ROMEO IS A DEAD MAN - İnceleme

Ölüm, ölüm dediğin nedir ki gülüm? Ben senin için yaşamayı göze almışım...

Daha birkaç ay önce Hotel Barcelona incelemesinde, “SUDA51 (Goichi Suda) gerçekten sapık derecesinde garip bir adam” demiştim. No More Heroes, Lollipop Chainsaw, Killer is Dead gibi hikâye açısından deli fikirlere imza atan birisi bu adam. Ve ben bu adamın o ilginç zihnine bayılıyorum. Hikâyenin bir sonraki adımında ne olacağını bilmek ana ne ile karşılaşacağını bilememek, absürt mizah falan derken çok keyif alıyorum. Fakat her şey güllük gülistanlık değil...

SUDA51’in oyunlarında genelde çok büyük bir sıkıntı oluyor. Oyun tarafı... Evet, senaryo ve kafa kırıklığı açısından gerçekten çok iyi işler çıkartıyor ama konu oynanış olduğunda vasatı bir türlü geçemiyor. ROMEO IS A DEAD MAN duyurulduğunda da bu açıdan çok büyük endişelerim vardı. Hatta oyunun kodunu isteyen var mı diye ilk sorulduğunda sırf bu yüzden “yok abi, iyi eğlencelerrrr!” diyerek kaçmayı düşündüm. Ama gördüğünüz gibi şu an buradayım.

Bu arada ilk duyurulduğu zaman diyorum ama o sıra ben bu oyunu çok başka bir şey hayal etmiştim. Fragmanda, yemek masasında oturan bir ailenin kapısının zili çalıyor ve kapıyı açan ana karakterimiz bir zombi tarafından ısırılıyor. Sonrasında ise “über süper mega zeka” dedemiz, bizlere bir ilaç vererek hayatta tutmayı başarıyor. Ardından da ekrana oynanış tarafından zombi öldürme kesitleri vesaire giriyor... Ben bu yüzden sandım ki eski “Dead Rising” oyunları gibi bir şey oynayacağız. Meğer bu konuda da yanılmışım.

Ben bu yazıyı yazdığım esnada oyunun “Launch Trailer” yani çıkış fragmanı yayınlandı. İki fragmanı ard arda izlerseniz, aradaki farkı zaten anlayacaksınız. İlk başta ne düşündü de öyle bir duyuru yaptı bilmiyorum ama oynadığım ile hayal ettiğim oyun arasında uçurum bir fark var. En azından senaryo tarafında. Peki bu iyi bir şey mi? Yoksa kötü bir şey mi? E gelin ona da beraber karar verelim sevgili Goyunlar...

NE OLUYOR YAHU?

Romeo is a Dead Man tahmin edebileceğiniz gibi çooook ilginç bir senaryoya sahip. Oyunun adında da yer alan ana karakterimiz Romeo Stargazer, boş yere seçilmiş bir isim değil. Leyla ile Mecnun dizisinden... pardon pardon. Ünlü yazar Shakespeare’in kitabı olan “Romeo ve Juliet” isimli kitaba bir gönderme aslında. Çünkü aslında burada şahit olduğumuz hikâye, Romeo ve Juliet’in aşkı. Tabii eğer konu içerisinde SUDA51 varsa, buradan normal bir şey beklemek delilik olurdu.

Deadford’un Caliban bölgesinde, çaylak şerif yardımcısı olarak görev yapan birisi Romeo. Bir gece devriyesinde şerif ile yolda giderlerken, yerde yatan bir bedene denk gelirler. Haliyle ne olduğunu araştırmak için arabadan inen Romeo, bu beden tarafından birden saldırıya uğrar ve yüzünün yarısı yok olur. Tam bu esnada, ortaya çıkan uzay portalı içerisinden dedemiz Rick... pardon Benjamin (tamam son pardon şakasıydı :(.) elindeki teknoloji ile bizleri yeniden hayata bağlayacak bir hamle yapar. Yarı ölü, yarı canlı bir şekle bürünen Romeo, bu olaydan sonra “DeadMan” ismini taşımaya başlar.

Bu ani dönüşümün ardından ortaya FBI Uzay-Zaman polisleri ortaya çıkar. Romeo’nun bu sıradışı halini görünce ekibe katarlar ve “The Last Night” isimli uzay gemisine götürürler. Burada ise Romeo, hayatının en şoke edici bilgilerini almaya başlar. Aşık olduğu kadın Juliet, aslında uzay anomalisi olan ve uzay-zamansal-evrensel boyutlarda aranan bir suçluymuş. Tabii işin içinde uzay-zaman kavramı girdiği zaman başka ne girer? Çoklu evrenler... Meğerse başka evrenlerde ve başka zaman dilimlerinde daha bir çok Juliet Dendrobium varmış ve hepsi de kötücül karakterlermiş.

Bu suçlular arasında da tek kötü karakter biricik sevgilimiz, aşkımız Juliet değil aslında. Giriş görevini çıkardığımız zaman geriye kalan dört ana kötü düşmanımız var. Bu dört karakterden bir tanesi bizim hanımın başka bir evrendeki varyasyonu iken, diğer üç karakter bambaşka kişiler. Her birinin arka plan hikâyesi de benim bayağı bir ilgimi çekti ve hoşuma da gitti. Bir tanesinde dahi sıkılmadım. Hani bakın burada “orijinal” kelimesini kullanmıyorum. Çünkü daha önce bir çok eserde gördüğümüz kötü karakter arketipleri bunlar. Gerek motivasyonları açısından gerekse de davranışları açısından bunu çok net şekilde hissediyorsunuz. Ama işleyişleri gerçekten çok iyi yapılmış.

Romeo is a Dead Man’in genel olarak senaryo işleyişi ve sunumu çok iyi aslında sadece bu karakterlere özel değil. Öncelikle sinematikler, üst düzey olmasa dahi bir video oyununa göre gerçekten çok keyifli şekilde yapılmış. Karakterlerin birbirleri ile olan etkileşimleri, savaş öncesi “boss’ların” sunumları ve daha niceleri. Ayrıca bu sinematikler öyle dümdüz oyun motoru ile yapılmış şeyler de değil. Bazı durumlarda bir anda anime stili bir sunum oluyor, bazen 3D şekilde bir sunum oluyor gibi gibi. Ayrıca her bir bölümün de girişi, çizgi roman şeklinde sunuluyor ki bu bir tercih meselesi olarak yapılmış. Bütçeden kısmak için ucuza kaçalım dememişler. Bunu hissediyorsunuz yani ekrana bakarken.

Peki iyi güzel de... Bu kaliteli sunum şekillerini destekleyecek diyalog var mı? Çünkü benim Çünkü benim nezdimde, bir hikâyenin en önemli parçası diyaloglardır. Her ne kadar aksiyon odaklı içeriklerde çok umursamasam da, kötü oldukları zaman hiç çekilmiyor. En azından ortalama bir seviyede olmalı ki keyif alabilelim. Romeo is a Dead Man'e başlarken de bu düşünceler içerisindeydim tabii ki.

Oynadıkça şunu fark ettim; hikâye ile ilgili kısımlar, tıpkı kötü karakterlerde olduğu gibi, yer yer klişeye kaçsa da, amacı aksiyon olan bir oyun için espri dozajı ve kalitesi çok iyi ayarlanmış. Ayrıca dediğim gibi, klişe demek kötü demek değildir. Hatta iyi uygulanmış klişeler genellikle insanların en sevdiği şeyler oluyor; benim açımdan burada durum tam olarak bu. Yani sorumuza cevap verelim: Diyaloglar bence bu kaliteli sunumu destekliyor, hatta yer yer gerçekten kahkaha attırmayı başarıyor. E zaten SUDA51'den de başka bir şey beklenmezdi.

Korkularım Doğru Mu?

Yazının başında da anlattığım gibi, SUDA51’in oyunları oynanış için değil de senaryosu için oynanır. Çünkü bu tarafta iyi iş çıkarmayı başaramıyor. NEYSE Kİ DURUM ROMEO IS A DEAD MAN İÇİN ÖYLE DEĞİL! Yani kısmen... Şöyle ki; eğlenceli bir temel atmayı başarmışlar. Ama bu temeli tam olarak desteklemeyi başaramamışlar. Çok iyi yaptığı yerler de var, gerçekten ekranı yumruklama isteği uyandıran kısımlar da var. Temeline baktığımız zaman Romeo is a Dead Man, eski usul bir “Hack N Slash” oyunu. Ki bu benim gerçekten çok büyük hasret duyduğum bir tür. Ama işte sıkıntı olan kısım, tam olarak bu eski usule bağlı kalmıyor oluşu. Maalesef ki SUDA51’de “Souls-Zehrini” almış. Kombo yapmanıza olanak sağlayan bu mekanikleri, anlamsız şekilde yavaşlatıp oyunu hafifinden bozmuş.

Öncelikle oyunun “Hack N Slash” tarafından başlayalım. Oyunun içerisinde bizlere sunulan dört adet silah var. Bunlar sırasıyla Katana, büyük kılıç, demir yumruklar ve ortadan ikiye bölünebilen bir mızrak. Her birinin kendisine ait oynanış hissiyatı, hızı ve uygulaması var. Mesela katana, ortalama bir deneyim sunarken, benim de favorim olan demir yumruklar daha hızlı bir aksiyon sunuyor. Yani oyun sizlere kendi tarzınızda oynama imkanı sunuyor. Her bir silahın da kendine özel “güçlü vuruşu” bulunuyor. Oyun içerisinde ilerledikçe art arda üç vuruşa kadar çıkan bu vuruşlar, kombo konusunda çok keyifli bir çeşitlilik katıyor.

Herhangi bir aksiyon oyununda olduğu gibi de başlarda basit ve az sayıda düşman yollarken, ilerleyen aşamalarda gerçekten yoğun savaşlara giriyorsunuz. İşte bu yoğun anlarda da beklentiniz, oyunun aksiyonundan keyif almak oluyor. Fakat maalesef olay tam olarak öyle olmuyor...

Şimdi gelelim oyunun zehirli tarafına. Aslında burada gerçek bir “Souls-Zehrinden” bahsetmek çok büyük haksızlık olur. Onu itiraf etmeliyim. Fakat azıcık bile eklenen bu tat, genel bir ekşilik katıyor. Öncelikle tabii ki de oyunun içerisindeki kayıt noktaları, “bonfire” mantığında işliyor. Yani karakterinizi yükseltmek için, oyunu kaydetmek için falan bu noktaları kullanmak ve açmak zorundasınız. Hatta bu noktalara geldiğiniz zaman canınız tazeleniyor ve öldürdüğünüz bütün düşmanlar yeniden canlanıyor... HARİKA BİR OLAY YAHU(!).

Fakat benim asıl kızdığım nokta burası değil. Bunu görmeye artık o kadar alıştık ki, oyun dünyasının normali gibi hissettirmeye başladı. Lanet olan kısım düşmanlar ile etkileşim. Düşmana kilitlenme özelliği var ve bu özellik doğru şekilde çalışmıyor. Gerçi hiçbir “Souls-Like” türünde çalışmıyor da neyse... Gerçekten çok hızlı olan bir karakter var elinizde ve hem kamera hem de bu tempo, saçmalıklara yol açıyor. Bunun haricinde “kaçış” hareketi de bir abuk çalışıyor. Dövüş esnasında ortada bir animasyon iptali olmadığı için çoğu zaman durduk yere hasar yiyorsunuz. Benim tür fark etmeksizin, en nefret ettiğim olaydır bu. Sal beni be dost, sal ya... Bırak kaçayım ne olacak? SEN NE KAYBEDECEKSİN KOD YAZARKEN ŞUNU EKLESEN? Neyse sakinim ama mutsuzum. Çünkü oyunun başlarında az düşman varken çok eğlenceli olan oynanış, ilerleyen kısımlarda bu sebeplerden dolayı eziyete dönüşüyor.

Gerçi tek sinir bozan kısım bu da değil ya... Şimdi şöyle bir durum var. Oyun gerçekten çok cafcaflı renklere ve efektlere sahip şekilde dizayn edilmiş. Bu her ne kadar göze çok hoş gelse de, yine oyunun ilerleyen kısımlarında çok ciddi bir sıkıntıya yol açıyor. Ekrandaki efekt yoğunluğundan dolayı düşman hareketlerini görme imkanınız kalmıyor. Bakın azalıyor veya zorlaşıyor demiyorum. Ciddi anlamda kalmıyor. Ekran o kadar doluyor ki, HİÇBİR ŞEY GÖREMİYORSUNUZ. O yoğun anlarda hayatta kalmaya çalıştığım için bir ekran görüntüsü alamadım. Fakat oyunun kodu bizlere önceden geldiği için büyük ihtimalle çıkış günü bütün oyunu yayınlayan bir manyak olur. Orada biraz göz atın derim. Hak vereceksiniz.

Romeo is a Dead Man, sırtını sadece yakın dövüşlere bağlamıyor. Mermili şekilde kullanabileceğiniz silahlar da sunuyor. Yine aynı şekilde dört adet silahınız var. Tabanca, pompalı, taramalı ve roket atar. Burada hoşuma giden olay şu oldu; oyun bunları süs olsun diye eklememiş. Her bir düşmanın zayıf noktası var ve bu noktaları sadece bunlarla yok edebiliyorsunuz. Bundan dolayı şöyle bir yüzde verecek olursam, oyunun %63’ünü yakın dövüş ile geçirmişimdir. Kalan %37’sinde de uzaktan “DARARARARA” şeklinde bu noktalara ateş etmişimdir. Burada beğenmediğim tek bir olay var. O da roket atarın rezalet bir şey olması. Ne düzgün hasar vuruyor, ne de düzgün bir patlama alanına sahip. Hiç buna kaynak harcamayın ya, açmasanız bile olur.

Son olarak biraz da bölüm dizaynlarından bahsetmek lazım. Burada oyunun yine hem iyi yaptığı hem de kötü yaptığı yerler var. Her bir bölüm, biraz daha labirent tarzında, bulmacalı şekilde dizayn edilen bölümler. İşin güzel tarafı ise yolunuzu kaybetmiyorsunuz. Yeri gelmişken de bir itirafta bulunayım. Ben oyunlarda yolumu çok sık kaybederim. Çünkü zaman zaman gözümün önünde olan şeyleri fark edemiyorum. Burada da buna çok müsait olan bir yapı olmasına rağmen, bir bölüm haricinde hiç yaşamadım. Doğal bir akış şeklinde ilerleyebiliyorsunuz. O yüzden çok sevdim burayı ama o bir bölümün var ya... Neyse.

Bulmacalı kısımlar ise biraz daha izah etmesi karışık. Bunların hiçbiri zorlayıcı veya düşündürücü değil. Etrafta bulduğunuz kağıt parçalarında zaten neyin ne olduğu çok bariz şekilde açıklıyor. Karışık olan kısım, labirent gibi olan bulmaca muhabbeti. Her ne kadar doğal bir akış şeklinde ilerleyebiliyorsunuz desem de, garip bir durum var. Bölüm içerisinde aniden gidebileceğiniz hiçbir yer olmuyor. Buralarda da karşınıza “alternatif uzay” mekanına geçmenizi sağlayan garip televizyonlar çıkıyor. Her etkileşime girdiğiniz zaman ekranın karşı tarafından felsefik felsefik konuşan garip bir adamı dinledikten sonra, bu alana geçiyorsunuz. Burada da dünyanın en salak “yeşilliği top şekline getirme” bulmacalarını çözüp, mekandaki diğer televizyona ulaşıyorsunuz. Böylece yeniden gerçek dünyaya dönüyor ve yolunuza devam ediyorsunuz.

Kaynaklarınızı “PİÇ” Etmeyin...

DURUN! HEMEN KIZMAYIN! Birazdan niye “piç” dediğimi anlayacaksınız. Ama ondan önce oyunun normal kaynak yönetiminden bahsetmek lazım. Oyun boyunca harcayabileceğiniz üç adet kaynak türü var. İlki düşman öldürdükçe elde ettiğiniz puanlar. Bunları karakterinizin özelliklerini yükseltmek için kullanıyorsunuz. Fakat yazıda da bir çok kez söylediğim gibi, bu oyunun başında SUDA51 var... Normal bir şekilde karakter yükseltmek olur mu? Olmaz. Mini oyun hastası olan bu herif, buraya da bir şeyler entegre etmiş. Aldığınız puanları, 8-bit bir ekranda uzaylı arabası sürerek harcıyorsunuz. Yani aslında puan değil de benzin gibi kullanıyorsunuz. Labirent tarzında olan bu yolda, üzerine sürdüğünüz özellik, yükseltilmiş oluyor. Gerçekten ilginç ve keyifli olmuş. Bu tarz bir aksiyon oyununda ilk defa gerçekten düşünerek yükseltme yapmış olabilirim... Bu arada bunun haricinde bu kaynağı, “The Last Night” içerisindeki mağazalarda falan da kullanabiliyorsunuz. Ona da değinmiş olalım ki aradan çıksın.

Onun haricindeki diğer iki kaynak ise “Sentry” çiçekleri. Bunlardan düz olanı etraft bol şekilde bulunuyor ve silahlarınızı güçlendirmek için kullanıyorsunuz. “Red Sentry” ise daha zor bulunan ve silahlarınızın yüksek seviyelerini güçlendirmek için kullanılan çiçekler. Gerçi oyunun sonlarına doğru bundan da bolca buluyorsunuz ondan çok kafanıza takmayın. Oyun aslında erkenden güçlenmenizi engellemek için böyle yapmış. İyi ki de yapmış çünkü yavaş yavaş o gelişimi görmeyi ben daha çok seviyorum.

Gelelim şu piçler mevzusuna... Oyunun zombilere verdiği isim aslında bu, “bastards”. Bunların güzel yanı ise sadece düşman olmaları değil. Düşürdükleri tohumları, ana üssünüz olan geminiz “The Last Night” içerisinde ekebiliyor ve bunları kullanabiliyorsunuz. Oynanış tarafında da gerçekten köşeye sıkıştığınız zaman bunlarla olayı tamamen tersine çevirebiliyorsunuz. Çünkü dümdüz çağırayım da vursunlar mantığı yok. Her birinin özel yetenekleri var. Mesela bir tanesi intihar bombacısı gibi, düşmanların yanına gidip kendini patlatabiliyor. Başka bir tanesi ise belli bir alanda olan bütün düşmanları kara delik içerisine çekip, ciddi hasarlar vurabiliyor.

En son ise, yine her aksiyon oyununda olduğu gibi, kullanılabilir öğeleriniz var. Bunlara çok detaylı şekilde girmeye gerek yok. Çünkü ilk defa oyun oynayanlar haricinde herkesin daha önce görüp bildiği şeyler bunlar. İşte belli bir süre daha güçlü vurma, can tazeleme, özel vuruş doldurma falan filan.

MAZARETİM VAR, ÇOK SIKILDIM

Daha önce bir çok incelememde de dediğim ve artık gerçekten çok sıkıldığım bir olay var. OPTİMİZASYON! Teknoloji gelişmi ile birlikte, sektörün bu konuda iyileştirme yapması gerekirken, tam tersi şekilde gitmesi benim canımı artık gerçekten çok sıkıyor. AMD 7800XT gibi güçlüye kayan bir ekran kartına sahip olmama rağmen, oyunu en düşük ayarlarda zar zor oynadım. Daha doğrusu oynuyordum... Yaklaşık birkaç gün önce gelen v1.3.0 güncellemesi ile birlikte oyunun optimizasyonu çok ciddi şekilde toparladı. Ekranda zibilyon tane efekt ve öge olduğu zamanlar haricinde çok akıcı şekilde, yüksek grafiklerde oynadım. Oyunun beni gelen güncelleme ile ters köşeye yatırmasını size de yansıtmak istedim, evet :D.

Grafiksel ve sanatsal anlamda da Romeo is a Dead Man başarılı sayılabilecek bir oyun olmuş. Göz kamaştırıcı şekilde dokular falan kesinlikle yok. Fakat bölüm tasarımı kısmında bahsettiğim o iğrenç bölüm haricinde, her bir bölümün sanat tasarımı çok güzel olmuş. Aklınızı başınızdan almasa bile ekranda güzel bir şeye baktığınızı biliyorsunuz.

Oyunun ses tarafı da görsellik gibi çok güzel olmuş. Hatta kusursuz olmuş... Oyunun kesinlikle en iyi tarafı burası. Oynanış mekaniklere yedirilen vuruş sesleri, düşman seslerini bir kenara koyuyorum ki onlar da güzel. Müziklere gerçekten aşık oldum yahu... Gerçekten kaç gündür “oyun resmi olarak çıksa da müziklerini Spotify üzerinden dinleyebilsem” şeklinde dolanıyorum. Yeterince dedim zaten ama teşekkürler SUDA51 sapığı...

En Üzücü Tarafı, Niş Kalacak Olması :(

Romeo is a Dead Man, günün sonunda yüzümde tebessümle ayrıldığım bir yapım. Senaryo ve sunum kalitesiyle beni ekrana hapseden, müzikleriyle muazzam bir haz veren oyun, maalesef oynanış tarafında ümit ettiğim çıtayı yakalayamıyor. Evet, eski SUDA51 işlerine kıyasla ortada ciddi bir gelişim var ama o beklediğimiz 'üst düzey' vuruş hissiyatı tam olarak oturtulamamış. Fakat bu eksiklerine rağmen, saf video oyunu eğlencesi sunan ve absürt anlarıyla hafızanıza kazınan bir tecrübe vaat ediyor. Gerçekten özlemişim bu kafayı; bayılıyorum böyle sapık oyunlara...

SON KARAR

Oyun dünyasının, SUDA51 gibi daha fazla 'manyak' zihniyete ihtiyacı var. Ancak bunca özgün fikre yıllardır üst düzey bir oynanış ekleyememek, artık yapımcıların mı yoksa bu adamın mı hatası; orasını bilemiyorum. Bildiğim tek şey şu: Bu muazzam absürtlüğü ve sunumu, üst düzey bir oynanışla birleştirdiği gün; adını sektörün 'Onur Listesi'ne altın harflerle yazdıracaktır.

ROMEO IS A DEAD MAN
Çok İyi
8.0
Artılar
  • MÜZİKLER!
  • Senaryonun absürtlüğü
  • Binbir çeşit sunumla zenginleştirilen senaryosu
  • SUDA51’in sapıklığı
  • P*ÇLER...
Eksiler
  • Sıradan oynanış
  • Sinir bozucu kamera takibi
  • Fazla basit bulmacalar
  • O tek bir bölüm... Unutmayacağım seni...


YORUMLAR
Parolamı Unuttum