Life is Strange: Reunion - İnceleme

Chloe ve Max tekrar bir arada!

Life is Strange serisi uzunca bir aradan sonra iyi hareketlendi şu günlerde. İlk oyunun üzerinden bir hayli zaman geçmiş olsa da Chloe ile Max’in yaşadığı duygusal bağı, aile iletişimini, hikâyeyle müziğin müthiş harmanlanışını neredeyse dün gibi hatırlıyorum. Square Enix’in bu tür oyunlara da yön vermiş olması beni oldum olası mutlu ediyor.

Life is Strange: Reunion ise bu duygunun üstüne bir kat daha koymaya çalışan ama bunu yaparken zaman zaman tökezleyen bir oyun olmuş. Şunu baştan söyleyeyim: Bu oyun kötü değil. Hatta bazı anlarında “Tamam, serinin neden bu kadar sevildiğini hatırladım!” da dedirtiyor. Ama aynı zamanda eski oyunların yarattığı o çarpıcı etkiyi yakalamakta zorlandığı da çok açık. E bir de çok da üzerine yeni bir şey eklemeye uğraşmamışlar açıkçası.

Serinin en güçlü olduğu alan her zaman karakterler ve onların arasındaki bağ olmuştu benim adıma. Reunion da burada ismini parlatamamış desem yeridir. Yeni karakterlerin çoğu yeterince “gerçek” hissettirmiyor. Diyaloglar yer yer çok doğal akıyor; hatta bazı sahnelerde istemsizce “Bu durumda ben de aynısını söylerdim” dediğim oldu. Ama problem şu ki, Max ve Chloe dinamiğinin yarattığı o ikonik bağ seviyesine yaklaşabilen bir başka kişi yok oyunda. Belki tatlış arkadaşımız Moses hariç diyebilirim. Onun bölümlerinde keyif aldığımı hissettim.

Biraz da hikâyeden bahsedecek olursam, Life is Strange oyunları genelde “küçük görünen ama içten içe büyüyen” hikâyelerden oluşuyor malumunuz. Reunion da aynı yolun yolcusu olmaya çalışsa da akış konusunda yolunu bulamamış. Bazı bölümler fazla uzatılmış gibi hissettirirken, bazı kritik anlarsa olması gerekenden hızlı geçiyor. Bu da oyuncunun duygusal bağını biraz sekteye uğratıyor diyebilirim. Sanki zaman zaman ilk oyundaki gizemi ve bulmacayı burada da sağlamalıyız diye kendini zorluyor ama aynı sonucu elde edemediğinden oyuncuyu yoran bir sekansa yol açıyor.

Evet, evet kesinlikle ana hikâyenin sorunu buydu. Hani Star Wars’ta adında “Skywalker” geçiyor diye hikâyenin boş geçtiği bir film izledik ya, heh tam da aynısı gibi hissettirdi! (Yoo yanlışın var, öyle bir film yok? En son Rogue One çıktı film olarak… -Can) “E alın işte, Chloe var Max var… Daha ne istersiniz?” dercesine bir senaryo koymuşlar. Nostalji damarından vurmaya çalışmak için aynısının lacivertini yapmak yerine yeni bir şeyler ekleselermiş keşke dedirtti bana. Yine de eski oyunları oynamayanlara da müjde! Reunion’ın başında, ilk serinin sonundaki dönüm noktalarını seçebiliyorsunuz. Hikâyeniz de buna göre ilerliyor haliyle. Bunu oyuncuya bırakmalarına sevindim açıkçası, düz bir ilerleyiş olsa hiç çekilmezdi.

İşin atmosfer tarafındaysa oyun kesinlikle güçlü. Müzikler yine efsane. Hatta bazı parçalar var ki, oyunu bırakıp sadece arkada çalsın diye dinlemek isteyebilirsiniz. Ben şahsen birkaçını Shazam’layıp listeme attım. Zaten Life is Strange serisini farklı yapan şeylerden biri de bu: Müzik sadece bir arka plan değil, hikâyenin bir parçası gibi çalışıyor. Reunion bunu çok iyi yapıyor. Bu bağlamda önceki seriyi aratmaması yerinde olmuş. Müzik Life is Strange’in gıdası kesinlikle.

Görsel taraftaysa tarzları yine sade ama etkili. Gerçekçi görsellik peşinde koşmak yerine kendi sanat tarzını koruması doğru bir tercih gibi hissettirdi. Özellikle de her yer aynı tip sanat tasarımları ve yapay zekâ görsellerle dolmuşken. Ancak animasyonlar yer yer biraz yapay kalabiliyor. Özellikle duygusal sahnelerde karakter yüz ifadelerinin yeterince iyi yansıtılamadığını hissettim. Mocap işinde biraz sıkıntı çekmişler sanırım çünkü maalesef ilk oyundan bu yana o açıdan inanılmaz bir gelişim hissedemedim. Kendi sanat tarzını korumakla oyunun görsellik açısından geri kalması arasında kalıp iki tarafa da yamanamamışlar gibi şu hali.

Reunion, nostaljiye oynayan bir oyun. Bu kötü bir şey değil ama fazla güvenli oynamaya karar verip de hiç risk almamış hissettiriyor. Eski oyuncular için güzel detaylar var ama yeni gelen biri için aynı etkiyi yaratır mı, orası biraz şüpheli. Genel olarak baktığımda serinin ruhunu tamamen kaybetmemiş ama o eski büyüyü de tam yakalayamamış bir oyun. Ben izninizle Matrix 4’e benzeteceğim bu oyunu ya. Valla nedir bu filmlerle benzeştirdiğin diyeceksiniz belki ama her güzel serinin kaderi sanırım çok sevilen karakterleri kullanarak tüketicilerine ortalama bir içerik sunmak. Yine de bakmayın kızdığıma serinin sevdalısı olduğum için bu kadar eleştiriyorum. İnsan sevdiğine kızarmış misali...

Temiz bir Life is Strange sevdalısıysanız oyun sizi bir yere kadar tatmin eder ama beklentilerinizi çok büyütmeyin bence yine de. Max ve Chloe’yi görmek mutlu etse de ben onları ayakları yere daha sağlam basan bir hikâyede izlemek isterdim şahsen.

SON KARAR

Bana geçmişi hatırlatan her seri beni duygulandırsa da bu duygulara kapılamayacağım kadar eksikleri olmuş Reunion’ın. Böyle bir kavuşma daha sürükleyici bir hikâyeyi hak ederdi.

Life is Strange: Reunion
İdare Eder
6.5
Artılar
  • Her sahneye bu kadar uyumlu müzik bulmuşlar resmen
  • Karakterlerin arasındaki bağların diyaloglara göre kuvvetlenme hızı
  • Geçmiş oyunların seçimlerini seçenek olarak vermeleri
  • Double exposure modda fotoğraf işi çoook güzel özellik
  • Tutorial işini hikâyeye yediren içerikler
Eksiler
  • Gameplay azaltılmış mı ne :(
  • Ah şu diyaloglara geçme butonu koymamak!
  • Oynanışa ek hiçbir şey katılmaması ve fotoğraf çekme işinin özünü kaybetmesi
  • Gizem kısmı çok etkisiz kalmış
YORUMLAR
Parolamı Unuttum