Shadow Tactics: Blades of Shogun (Switch 2) – İnceleme
Türünün en iyi örneklerinden birisi artık Switch 2’de…
Aslında daha önce yazdığım incelemelere referans vermek çok da tercih edeceğim bir yöntem değil. Fakat 2024’ün sonlarında Aiko’s Choice’un PS5 versiyonunu incelemeye başlarken yazdığım şu cümleler, bugünkü hislerimi de yansıttığından bir istisna yapacağım müsaadenizle.
“Normal şartlarda yıllar önce oynadığınız bir oyun yeni bir platforma geliyor diye tutup inceleme yazmaya pek sıcak bakmayabilirsiniz. Ama söz konusu Mimimi Games gibi kapanıp gitmesine çok ama çok üzüldüğünüz bir stüdyonun Shadow Tactics: Aiko’s Choice gibi güzel mi güzel bir oyunu olunca, ister istemez kendinizi bir kez daha ekran başında buluyorsunuz sevgili Oyungezerler. Bir yandan bu oyunu ne kadar sevdiğinizi hatırlayıp mutlu olurken bir yandan da bu işe imza atan stüdyonun kapanıp gitmiş olmasına hayıflanıyorsunuz.”
Yine aynı hislerle, bu sefer de Switch 2’ye gelişini bahane edip bir kez daha Shadow Tactics: Blades of Shogun’a ve de Aiko’s Choice’a geri dönüyorum müsaadenizle.
Öyle bir geçer zaman ki…
Bulduğum her fırsatta övdüğüm oyunlardan birisi Shadow Tactics. 90’ların sonunda çıkan Commandos ile Pyro Studios’un yaptığı şeyi, 2016’da bu oyunla yapmıştı Mimimi Games, hem de gayet iyi bir şekilde. Gizlilik temalı strateji türünün en iyi örnekleri arasına rahatlıkla yazabileceğimiz bir oyundu. Ondan 5 yıl sonra da ana oyundan bağımsız şekilde de oynanabilen Aiko’s Choice’u çıkarmışlardı -ki o da ana oyunun güzel yaptığı şeyleri devam ettirip bazı yeniliklerle işi daha keyifli kılan bir ek paketti. Şimdi bu ikiliyi hibrit konsolumuz Switch’te misafir etmek de gayet güzel.
Bilenlere bu oyunu neden çok sevdiğimizi bir kez daha hatırlatmak ve eski bir dostu güzel bir şekilde anmak, bilmeyenlere de neden oynamaları gerektiğini ifade edebilmek için neleri iyi yaptığının üzerinden hızlıca geçmiş olayım, ne dersiniz?
Öncelikle, şahsen çok sevdiğim bir dönemde geçiyor Shadow Tactics, Edo Dönemi Japonyası’nda. Şogun, yıllar boyunca savaşlarla, iç çatışmalarla boğuşan ülkeyi yeniden bir bayrak altında birleştirmeyi başarmış durumda. Tam her şey yoluna girmiş, sonunda halk huzura kavuşmuş derken, gölgelerden” Kage-sama” adında gizemli bir savaş lordu çıkıyor ve bu huzuru tehdit etmeye başlıyor. Ülkeyi yeniden felaketin eşiğine sürükleyen bu isyanı bastırmak, Kage-sama’ya engel olmak görevi de savaşta gösterdiği üstün hizmetlerle Şogun’un gözüne girmeyi başaran ünlü samurayımız Mugen ve arkadaşlarına düşüyor.
Seçilen dönem de, anlatılan hikâye de, karakterler de oyunun türüne çok uygun düşüyor bence. Hemen her görevde gizliliğin önem arz ettiği durumların içine düşüyoruz tahmin edebileceğiniz gibi. Her adımımızı tartarak atmamız, her hamleyi ince ince planlamamız, kahramanlarımızın kendilerine has yeteneklerinden olabildiğince istifade etmemiz gerekiyor.
Ekibimizde samuray da var, ninja da, suikastçı da, hırsız da, keskin nişancı da, hatta ihtiyar keskin nişancımızın sevimli yardımcısı Kuma da. Her birinin kendilerince farklı özellikleri var ve önünüzdeki engelleri aşıp görevleri yerine getirebilmek için bu özellikleri etkin bir şekilde kullanıyoruz.
3 askeri bir arada avlamamız mı lazım, samurayımız Mugen’i sürüyoruz sahaya, çifte kılıç hamlesiyle kesip biçiyor, oldu bitti. Veya bir samuray mı var yolunuz üzerinde, Mugen’i çıkarıyoruz karşısına, kozlarını paylaşıyorlar.
Kapıdaki nöbetçiyi sessiz sedasız indirmeye mi niyetlendiniz? Baş karakterimiz, ninjamız Hayato çıksın meydana, atsın şurikenini, olsun bitsin.
Ortalık asker kaynıyor, aradan sıyrılıp ilerlemeniz lazım. O zaman Aito’yu alalım sahneye. Hemen kılık değiştirsin, süzüle süzüle geçsin aralarından.
Yuki ile milletin cebinden anahtarları yürütüp diğerleri için kapıları açın. Ya da bir yerlere tuzaklar kurup sonra da flütünüzle çalacağınız melodilerle avınızı tuzağa çekin. İlla flüt de şart değil, karda ayak izi bıraksanız da olur.
İş ihtiyar Takuma’ya düşünce de uzaktan uzaktan tüfeğinizle düşman avına çıkın. Düşmanların dikkatini dağıtmak için de Kuma’yı kullanabilirsiniz tabii.
Bir de bunları bir arada kullandığınız durumları düşünün, tadından yenmiyor. Gölge halini kullanıp ekip üyelerinize farklı talimatlar veriyor ve bu formülün işleyeceğine ikna olursanız, tek tuşla hamlenizi gerçekleştiriyorsunuz. Kimi zaman işler tam da planlandığı gibi gidiyor, kimi zamansa gözden kaçırdığınız bir detay olduğunu ve bu nedenle işlerin sarpa sardığını görebiliyor, haliyle filmi başa sarıp yeni bir taktik geliştirmeye çalışıyorsunuz.
Ezcümle, türlü türlü durum ve bu durumlarda kullanacağınız türlü türlü taktik var. İşin içine çevrenin kullanımını da eklediğinizde olasılıklar alıp yürüyor, "aynı görevi bitirmenin kaç farklı yöntemi olabilir acaba?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. O yüzden de tekrar tekrar oynuyor, “Bu sefer de şöyle yapmayı deneyeyim” diye diye görevleri tekrar ediyorsunuz. Ve tahmin edebileceğiniz gibi hiç de sıkılmıyorsunuz.
Buraya kadar anlattıklarım hem ana oyun hem de genişleme paketi için geçerli şeyler. İkisi arasında öyle büyük değişiklikler yok zaten. Belki harita boyutlarındaki farklılıktan bahsedilebilir, bir de doğal olarak oyun süreleri farklılaşıyor, o kadar.
Gelelim işin teknik boyutuna. Switch 2’de nasıl olmuş diye merak ediyorsanız, hiç uzatmadan vereyim cevabı – iyi olmuş, güzel olmuş, gayet hoş olmuş. Pürüzsüz bir oyun tecrübesi sunduğunu söylemek mümkün, neredeyse hiçbir sıkıntısı yok. Zaten PS5 ve Xbox versiyonlarında da iyi bir iş çıkarmışlardı. Burada da aynı durum geçerli. “El konsoluna da ne kadar uygun bir oyunmuş, ne kadar da keyifli akıp gitti böyle” dedirtti bana. Dilerseniz televizyon karşısına geçip geniş ekranın keyfini çıkara çıkara oynamanız da mümkün. Bu noktada bir farklılık da sunuyor tabii, Switch kontrolcünüz joy-conların mouse olarak kullanılabilmesi.
Bu, oyunun hem artı hem de eksi hanesine yazılabilecek bir özellik bence. Her ne kadar mouse kontrolleri desek de o kadar da kolay değil bu kontrollere alışmak. Strateji oyunlarının kontrolleri konusunda klavye-fare ikilisi halen bir adım önde. Öte yandan alışabildiğiniz takdirde, joy-conu mouse olarak kullanmak epey işlevsel olabiliyor. Karakterlerinizi daha özgürce hareket ettirebiliyor, görüş konileri arasında seri bir şekilde geçiş yapabiliyor, talimatlarınızı duruma göre tek tıkla verebiliyorsunuz. Ama bir kez daha altını çizmiş olayım, “kontrollere alışabildiğiniz takdirde”. Bu süre benim için biraz uzun sürdü. Belki de benimle ilgili bir sorundur bu, bilemiyorum.
Nazar boncuğu olarak birkaç teknik hatayı da miras almış önceki sürümlerinden. Mesela kapı kenarına sıkışıp kalan, o yüzden de devriye görevlerine dönemeyen 2 askere bakıp bakıp gülüyor, sonra da elinizi kolunuzu sallaya sallaya olay mahallinden uzaklaşabiliyorsunuz :) Sayıca çok fazla değil bu hatalar. O yüzden çok da eleştirecek değilim. Sadece adet yerini bulsun diye belirtmek istedim.
Girişte de belirttiğim gibi, Mimimi Games, Shadow Tactics: Blades of Shogun ile türün en iyi örneklerinden birine imzasını atmıştı. Bugün bunu bir kez daha teyit etmiş oldular. Switch 2’de oynanması gereken strateji oyunları listesi yapacak olsam, içlerinde mutlaka Shadow Tactics de yer alır. Bundan 5 yıl sonra yeni bir konsola çıkacak olsa, o versiyonu için de büyük ihtimalle aynı şeyleri yazarım :) Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, kaç defa oynarsam oynayayım, bu oyundan bıkmayacağım kesin.
Başlıklar
Bir oyun, piyasaya sürülmesinden 9 yıl sonra bile hala büyük bir keyif veriyorsa, şüphesiz bir başyapıttır. Shadow Tactics: Blades of Shogun, Switch 2'deki performansıyla da bunu bir kez daha teyit ediyor.
- Türe çok uygun bir tema, çok uygun hikâye, çok uygun karakterler
- İnanılmaz keyifli bir oynanış
- Türkçe dil desteği bulunuyor
- Joy-con mouse kontrolleri işlevsel ama…
- … Joy-con mouse kontrollerine alışmak çok da kolay gibi gelmedi bana
- Halen bazı teknik hatalar mevcut
- Hazır elden geçirilmişken keşke görsel yönden de bir şeyler yapılsaydı



























