Pokémon Pokopia - İnceleme
Pokopia Pokémon’ların ütopyası mıydı, yoksa bizimki mi?
Dünyada olup bitenleri görmemek için kafayı kaldırasımız gelmediği günlerde karşımıza çıkıp o küçük, sevimli, huzurlu dünyasıyla bizi kendine bağımlı eden oyunların sayısı iki oldu. Evet, son yıllarda çıkan tüm Pokémon oyunlarını (biraz da shiny pokémon bağımlısı sevgili oğlum Leon hatırına) oynayıp bitirdim hatta hepsini çok severek ve beğenerek oynadım. Ama Pokopia gibi çocuğu bile bıktıracak kadar kendine bağlayanı olmadı. İddia ediyorum yılın oyunu olmaya aday! Hatta benim için şimdiden yılım oyunu. Bu sene daha bitmiyor mu ya? (Kaptan daha mart ayındayız…)
Pokopia başından sonuna bir tatlışlık!
Oyun bize “Haydi al şehir yap bu çöplüğü” demiyor. Önce ufak bir bölgede başlıyoruz, teker teker çekiyoruz pokémonları bölgemize. Her görev için başka bir pokémon’a ihtiyacımız oluyor ve bunları nasıl bulacağımızın ipuçlarını da kendisini kısaca Profesör olarak andığımız kendine münhasır bir Tangrowth’tan alıyoruz. İnsanları bulmaya son derece kararlı ve bunun yolunun da önce pokémonları geri getirmekten geçtiğine gönülden inanan bir arkadaşımız kendisi.
Peki biz kimiz? Biz bir Ditto’yuz. İnsan kılığında gezmeyi seven, arkadaş olduğu Pokemonlardan türlü yetenekler öğrenip sonra onları daha çok Pokemon bulmak, onlara evler yapmak ve Pokemon ütopyasını geliştirmek için kullanan, pes etmek nedir bilmeyen minik mor bir jöle.
Hikâyenin bir parçası olan ilk pokémonlarımızı bulurken habitat neymiş, nasıl kurulurmuş onları öğreniyoruz Profesörden. Sonra pokémonların refah seviyesini arttırmayı, ev yapmayı, eşya düzmeyi yine görevler aracılığıyla yavaş yavaş katıyoruz bilgi haznemize. Tüm bunları yaparken oyun sizi hiç sıkboğaz etmiyor bu arada. Bunun asıl sebebi tabii ki oyunun sakin-huzurlu oynanış tarzının bir parçası olsa da oyun dünyasında da mantıklı bir açıklaması var üstelik. Siz gelmeden önce bu pokémonlar kendi başlarına, toplumdan uzak yaşıyorlar. Siz onlara bildiğiniz kadarıyla bir yuva ve birlikte takılabilecekleri pokémon arkadaşlar veriyorsunuz, daha ne? Haliyle evinden hiç memnun olmayan pokémonlar bile şikâyet edip durmuyor, neşeli bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Yani “Aman Charmander’ımın üzerine yağmur yağıyor! Acilen ev yapmam lazım!!!” gibi zamanlı görevler, stresli anlar yok. Vakit olunca yapılır, acele etmiyoruz. Profesör’ün sürekli hatırlattığı gibi: En iyi poké hayatınızı yaşayın!
Oyunu şu anda itiraf etmek istemeyeceğim kadar saat oynamış biri olarak sizlere tavsiyem: İçine düştüğünüz her köyü Pokopia’nın Paris’i yapmaya yemin etmeden önce ana senaryoyu bitirmeye odaklanmanız. Çünkü hikâyede ilerledikçe açılan yetenekleriniz şehir mimarisine ayırdığınız vakti daha verimli kullanmanızı sağlayacak ve çok daha nefis şeyler yapabileceksiniz. O tek tek kırmakla uğraştığınız toprakların üzerinden dozer gibi geçecek, beğendiğiniz çiçeği köküne karar vermeden hop diye taşıyacaksınız. “Şurada küçük bir dere aksın” diyebilmek için Bob Ross olmanıza gerek kalmayacak ve o güm diye çarpıp geri sektiğiniz kayaları kağıt gibi yırtacaksınız. Hatta ve hatta koskoca sarkıtları, ağaçları, efendime söyleyeyim lava taşlarını cebinize koyup bam diye başka bir yere dikeceksiniz!
İşte bu yüzden önce ana hikâyeyi bitirin sonra başlayın ütopyanızı inşa etmeye. Tabii ki hiçbir şey yapmayın çamurun içinde yaşayın da demiyorum. Zaten oyunu bitirebilmek için her bölgenin refah seviyesinin 5 olması gerekiyor. Bu da ulaşılması zor bir seviye değil aslında. Bulunduğunuz seviyeyi ve hangi pokémonun ne durumda olduğunu Poké Center önündeki bilgisayardan görebiliyorsunuz.
Poké-müteahhitlik Simülatörüne hoş geldiniz
Peki refah seviyesi nasıl artıyor? Tabii ki yapısal reforml… yok yok. Öyle şeyler değil. Pokémonların oldukça basit ihtiyaçları var. Genellikle bir yatak, bir oyuncak ve bir dekor yetiyor. Pokédex’inizdeki pokémon listesinden neleri sevdiklerini görebiliyorsunuz. Bir habitat değil de evde yaşayan pokémonların refah seviyesi 4 kat daha hızlı artıyor. Hem yanlışlıkla bir bitkiyi kestiniz ya da çiçeği alıp şuraya koydunuz diye evsiz kalmış olmuyorlar. O yüzden artan nüfus probleminize hızlı bir çözüm isterseniz ya prefabrik küçük evlerden bol bol yapın ya da bir dağın kenarını oyup önüne de bir kapı çekin.
Prefabrik evler de Tardis gibi zaten, içleri daha büyük. Bakmayın yani dışarıdan köpek kulübesi gibi göründüklerine. En ufağının içine bile bir yatak, bir masa sandalye sığıyor. İstanbul’da olsa öğrenciye, bekara merkezi yerde kiralık diye dünyanın parasını isterler… Neyse ki pokémonlar paradan habersiz. Minicik evlerinde mutlu mutlu yaşayıp size de kira niyetine bir leppa meyvesi, üç tane ağaç dalı falan ateşliyorlar sağ olsunlar.
Prefabrik evlerin birkaç boyutu var. 1 pokémonun yaşayabildiği en ufak olanlar. 2 pokémonluk olan bir tık daha büyükler ve de 4 pokémonun yaşayabildiği kocaman evler… Bu evleri yapmak için önce bir kit satın alıyorsunuz. Sonra istediği malzemeleri ve build (inşa), gather (toplama) gibi çeşitli yeteneklere sahip pokémonları bulup getiriyorsunuz. Sonra başlatıyorsunuz ve sizin göreviniz burada bitiyor. Pokémonlar inşaat yaparken siz sahilde margaritanızı… yani diğer görevleri yapabiliyorsunuz.
Prefabrik evlere alternatif olarak boş bulduğunuz yere dört duvar çekip bir de kapı koyarak ev ilan edebilirsiniz. Duvarlarınızın sadece 1 kare yüksekliğine olması da yeter, üstelik malzemesinin ne olduğunun da önemi yok. Fakat oyunun bazı fiziksel kısıtlamaları var ve bunları size kesinlikle anlatmıyor. Yani Profesör laf arasında söylese yeterdi. “10 kareden büyük ev yapmak yasaktır” ya da “İki kapısı olan evi Arceus sevmez” falan deseydi birileri de biz de bilseydik niye bu yaptığımız evler evden sayılmıyor diye. Mesela bir evde pokemonların yaşaması için en az 3 eşya olması gerektiğini biliyoruz ama o eşyaların kapı ile aynı hizada olması gerektiğine dair herhangi bir bilgi yok. Bunun gibi bir sürü ufak tefek kullanışlılık ve erişilebilirlik detayının eksikliği göze batıyor.
O kadar ev muhabbeti yaptık, peki genç Ditto’lara ne tavsiye edersiniz diye sorarsanız: Ben kendi yaptığım gecekondu evleri seviyorum. Tamam, belki geleneksel anlamda eve benzetmesi fazla uğraş gerektiriyor ama daha çeşitli ve yaratıcılar. Pokopia subreddit’ine bir bakarsanız görürsünüz ne genç yetenekler ziyan oluyor! Gökdelen yapanı mı ararsınız, Louvre’un önündeki cam piramiti mi! Denizin içine akvaryum gibi ev yapan var, insanlar gerçekten sınırları zorluyor… Ben sahile bir çit çekip içine şöyle rahat birer masa sandalye ve hamak çektim mesela. Al sana ev! Koydum bir tane de yazar kasa, Trade (alışveriş) özelliği olan pokémonlar sürekli sahilde bir şeyler satıyor.
İşin yaratıcılık kısmını bir kenara bırakalım, prefabriklerin gereksinimleri bazen absürt olabiliyor. Mesela kum evini beğendim, dikeyim dedim bir tane ama ha dedin mi 25 tane deniz kabuğunu nereden bulacağım sana? Halbuki gecekondu evi herhangi bir materyalden yapabilirim. Taş, deniz kumu, ip… Üstelik prefabrik evlerde olduğu gibi eve girişte yükleme süresi de yok. Hatta kapıyı açmaya bile gerek yok, ben vakit kaybetmemek için eve pencereden giren insanım (pokémonum).
Öte yandan pokétopu şeklinde evi de sadece prefabrik olarak yapabileceğiniz gerçeği var tabii. Bir de yerini beğenmediğiniz evi daha sonra alıp taşıyabilme imkânı… Kısacası, şu süper ötekilere hiç bakmayın diyemem. İkisinin de iyi yanları var. İhtiyaca göre biraz ondan biraz bundan yapmak en iyisi gibi.
Bunlardan farklı olarak bir de aslında prefabrikler gibi malzeme koyarak yaptığınız fakat nihayetinde ortaya gecekondu ev çıkaran kit’ler var. Eğer çatı yapmak aşırı derecede zorunuza gitmiyorsa onlardan uzak durun. Hem bir sürü malzeme, tüm gün sürüyor bir de üstüne ufacık bir ev çıkıyor ortaya. Sonra da diyor ki bu evde 4 pokemon yaşayabilir. Ben de lafına inandım koydum oraya 4 pokémon, bizim Ditto dahil. Aslında Ditto herhangi bir eve +1 olabiliyor, o yüzden 4 pokémonluk eve 5 kişi de sığışabiliyorsunuz yani. Fakat bu evi görür görmez o işin olmayacağını anladım. Zaten eve yerleştikten sonrası tam felaket! Öncelikle ev o kadar küçük ki orada dört pokémonu ancak sardalya kutusuna dizer gibi sığdırabilirsiniz, bırakın beş taneyi. Ev eski İstanbul evlerinin mutfağından daha küçük. Bir ufak yatak, bir masa sandalye koyduk, yürüyecek yer kalmadı zaten. Bir de Rotom ve yarenleri sürekli olarak kapıda laklak ettiği için eve girip çıkamamaktan en sonunda bunaldım ve başka eve taşındım. Ne halleri varsa görsünler şimdi! Hiç sevmem kapı önü muhabbeti. Ya içeri girin ya da gidin canım! Aaa… (Tyranitar’ın evine taşındım, geniş geniş, ferah. Karanlık diye Ditto sevmiyor ama idare ediyoruz.)
Yemek, yağma ve 3D Print… Hep bildiğim yerden geldi!
Evleri yaptınız, döşediniz, pokémonları içine yerleştirdiniz. Her şey bitti mi? Hayır tabii ki bitmedi. Pokémonlarınızı mutlu etmenin bir yolu daha var. Yemekler! Yine ana hikâyede ilerlerken öğreneceğiniz yemek yapma yeteneği sayesinde hem pokémonlarınızın gönlünü hoş tutabilir hem de Ditto’nuzun yeteneklerini geliştirebilirsiniz. Elinizdeki yiyecek maddelerini farklı farklı kombinlemeyi deneyin. Ve açıklamalarındaki lezzet profiline dikkat edin. Birkaç ipucu da vereyim, patatesli hamburgeri mutlaka deneyin. Ve bir de ekmeğin içine çorba koymayı. Bu ikincisi doğrusu benim asla aklıma gelmezdi, neyse ki yanımda her şeyi bilen bir küçük şef var. Hazırladığınız herhangi bir yemek, yoldan bulduğunuz herhangi bir meyveden 4-5 kat fazla PP (enerji puanı) verdiği için, en kötü iki yapraktan bir salata yapın ama yeni bir yerler keşfetmeye gidiyorsanız yanınızda asla yemek olmadan gezmeyin. Ne zaman karşınıza komple söküp götürmek isteyeceğiniz bir şeyler çıkar bilinmez.
Söküp götürmek demişken size Rüya Adalarından (Dream Islands) bahsedeyim. Drifloon yardımıyla günde yalnızca 1 tanesine sefer yapabildiğiniz bu adalar toplamak isteyeceğiniz türlü türlü malzemeler içeriyor. Altın, demir, pokémetal, deniz kabuğu… ne ararsanız. Ama sadece bununla kalmıyor mevzu: Bu adacıklarda ağaçlar, çiçekler, sebzeler ve hatta ufak tefek evler de oluyor. Gözünüze kestirdiğiniz her şeyi cepleyin! Bu adalar sonraki ziyaretlerinizde sıfırlanmış olacak o yüzden mekânı komple yağmalamanızda, yer döşemelerini bile götürmenizde hiçbir sakınca yok. Özellikle de gözünüz meyve ağaçlarında olsun. Leppa ve Lum berry haricindeki ağaçları normal bölgelerde bulmak pek kolay değil. Ama en en önemlisi, bir adaya geldiğinizde pokédex’inizi açın ve o bölgedeki pokémonları listeleyin. Eğer Drifloon ve Ditto dışında soru işareti görüyorsanız efsanevi pokémonlardan biri o sırada adada demektir. Her deliği arayın, onları yanınızda getirebiliyorsunuz!
Oyunda gidip görebildiğiniz yerler Rüya Adalarla sınırlı değil, hikâye modu bölgelerinden farklı olarak size özel bir kasabanız var. İsmini vermeyeceğim, o yüzden “Kasabamız” diyelim. Kasabamız, diğer bölgelerin aksine hikâyeyi ilerletmiyor. Hiç yüzüne bakmazsanız da bir şey kaybetmiyorsunuz yani. Ancak burada diğer bölgelerde bulamayacağınız bazı pokémonları elde edebiliyor ve daha da önemlisi arkadaşlarınızı buraya davet edebiliyorsunuz. Poké Center önündeki bilgisayardan başkalarını davet edebilir, lokal ya da online olarak birlikte oynayabilirsiniz. Arkadaşlarınızın sizinle kasabanızı geliştirmesine izin vermek istiyorsanız Gözlemci modunu (Spectator mode) kapatmalısınız ama.
Gameshare özelliğiyle hesabında Pokopia olmayan bir arkadaşınızla bile oynayabilirsiniz. Ben evdeki Switch 1’i Gameshare’le davet ederek Leon ile oynayabildim mesela. Ancak bu şekilde bağlanan oyuncular sadece oyundaki adalardan bir tanesini ziyaret edebiliyor ve ona da Gözlemci moduyla bağlanabiliyor. Yapabilecekleri şeyler de oldukça sınırlı. Küçük çocuklarınızı kısa süre eğlendirebilecek bir mod, onun haricinde pek bir numarası yok.
Bunun dışında eğer Nintendo Online’a parayı bayılmayı göze aldıysanız bir de Bulut Adaları (Cloud Islands) işin içine giriyor. Kendi bulut adanızı kurmak size geliştirebileceğiniz bir tane daha ada veriyor. Diğer 4 bölgenin tüm özelliklerini tek bir adada birleştiren bu mekânda her şeye sıfırdan başlıyorsunuz. Tamam her şeye değil, paranız ve öğrendiğiniz tarifler sizinle geliyor. Ama çantanızdaki tüm eşyalar, pokémonlarınız çevrimdışı oyununuzda kalıyor. Bu adayı ister halka açabiliyor, isterseniz de sadece arkadaşlarınızla paylaşabiliyorsunuz. Ve siz orada yokken de adanızı ziyaret edebiliyorlar. Bu Bulut Adalarını ayrı bir özel sunucu gibi düşünün. Adanızı “Virtual Mode”a çekerseniz, başkalarının adanızı sadece gezebilmesini ama değiştirememesini sağlayabiliyorsunuz. Eee sadece bakmaya mı gelecekler yani? Hem evet hem de hayır. Doğrusu o kadar güzel şeyler yapanlar var ki kıskanmamak elde değil. Kale yapanı mı ararsınız, tatil köyü mü?
Yer altına neon ışıklı Cyberpunk şehri yapan bile var. Gidip gezilmeye değer yani.
Ama ziyaretçilerin etkileşime girmeden yapabilecekleri bir şey daha var: O da fotoğraf çekmek. Zira oyunda fotoğrafını çektiğiniz objeyi Poké Center’daki 3D Printer yardımıyla klonlayabiliyorsunuz. Tek ihtiyacınız olan şeyse pokémetal (ve bazen de nadir pokémetal. Ama isminin aksine çok da nadir bir kaynak sayılmaz). Bulamadığınız meyve ağaçlarını, iskelet parçalarını, henüz açmadığınız süs ve oyuncakları ve habitat gereksinimlerini şak diye kopyalamanız mümkün. Bu özellikler yine oyun içerisinde size hiç anlatılmayan şeyler. Sanal modda bir adayı ziyaret etmek için oyunun başlarında kolayca bulabileceğiniz sanal gerçeklik gözlüklerine (Mysterious Goggles) ihtiyacınız var. Gözlükleri taktıktan sonra gideceğiniz adanın 6 haneli kodunu girerek ziyaret edebilirsiniz.
Kısacası yapılacak şeylerin haddi hesabı yok: Tüm pokémonları toplamak, her yerin refah seviyesini 10’a çıkarmak, kasabanızı ayrı adanızı ayrı cennete çevirmek, yaratıcılığınızı konuşturup düşman çatlatmak… Ama bunlar sizi strese sokmasın. Bu oyun gerçekten de seçenek bolluğu krizine girilecek oyun değil. Metada yeri olan 6 IV’li pokémon kasılacak oyun hiç değil. Tam aksine, diğer pokémon oyunlarında yüzüne bakmadığınız pokémonları sevip bağrınıza basacağınız oyun bu. Zira işi çöp yemek olan ve kendisi de çöp torbasına benzeyen Trubbish’i kim dünya taç giyme şampiyonasına götürür? Ama Pokopia’da sahildeki çöpleri demir madenine dönüştürebilmesiyle bir anda aranılan pokémonunuz haline geliyor. Keza daha önce hiç Timburr’un yüzüne baktığımı sanmıyorum ama Pokopia’da prefabrik binaları yapmak için gereken en önemli özelliğe sahip kendisi. Bugüne kadar kenarda kalmış pokémonlar kıymete bindi kısacası. Sadece kıymete binmekle de kalmadı üstelik, pokémonların kendine has konuşma tarzları ve özel dialoglarıyla kendilerini sevdirdiler de.
Oyunda gerçekten çok büyük bir emek var. Pokémonların birbirleriyle etkileşimi, yemek yeme ve yüzme gibi animasyonları, her birinin kendine has konuşma tarzı derken… o kadar çeşitli detay var ki gerçekten gece gündüz çalışmış olmalılar. Araya sıkıştırdıkları atıfları saymıyorum bile, oyun içinde kendiniz fark ettikçe gülümsersiniz. Şu kısmı da yapıştırıp geçmişler, pek de özen göstermemişler diye hissettiren hiçbir şey olmadı.
Peki bu kadar büyük bir oyunda her şey mi mükemmel işliyor? Hayır aslında, zaman zaman pokémonlarınız da saçmalayabiliyor. Ama oyunun o şirin masalsı havası öyle bir içine alıyor ki sizi, bunları kodlama hatasına değil de pokémonlarınızın şapşal şirin bebekler olmalarına veriyorsunuz. Mesela eve iki tane kocaman yatak koyuyorsunuz ama Charmeleon yatağın yanında yerde yatıyor. Nedenn?? Ben o kadar boşuna mı uğraştım diyecekken aklıma onca para sayıp aldığım kedi yatağı yerine yatağın geldiği kutunun üzerinde uyuyan kedilerim geliyor ve anlıyorum. Kedilerin ve pokémonların hikmetinden sual olunmaz! İnsan gibi düşünmek bir hata. Pokopia bir pokémon ütopyası: Kendi aralarında insanların taklidini yapıyorlar akılları erdiğince. Şehirlerden arta kalanları tekrar inşa ediyor, bir zamanlar insanların yaşadıkları gibi evlerde yaşıyorlar. Ama evin çatısının olmaması onlar için büyük bir eksiklik değil, hatta bol bol güneş ve rüzgâr aldığı için artı bile sayılabilir. Kısacası biraz ezbercilik var ama bu çok doğal değil mi? Burası pokémonların müthiş verimli çalıştığı iş yeri değil sonuçta, pokémon ütopyası. Tek eksiğiyse… insanlar?
Yoo, Profesör’e bu konuda katılmıyorum. İnsanlar eksik olsun! Buranın bir eksiği varsa o da dünya tatlısı kara kedim Litten! Yokluğunda Sprigatito’ma sarılıp ağlıyorum ve oyunun puanını 1 kırıyorum! Şaka bir yana, oyunda tabii ki tüm pokémonlar yok ama belli bir türün eksikliği net bir şekilde göze çarpıyor. O da buz pokémonları. Oyunda sadece 5 tane buz pokémonu var ki toplamda 300 pokémon olduğunu hesaba katarsanız siz de hak verirsiniz diye düşünüyorum. O yüzden bir sonraki ek paketin bir şekilde bir buz bölgesi ve buz pokémonlarını getireceği teorisi aklıma yatıyor. Şöyle karlı dağlarda bir Pokémon şehri de güzel olur, ne dersiniz?
Başlıklar
Bağımlılık yapıyor, sakinleştirici etkisi var. Ağır makine kullanırken oynamayınız! Şu oyunu hak ettiği kadar övemedim Arceus affetsin.
- Sakin, huzurlu, ütopya gibi ütopya!
- Hikâyesi basit ama sıradan değil, detaylara önem veriliyor
- Yaratıcılığın sınırı yok gibi
- LİTTENNNNNNNN ☹
- Genel bir açıklama eksikliği var. Oyun modları olsun, sınırlamalar olsun…





























