Inscryption - İnceleme

Oyunun içindeki oyun dördüncü duvarı kırarsa toplamda sekiz duvar mı kırmış olur, on altı mı?

Kart oyunlarına karşı özel bir ilgim yok. Saatlerimi kart açıklamalarını okumaya, deste dizmeye, sinerjiler oluşturmaya ayırasım gelmiyor hiçbir zaman. Önüme geldiği anda meh diyerek kapatıyorum oyunu. Peki o halde neden bu ay Inscryption’ın üstüne atladım? Bu oyunu özel kılan neydi?

Fragmanı gördüğüm anda oyun ilgimi çekmişti. Modern-retro görseller, karanlık atmosfer falan çok ilginç duruyordu. Masaüstü rol yapma oyunu misali bir hikayesi de vardı. Üstelik oyun Pony Island’ın ve Hex’in geliştiricisi, Daniel Mullins tarafından geliştirilmişti. Çok ilginç olacağı kesindi. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki fragman yanıltmadı! Oyun gerçekten de vadedileni ve daha fazlasını sunuyor.

Duvarları yıkalım!

Oyunu açtığınız anda ana menüde bir gariplik fark ediyorsunuz: Yeni Oyun seçeneği kilitli. Pony Island oynamışsanız bu durum sizi şaşırtmayacaktır tabii. Devam diyerek bir önceki oyuncunun kaldığı yerden başlıyoruz oynamaya.

Gariplikler ana menüyle sınırlı kalmıyor tabii. Inscryption aynı atası gibi oyun boyunca dördüncü duvarı bol bol yıkıyor. Ancak daha da önemlisi Pony Island gibi temel mekaniğini amaç olarak değil, bir araç olarak kullanıyor. Benim ilgimi de tam olarak bu sayede çekmeyi başardı zaten. Burada asıl amacımız sadece kart oyununu oynamak değil. Karşımızda gölgede oturan GM’i (oyun efendisi?) yenip kulübeden kaçmaya çalışıyoruz. Bu uğurda oyun masasından kalkıp ortalığı keşfedebiliyor ve önemli ipuçları bulabiliyoruz.

Oyunun tadını çok fazla kaçırmak istemediğim için detaya girmeyeceğim ama olayın oldukça ilginç yerlere gittiğini belirteyim. Karakterlerin motivasyonlarını anlayınca kafanızda kurduğunuz dünya çok değişiyor ve oldukça tatmin edici bir şekilde son buluyor. Emeği geçenler ekranına boş boş bakarken oyun bitti diye üzülsem mi yoksa sevinsem mi bilemedim açıkçası. Bu arada emeği geçenler ekranını görmemişseniz oyun bitmemiştir diye bir not da düşeyim buraya. Yarıda bırakıp “Çok da bir olayı yokmuş, sen de ne abarttın!” diye gelmeyin karşıma sonra!

Sağa yatıranlar

Bu Inscryption’ı %100 bitirmeden zevk almayacağınız anlamına gelmiyor elbette. Her ne kadar kart oyunu Inscryption’ın ana amacı olmasa da kendisini oldukça eğlenceli buldum. Kısaca amacınız karşınızdaki oyuncunun canını sıfıra indirmek. Ama bir can göstergesinden ziyade ortada bir tartı var. Siz vurdukça tartının göstergesi sağa, düşmanınız vurdukça da sola yatıyor. İlginç mekanikler bununla sınırlı değil. Hasar verebilecek ve genel olarak faydalı kartları oynayabilmek için masadaki bazı kartları kurban vermeniz lazım. Ya da bazılarını oynamak için belli sayıda kartınızın ölmüş olması gerekiyor falan.

Üstelik bu sadece ilk destenin mekaniği. Oyunda toplam dört deste var ve her birisi çok farklı mekaniklere sahip. Hatta deste değiştirince farklı bir oyun oynuyormuşum hissine kapıldım. Bunların üzerine bir de her boss dövüşünde eklenen veya çıkarılan birçok mekanik oluyor. Bu sayede tek bir deste ve optimum bir strateji oluşturup oyunu bitirmeniz mümkün olmuyor.

Desteyi de öyle her istediğiniz anda değiştiremiyorsunuz. Sıfırdan deste oluşturma sadece bir bölümde var. O bölüm haricinde önünüze gelen üç karttan birisini seçebildiğiniz veya bir kartı kurban verip başka bir kartı güçlendirdiğiniz kısımlar var. Ki bu benim gibi deste kurma işinden anlamayan oyuncular için oldukça güzel bir şey. Hatta sıfırdan deste kurma bölümü hiç olmasaydı daha çok mutlu olurdum şahsen.

Eğitim şart

Öğrenilecek bu kadar çok şey varken oyunun yarısı eğitim bölümlerinden oluşmuyor mu diye düşünebilirsiniz. Hayır oluşmuyor. Ve ilk eleştirim bu olacak... Yani olabilir, emin değilim. Oynadığınız birkaç elde temel mekaniklerin büyük bir kısmını öğreniyorsunuz evet ama oyun elinizi bırakınca hemen ölüveriyorsunuz çünkü gözünüzden kaçan bir şeyler kesin oluyor.

Neyse ki ölünce bir şey kaybetmiyorsunuz. Hatta her öldüğünüzde destenizden çekilen rastgele kartların özelliklerini birleştirip yeni bir kart oluşturuyorsunuz. Oynadıkça desteniz her türlü güçleniyor ve ilerleme kaydediyorsunuz. O yüzden bu deneme yanılma yöntemi çok batmıyor. Zaten tam olayı çözdüm, daş gibin bir destem oldu, süper stratejim var artık dediğiniz anda oyun sıkılmanıza fırsat bırakmadan bambaşka bir hale geliyor.

Yazının başlarında da söylediğim gibi masadan kalkıp ortalıkta gezebiliyoruz. Çevredeki eşyalarla etkileşime girip ipuçlarını bulup bulmacaları çözmemiz bekleniyor bizden. Bu kısımlarda karşıma çıkan bazı bulmacaların mantığını tam kavrayamadım ne yazık ki. Bir kısmını deneme yanılma yolu ile çözdüm. Bunlar hep opsiyonel bulmacalardı ama keşke tam olarak nasıl çalıştıklarını daha net anlatsaydı oyun.

Bunun haricinde canımı sıkan tek bir nokta oldu: Son boss. Problem boss’un kendisi değildi aslında. Belli aşamalarında geçilemeyen diyalogları var. Üst üste 8-10 defa ölünce o kısımlar sinir bozabiliyor.

Sanırım son boss haricinde koskoca oyunda bana batan bir şey olmadı. Bahsettiğim eksiklikler de çok ufak şeyler. Özellikle bu son boss mevzusunu bir yamayla bile çözülebilecek bir şey. Ha, bir de kart oyununu övdüm ama Hearthstone veya Magic the Gathering gibi dengeli bir şeyler beklemeyin. Oyun kazanmanızı istediği için genelde size çok kıyak geçiyor.

Kart oyunlarını seviyorsanız Inscryption’ı kaçırmayın derim. Hatta kart oyunları sizi çok fazla heyecanlandırmıyorsa da kaçırmayın! Gizemli bir hikâye, ilginç dünya ve karakterler, güzel bulmacalar arıyorsanız bu oyunu ilk fırsatta deneyin. Hâlâ Inscryption’ın size göre olduğundan emin değilseniz de en azından demosuna bir göz atın.
 

SON KARAR

Kart oyunlarından nefret etmeyenler, bulmaca ve gizem sevenler kaçırmasın!

Inscryption
Gandalf!
9.0
Artılar
  • Görsel tarzı çok iyi
  • Çeşitli, sıkmayan mekanikler
  • Hikâye ve karakterler
  • Bulmacalar


Eksiler
  • Bazı bulmacaların nasıl çalıştığını anlamak zor olabiliyor
  • Son boss çok konuşuyor
YORUMLAR
Parolamı Unuttum