzere ve ellerindeki tek koz gizemli güçleri olduğuna inanılmaz bir cevher. İnsanların kralı, daha güçlü silahlar ve zırhlar üretmek için gereken bu cevherin toplanması için git gide daha fazla insan gücüne ihtiyaç duyuyor ve bunun üzerine şöyle bir karar alıyor: Bundan böyle suç işleyen tüm erkekler madenlere yollanacak ve cezalarını maden toplayarak çekecekler.
E peki bunların kaçmasını kim engelleyecek? Kral birbirinden güçlü 12 büyücüsüne emir veriyor ve bu maden kolonisini kapatacak sihirli bir Bariyer büyüsünü yapmalarını istiyor. Ancak büyü sırasında işler çığırından çıkıyor ve ortaya çıkan Bariyer tüm vadiyi kaplıyor, büyücüler de içeride kalıyor. Dahası, bu tek taraflı bir Bariyer. Bariyerden içeri canlı girebiliyor ama dışarı çıkması mümkün değil. Büyünün yapılışı sırasında yaşanan aksilik ve çıkan kargaşada mahkumlar gardiyanları öldürüp koloninin hakimiyetini ele alıyor. Bu çok büyük bir koz demek çünkü Kral’ın cevhere ihtiyacı var. Bu sayede Kral ile anlaşmalar yapılıyor, toplanan cevherler karşılığında aşağıdakiler ne isterse veriliyor: Kadınlar, eşyalar, silahlar…
Zaman geçtikçe aşağıda üç fraksiyon kamplaşıyor. Old Camp madenlerden bir tanesinin sahibi ve doğrudan Kral ile takas yapıyor. New Camp bir diğer madenin sahibi ama onlar topladıkları cevherleri Krala vermiyor, çünkü yeterince çok cevher toplayıp patlatırlarsa bunun gücüyle Bariyeri yok edebileceklerine inanıyor. Swamp Camp ise ‘otçular’ kampı, bunlar ürettikleri Swampweed sayesinde diğer kamplarla ticaret yapan ve kafayı Sleeper adında bir tanrıyla bozmuş tipler.
Onlar da Sleeper’ın kendilerine yol göstereceğine inanıyor ve bu doğrultuda hareket ediyorlar.
Biz ise… Biz hiç kimseyiz. Kelimenin tam anlamıyla hiç kimse. Adsız, yeteneksiz, kayda değer bir özelliği olmayan bir mahkumuz. Tam Bariyerden içeri atılacakken elimize Ateş Büyücülerine ulaştırmak için yazılmış bir not sıkıştırılıyor, bu kadar. Gerisiyse… Gothic’e hoş geldiniz.
“Hiç kimseyiz” derken abartmıyordum. Oyuna başladığımızda üzerimizde bir paçavradan başka bir şey yok; silah milah hak getire. Zaten seçilmiş kişi, süper kahraman, hikâyenin öznesi falan da değiliz. Sıradan bir mahkumuz. Şimdi siz sıradan bir mahkûmun eline sopa verip “Git şu kurdu öldür” derseniz o mahkûm ölür. Hah işte Gothic’te de ölüyoruz. Bu tamamen bir sıfırdan başlama hikâyesi. Sıfırdan başlıyor ve yavaş yavaş ama gerçekten de yavaş biçimde kendimizi geliştiriyor, silahlarımızı ve zırhlarımızı güçlendiriyor ve çekinilesi bir güç olmaya başlıyoruz. Tüm bu süreç o kadar doğal hissettiriyor ki bu hissi veren çok fazla oyun olduğunu söyleyemem.
Gothic’in bence insanları soğutan kısmı hiç öyle elden tutmayla falan uzaktan yakından alakası olmaması. Gothic zor bir oyun. Gothic özellikle de ilk 10 saatte yolda bir kurt gördün mü topukların vura vura kaçmalı bir oyun. Uzaktan bir yaratık görünce “Bu beni yer!” diyerek sessizce sıvışma oyunu. Çünkü Gothic’te scaling diye bir şey yok. Düşmanların gücü sizin levelinizden tamamen bağımsız. Kazayla yolunuz yanlış bir yere düşerse hayatta kalma şansınız sıfır. Hele ki aynı anda üstüme 2-3 düşman gelsin dediniz mi onun yerine mezarınızı kazın daha iyi…
Bakın kendimce güçlenmişim aslında, her ne kadar Strength’e önem versem de kalburüstü bir yay kullanabilecek kadar da Dexterity’m var. Elimdeki kılıç da fena değil. Üstelik Shadows’a katılmışım ve üzerime iyi kötü bir zırh vermişler. Görevim beni bir goblin mağarasına sürükledi. Aynı anda iki tanesi üstüme geldi mi zaten soluk aldırmıyorlar. Önce okla birini vurup kaçıyorum, peşime tek birinin düştüğüne emin olunca dönüp yüzleşiyorum. Onda bile ben tam kılıcımı indirip sağlığının dörtte birini aldım diye sevinirken bana bir oturtuyor, ardından bir tane daha, ölüyorum. Bir goblin mağarası temizlemek 4 saat sürer mi? Bu süre içinde 40 kere save-load yapılır mı? Gothic oynuyorsanız yapılır.
Bu ufak örneğe rağmen size Gothic’in neler yaptığından ziyade neler yapmadığımdan bahsedeceğim ki bu oyun sizlik mi yoksa “Benden uzak dursun da kime giderse gitsin”lik mi, ona öyle karar verin istiyorum.
Oyunda beleş harita diye bir şey yok. Bir bölgenin haritasını istiyorsanız o haritayı satın almalısınız. Haritayı alınca da her yer işaretlenir sanmayın, çünkü bu haritalarda tek gördüğünüz şey dünyanın o kısmını detaylı bir tasviri ve yönünüzü bulmaya yardım edecek ‘anıtlar’. Mesela “Şu ağacı görmüştüm, demek ki şu yoldan sağa dönmeliyim” gibi yani. Haritada sadece kendi yerinizi görüyorsunuz, bir de eğer satın aldıysanız diğer kampların yerlerini. Pusula yok. Görev işaretçisi yok. Yok da yok.
Gothic o alıştığınız açık dünya RYO’larına benzemiyor. Hani haritayı bir açarsınız bir sürü ilgi noktası, “Ay burada ne var”, “Aman şurada bir görev varmış” diye dolaştığınız oyunlar gibi değil yani. Çünkü Gothic’te takip etmeli bir görev sistemi yok. Bir NPC ile konuştuğunuz zaman onu dinleyeceksiniz; size söylediği yerin neresi olduğunu anlayacaksınız. Haritadan açıp hedefinizi gördüğünüz, ekranın üstündeki pusuladan hedefe kaç metre kaldığını takip ettiğiniz oyunlardan değil çünkü bu. Eğer aşçı size “Aradığım yosun anca rutubetli mağaralarda yetişiyor” dediyse rutubetli mağara bulacaksınız, eğer biri size terk edilmiş bir madeni tarif ediyorsa “Sanki oyunun başında ona benzer bir yerin yanından geçmiştim, bakayım orası mıymış” diye soracaksınız kendinize. Gothic bu konularda işinizi kolaylaştıran bir oyun değil, Remake versiyonu da bunu olduğu gibi koruyarak çok iyi bir iş çıkarmış.
Mesela “Aman sağlığım çok azaldı, şuracıkta uyuyup dinleneyim de sağlığım düzelsin” mi diyorsunuz? Demeyin. Gothic’te öyle her yerde uyuyamazsınız. Hele ki bir yatak yoksa dinlenme imkânınız yok. Zaman geçirme de yok. Yatmak istiyorsanız ya kendi yatağınız olacak, ya birisini öldürüp onun yatağını işgal edeceksiniz. Eğer bulunduğunuz yerde böyle bir şansınız yoksa da kuzu kuzu bekleyeceksiniz. Aynı benim New Camp’te kendime yataklı ev alamadan önce (çünkü evini çalacağım Shrike’ı indirecek güce sahip değildim henüz) bir görev almak için tam 14 oyun saati boyunca dağ, tepe, batan güneş, uluyan kurtlar seyretmek zorunda kalmam gibi.
Çünkü Gothic’teki tüm NPC’ler kendi yaşamlarına sahip. Belli saatlerde uyanıyor, belli saatlerde çalışıyor, duruma göre tavernaya gidiyor, duruma göre devriye geziyorlar. Gecenin ikisinde Cord’u yatağından kaldırıp da “Bana tek elli silah öğretir misin?” diyemeyeceğinize göre öğlen olmasını ve onun işinin başına geçmesini beklemeniz lazım. Ya da pusuya düşürmek istediğiniz birinin akşam saatlerinde içmiş halde evine dönüş yolunu kesmeniz. Gothic bu bakımdan yaşayan dünyanın çok güzel bir örneği.
Gothic’te para, daha doğrusu cevher değerli. Yetenek geliştirirken de, bir şeyler satın alırken de cevhere ihtiyaç var. Ama özellikle de oyunun başlarında cevher edinmek son derece zor. Anca sağda solda bulduklarınızla ya da elinize geçen tek tük eşyayı satarak kazandıklarınızla idare etmek zorundasınız. Üstüne bir de Old Camp’teki tüccarlarının kendilerinin de pek paralı olmadığı gerçeği eklenince istediğiniz haritayı satın almak bile büyük olabiliyor. Cebinizde 20 cevher varken tanesi 2 cevherden ok satın almak zorunda kalmak da.
Gothic’te parası neyse bastırayım da zırh alayım diye bir şey de yok. Çünkü bu dünya fraksiyonların ve o fraksiyonlarda el üstünde tutulan sınıfların dünyası. Yani bir zırh elde etmek için önce fraksiyonlardan birinde belli bir seviyeye kadar ilerlemeli ve o kampa kabul edilmelisiniz. Old Camp’te bir Shadow olarak başlıyor ve sonrasında Warder veya Fire Mage olabiliyorsunuz. New Camp’te Mercenary veya Water Mage, Swamp Camp’ta ise en güçlü yakın savaş sınıflarından biri olan Templar var. Seçtiğiniz kamp özellikle de ilk bölümdeki görevlerinizi ve bu görevleri nasıl tamamlayacağınızı da belirliyor. Bir kampa katıldığınızda veya bölüm bittiğinde mevcut görevlerden bazıları başarısız olarak işaretlenebiliyor ama böyle şeyleri pek dert etmeyin. Bir kampa kabul edilip bir de rütbe atladınız mı işte o zaman size temel bir zırh veriyorlar. Parasını vererek bu zırhı biraz özelleştirmeniz, görünüşünü ve istatistiklerini değiştirmeniz mümkün. Ama bunu yapabilecek seviyeye gelmeniz çok ama çok saatlerinizi alıyor. Gothic sizin o kişisel gelişim serüvenini sonuna kadar hissetmenizi istiyor çünkü. Öyle “İki saat grind yaptım, bir sürü param var, gittim en güçlü zırhı aldım, sonra da bastım Strength’e!” diye bir şansınız yok anlayacağınız.
Gothic’te “karanlık” sadece akşam olunca veya bir mağaraya girdiğinizde olan bir olay değil, oyunda gerçekten karanlık var. Bir mağaradasınız, o mağarada düşmanlar var ve savaşmanız lazım. Ama kimseyi göremiyorken nasıl savaşacaksınız? Bir meşale yakıp, onu yere bırakıp ve etrafın aydınlanmasını sağlayarak tabii ki! Bunu nasıl düşünemediniz. İşte bunun gibi sabır zorlayan şeylerle dolu Gothic dünyası.
Oyunun vahşi dünyasının tam bir katil olduğunu söylemiştim: Hayvanlar, yaratıklar, orclar, goblinler. Ama tek tehlike onlar değil tabii, insanlar da ayrı bir dert. Örneğin New Camp’ten Old Camp’a dönerken bir köprüyü geçtiğinizde iki tane haydut sizi durdurup para istiyor. Köprü başını tutan troller gibi. Bunu istisnasız her seferinde yapıyorlar ve ödemezseniz de saldırıyorlar. Onlarla başa çıkabilecek seviyeye gelene kadar dayı diyorsunuz, “Bu iş olur” dediğiniz andaysa “AYI” diye haykırarak kafalarını yarıyorsunuz. Gothic’te bir insan düşmanın (veya dostun) canını sıfırladığınızda ölmüyor, yere düşüyor ve bu noktada ister üstünde her şeyi çalabiliyor isterseniz de öldürebiliyorsunuz. Bu işi dost karakterlere yaptığınızda o sersemlikle sizin mallarınızı çaldığınızı anlamıyorlar herhalde, çünkü ayıldıklarında tekrar dost kalmaya, hatta görev sırasındaysanız görevi birlikte yapmaya devam edebiliyorsunuz. Bu özellikle de oyunun belli bir kısmında güzel silahlar ve para elde etmek için faydalı bir taktik.
Örneğin daha Old Camp’e gelmeden tanıştığınız avcı Drax’ı sizi New Camp’e götürmeye ikna ederseniz yolunuzun üzerinde karşınıza çıkacak hayvanları o öldürüyor, sizse gelen exp’nin keyfini çıkarıyorsunuz. Diyelim ki sağdan soldan çektiğiniz hayvanlar fazla geldi ve Drax’ın canı dibe vurdu. Hop bir tane geçiriyorsunuz kafasına ve bir anda güzel bir yay sahibi olmuş oluyorsunuz. Tabii Drax ayılınca elinde ne silahı kalmış oluyor ne de başka bir şeyi. Yani yolun devamında birileriyle kapışması gerekirse pek bir işe yaramıyor, çünkü adamın elinde silah bırakmadık. Bunun gibi güzel detaylarla dolu işte Gothic.
Ha oyunda olmayan şeylerden bahsediyordum değil mi? Mesela hızlı seyahat olayını da unutun en iyisi siz ya. Bir kere oyunda her yere yaya gitmek dışında bir seçeneğimiz var, o da binek olarak kullanmak için bir scavenger evcilleştirmek ama o görevi almanız da, tamamlamanız da hemencecik olacak bir şey değil. Alternatif olarak kurt gibi hızlı bir hayvana dönüşme büyüsü de kullanabiliyoruz ama bu da hızlı seyahatin yerini tutabilecek bir şey değil, sadece bir yerden diğerine biraz daha hızlı gidebilmenizi sağlıyor. Hızımız ne olursa olsun görevden göreve koştururken bir New Camp’e, oradan Swamp Camp’e, oradan Old Camp’e mekik dokuyup duruyoruz ve bu dokuma da oyun saatimizin önemli bir kısmının yollarda geçmesi demek. Neyse ki ileriki bölümlerde “kamplara ışınlanma rünü” kazanıyoruz ama kamptan kampa geçiş dışında oyun dünyasında tamamen kendimiz gezmemiz gerekiyor. İlk başlarda her şey bir karışık geliyor, “Bu yol mu gidiyordu, neresi gidiyordu Swamp Camp’a” diye düşünürken 20 saatten sonra artık gözünüz kapalı aşmaya başlıyorsunuz yolları. İnsan hafızası pek acayip.
Gothic 1 Remake, Alkimia Interactive’in ilk oyunu ama zaten tam olarak da bu oyunu geliştirmek için kurulan bir stüdyo kendileri. Hatta Gothic’in orijinal geliştiricilerinden bazıları da Alkimia kadrosuna katılmış. İlk başta Unreal Engine 4 kullanırken oyunun geliştirilmesi sırasında Unreal Engine 5’e geçmişler ve ortaya görsel açıdan çok iyi bir oyun çıkmış. Unreal Engine 5’in bu tür oyunlarda yaşattığı Traversal Stuttering olayı hepinizin malumu, ama ben Gothic 1 Remake’te performans bakımından en ufak bir sorunla dahi karşılaşmadım. 3440x2160 çözünürlükte, tüm ayarlar sondayken akan bir performansı var ve bu beni gerçekten de şaşırttı.
Üstelik hani en başta demiştim ya, Gothic 1 oldukça sorunlu ve hatalarla dolu bir oyundu diye. Gothic 1 Remake bu konuda inanılmaz bir iş çıkarmış ve hatırladığım hataların büyük çoğunluğunu ayıklamış.
Alkimia sadece ilk oyunun görsellerini yenilemek gibi bir kolaya da kaçmamış, oyun dünyasını da büyütmüş. Orijinal Gothic’te dönemin teknik yetersizlikleri nedeniyle içi doldurulamamış veya yarım bırakıldığını hissettiren bazı bölgeler vardı, Remake bu bölgeleri de doldurmuş. Oyun haritası orijinaline göre %20 daha büyük ve bunları destekleyecek de yeni görevler eklenmiş oyuna. Bu değişiklikler özellikle de 2. bölümden sonra kendisini daha çok hissettirmeye başlıyor çünkü artık kamplar arasında mekik dokumanın dışında oyun dünyasını iyiden iyiye keşfetmeye başlıyorsunuz. Orijinalinde kadın karakterler sadece görüntüde kalıyordu, Remake ise onlara isim vermiş, diyaloglar vermiş, görevler eklemiş. Bu dünyada pek yerlerinin olmadığı belli ama orada neden bulunduklarını da üzücü de olsa anlıyorsunuz. Bu da oyunun hikâyesine bu bakımdan da duygusal bir not eklemiş. Özellikle de Syra’nın hikâyesine dikkat diyeyim şimdilik.
Alkimia hikâyenin orc tarafına da çok büyük özen göstermiş, orcların kültürünü çok daha iyi yansıtmış. Hatta orc dili için profesyonel dilbilimcilerle çalışmışlar, bu da ufak bir bilgi. Hatta ve hatta, Orclar gerçekten de ayrı bir fraksiyon gibi bu oyunda, Orc dilini bile öğrenebiliyor, orijinal oyunda olmayan Orc görevlerine çıkabiliyoruz.
Yazı boyunca yer yer güzellemeler yaptım, yer yer oyunun acımasızlığından bahsettim ama kusurlarına pek değinmedim, değil mi? Değinesim de yok aslında, çünkü bu sefer gerçekten de oyunun kalitesinin önüne geçen tarzda şeyler yok. Ama mesela envanterin düzenlenemiyor oluşu, hele ki bir eşya sınırlaması olmadığından elimize geçen her çerçöpü toplayabildiğimiz bir oyunda büyük sıkıntı. Select düğmesini basılı tutunca açılması gereken harita açılmayınca envanterden seçmek için her seferinde beş altı sekme aşağı inmek keyifli olmuyor ama işte sırf bu yüzden de oyunu yeresim yok bir yandan da. Bunun dışında tek tük hatalar tabii ki var, NPC’lerin bize eşlik ettiği bazı görevlerde yol bulma işi sapıtabiliyor, bazı arazilerde karakterimiz bir yerlerin arasında sıkışabiliyor (ve çıkmak için baya bir çaba göstermeniz gerekiyor), bazen size destek olması gereken NPC’ler bunun yerine size saldırmaya başlayabiliyor ki bu aralarında en sinir bozucu olanı :)
Ama sonuçta ben bir Gothic oyununun zaten hatasız olmasını beklemezdim, aksine bu tür hataları gördükçe “Orijinal Gothic ruhunu korumuşlar ehe ehe” diye espriye bile vurup geçtim. Sonuçta bu son derece iyileştirilmiş ve güzelleştirilmiş olsa da bir Eurojank oyunu ve jank dediğimiz şey zaten kusursuz olmaz. Sabırsız oyuncular için değil. Kolaya alışmış oyuncular için hiç değil. Gerçekçi bir ilerleme sistemini ve “bir hiç kimsenin hikâyesini” iliğine kadar tecrübe etmek isteyenler için bir RYO Gothic 1 Remake. Tüm bunlara tamamsanız eminim ki şu oyunda geçireceğiniz onlarca saatin ardından siz de bir an önce Gothic 2 Remake duyurulsun diye düşünmeye başlayacaksınız.
HANGİ YETENEĞİ SEÇSEK Kİ? Oyunda çok sayıda farklı yetenek mevcut, bunların bazıları doğrudan savaş yeteneklerinizi etkilerken, bazıları gelirinizi artırıyor, bazıları dünyayı daha rahat keşfetmenizi sağlıyor. Ancak kazandığınız LP sayısı sonsuz değil, üstelik eğitimler de bedava değil, o yüzden özellikle de oyunun ilk yarısında seçimlerinizi pek bir dikkatli yapmanız gerekiyor. Ben oyunun başlarında Strength ve One Handed Weapons çalıştım çünkü taktiğim daha çok “Karşındaki seni öldüremeden onu öldür” üzerine kuruluydu. Kafasına yukarıdan darbeyi vurduğunuz bir düşman yere yıkıldığında artçı darbe vurmak daha kolay oluyor çünkü. Ama bunun yanında gelir elde etmek de gerekiyordu, bu yüzden Drax’tan da “avların dişini sökme” yeteneği öğrendim. Sonrasında seçenekler tamamen size kalmış, menzilli saldırılarda da ustalaşabilirsiniz, iki elli silahlarda da. Ama bu yetenekler arasında Acrobatics savaşlarda kazandırdığı esneklik ve yuvarlanabilme becerisiyle müthiş faydalı, Lockpicking normalde inanılmaz zor olan maymuncukla kilit açma işini bir nebze kolaylaştırması bakımından iyi, Diving ise su altında daha uzun süre nefesinizi tutmanızı sağladığı için su altındaki gizleri keşfetmenize yardımcı oluyor. |
İYİ GÜZEL DE NASIL PARA KAZANACAĞIZ BU OYUNDA? Etik değerlerinizi bir kenara bırakırsanız size oyunun başında en iyi para kazanma yöntemini söyleyeceğim: Swamp Camp’çıları kazıklamak. New Camp’a ilk gittiğinizde Baal Kagan ile tanışacaksınız ve sizden otlarını dağıtmanıza yardım etmenizi isteyecek. Burada tek yapmanız gereken etrafta dolaşıp Bandit’lere “Ot var ister misin?” diye sorup 10 cevher kazanmak. Bu görevi yapın, adama da parasının onun olan kısmını verin, size New Camp’taki bir arkadaşının adını verecek. İşte kazık atacağımız adam bu :) Baal Isidro da yine size benzer bir görev verecek ama size verdiği otlar pek bir değerli. Bunları çeşitli tüccarlara satarak 400-500 cevher yapabilir, sonra da Isidro’nun yanında bir daha asla uğramayabilirsiniz. Hem paranın yarısını verseniz ne olacak, hayatı mı düzelecek? Boş verin. Bir diğer çok iyi para kazanma yoluysa silahlardan geçiyor. Mesela goblin mağarasında katlettiğiniz goblinlerden toplayacağınız gürzler, orcların silahları, hatta bayıltıp çaktırmadan soyduğunuz insanların üzerinden aldığınız mallar bazı satıcılarda çok iyi para ediyor. İşin düzenini oturttuğunuzda güçlenmeyle birlikte para sorununuzu da yavaşça ortadan kaldırdığınızı fark edeceksiniz zaten. |
Başlıklar
Başlardaki sert zorluk seviyesi ve oyuncuların alıştığı tarzda kolaylaştırıcı unsurlardan uzak oluşu nedeniyle belki rahata alışmış oyunculara kendini sevdirmesi zor olabilir, ama Gothic 1 Remake bu kült klasiği oynamanın tartışmasız en iyi yolu olmuş. Bu oyundaki başarma hissini çoğu oyunda yaşamanız mümkün değil, bu da bir gerçek.
- Orijinal oyunun hatalarının yerinde yeller esiyor
- Oyuna yeni eklenen görevler ve büyütülmüş dünya çok başarılı olmuş
- Hikâyesi ve kurgusu çok iyi
- Yenilenen grafikleri gerçekten çok beğendim
- Zor ama hiçbir zaman ‘adaletsiz’ değil
- Sunduğu özgürlük duygusu çok yoğun
- Biraz daha hayat kalitesi arttıracak yenilikler iyi olabilirdi
- Envanterde sıralama veya düzenleme yapamamak iyi değil
- Keşke kontroller kişiselleştirilebilseydi
- Orijinaline sadık savaş mekanikleri biraz eski kalıyor































