Makale - Dijitali Okumak

Bir parça daha boya, ışığı da şöyle sola alıp bir miktar kısalım… Harika! İnsanlar eserimi bu şekilde seyretmeli işte!

Materyalin tek olduğu dünyada ne güzel, en ufak noktaya kadar kontrol sanatçının elinde; yine de bakan göze göre değişebilir görülenler… Sonra adam ressamın yanına gidiyor, “Kaynımın duvarına da yakışır bu!” deyip bir tane daha sipariş geçiyor. Aynı olabilir mi iki kopya şu dünyada? Matbaa dahi ikisini bir yapamıyor; mürekkep azaldıkça değişen renkler, basarken oynayan açılar, kesilmeyen sayfalar… İki - üç tane olsa neyse, bizzat kontrol eder gerekirse tekrar denersin, peki ya binlerceyse? Sayı arttıkça kontrol azalıyor…

Çok yaşa dijital! Son bitine kadar aynı birler ve sıfırlar… Veriyi beynimize enjekte etsek haklısınız (ki o zaman bile kullanılan zihinsel arayüz kaynaklı farklılıklar olurdu kesin), hepimiz “doğru” açıdan bakardık ama arada kocaman bir ekran var ve ekrandan ekrana fark var! Aynı diye satılan iki monitörün renk ayarı tutmuyor, o zaman nasıl okuyacak Oyun Gezerler bu Oyungezer’i? Elbette elde ne varsa… Fakat seçim şansınız bulunuyorsa sizi şöyle alalım…

Şimdi, masaüstü dev monitörden okumak olmaz bence, en ufak detayı yakalaması gereken bir editör değilseniz işin keyfine aykırı. Hem insan hep o döner sandalyede oturuyor, bari bu kaçamak sırasında omurga farklı bir pozisyon alsın… O zaman elimiz öncelikle çekmecedeki tablete gidiyor: Ah be Duolingo, bin defa beni unutma demişsin; şu Angry Birds’ün bitişiğinde PDF uygulaması olacaktı… PUBG’de kassa da dergi yağ gibi akıyor. Dur ama, ilkokul arkadaşımın domatesleri toplanacakmış (yıl kaçsa artık…), hemen bi’ koşu onu halledeyim. Bir de şeye bakacaktım… Neye bakacaktım unuttum ama onun yerine şu komik videoya dalayım…

E-ink, gün ışığında kolay görüntülenebilmesi ve düşük enerji tüketimi sebebiyle dış mekân ekranlarda çok sık kullanılıyor. O kâğıt gibi gözüken fiyat etiketleri aslında ekran!

Sosyal cihazdan okumak biraz dezavantajlı sanki, hem uzun süre okurken göz sağlığı da önemli. Parlaklık seviyesi ortama uygun olmalı, mavi ışıktan olabildiğince kaçınmalı. Çoğu cihazın gece ışığı, göz konforu tarzı modları oluyor, o yoksa ekranı sarartan uygulamalar var; benzer işe yarayan koruyucu kaplamalar ve bunların ışığı dağıtan biçimde mat, kâğıt-gibin olanları var…

Işığın yeşili, kırmızısı iyi de mavisi kötü mü? İşin özü renk farklılıklarını oluşturan dalga boylarında… Bizim mavinin enerjisi yüksek, dalga boyu kısa; o yüzden bazı bilimciler diyor ki bu renk gözümüze haşin davrannıyor! Ha, uyumayayım, dikkat toplayayım diyorsanız soğuk renk ışıklar süper ders ortamı oluşturur. Tabii gecenin köründe dönüp durup uyuyamayanlardansanız, belirli bir saatten sonra sadece sarı ışık! Bakın, güneşten gelip çiçekten, böcekten yansıyan mavi ışıkla derdimiz yok; o konuda anlaşalım. Sıkıntı ekranlarda kullanılan yapay ışığın doğaya kıyasla daha çok mavi içerip doğrudan gözümüze bakan (ateş eden?) bir kaynaktan gelmesi…

Türlü türlü ekran var. Mesela hep dilimizde olan LCD teknolojisi, likit kristaller aracılığıyla polarize ışığın geçişini kontrol etme prensibine dayanıyor. Keyfince dalga özelliği gösteren ışık, normal halinde her yönde dalgalanırken, çok ince bir yarıktan geçtiği zaman tek düzleme diziliyor. Elektrikle kontrol edilebilen likit kristaller, içinden geçen ışığın dalgalanma yönünü değiştirme özelliğine sahip. İki ters yönlü polarize filtre arasına yerleştirilen likit kristaller, panele dizili kontrolcüler sayesinde minik panjurlardan oluşan bir sistem gibi davranıyor. Arkadaki beyaz ışık likit kristal katmanda doğru açıya getirilmezse ön cama görüntü vermiyor. Panjurlardaki RGB filtre sayesinde de renklere kavuşuyoruz. TA, IPS ve VN aynı mantığın farklı uygulamaları; renk zenginliği, görüş açısı ve yenileme hızı açısından farklılaşıyor. Arka panele tek lamba yerine bir sürü led aydınlatma koyunca da oluyor size LED ekran!

Arka panele dizilen ledler çoğu ekranda her piksele karşılık gelmez, bu sebeple temelde yine LCD prensibi kullanılır. Fakat led sayısı arttıkça ışık şiddetini bölgesel kontrol imkânı doğar ve daha tok siyahlar elde edilir. Aydınlatma için tek panel kullanan LCD’ler siyahları yeterince koyu yapamayabilir. Ha tabii, “Para sorun değil, ledleri ultra küçük yaparız” derseniz her piksel için bir led kullanan aşırı modeller de var ve onlarda her piksel doğrudan istenilen rengi verdiği için likit kristal hiç kullanılmıyor.

Micro LED ekranlar henüz çok yeni, ondan önce çıkan görece daha hesaplı seçenek OLED var. Minik ledler üretmek pahalı ve zor olduğundan, OLED, elektriklenince ışık yayan organik madde kullanıyor. Bu tür ekranlarda likit kristallere veya arka ışığa gerek yok; siyahlar süper, renkler harika ama şimdi de parlaklık düşük (özellikle dış mekânlar için hiç uygun değil) ve organik madde zamanla eskiyebiliyor veya sürekli aynı rengi gösterirse ekran yanması riski var. OLED pikseller çeşitli yöntemlerle arada bir hareketlenip kendilerini korumaya çalışsa da bilinçsiz kullanımda sorun yaşanabiliyor.

Şimdi bunları neden anlattım? Evet, türlü türlü ekran var ama bunların hepsi gözünüze doğrudan ışık tutuyor! Ekran dışı dünyada ışık, göze doğrudan değil de dağınık açılarla geldiğinden o kadar yorucu olmuyor, tabii baktığınız şey güneş değilse… Benzer bir davranışı klasik ekranlarda elde etmek için ışığı dağıtan kaplama kullanan modeller var. Bu tarz cihazlar genelde PaperMatte, Paperlike gibi terimler kullanarak kâğıt hissinde olduklarını söyler. Sadece dokunuşla ilgili değil bu nitelik (tablette çizim için bazen sert veya pürüzlü bir yüzey tercih edilebiliyor), aynı zamanda ışığı bir miktar dağıtıp göze gelişini yumuşatıyor…

Ekrandaki tek piksel çok sayıda e-ink kapsülden oluşuyor, bu yüzden yakından bakınca karakter sınırlarının çok net çizilmediğini görüyoruz. Aslında tıpkı yazıcı baskısı gibi!

Ayrıca her LCD ekranın arka aydınlatması olmadığını da hatırlamak lazım. Hani şu kordonu kopsa da çalışan emektar Casio saatimiz veya düzgünce oynayabilmek için IPS modu yaptırılan GBA’nın orijinal ekranı var ya; bunlar yansıyan ışıktan yararlanan LCD kullanıyor. Arka ışık yerine yansıtıcı bir yüzey var, böylece gün ışığında acayip iyi gözüken bir ekran elde ediliyor. Işığı yansıtma üzerine kurulu RLCD teknolojisi sıklıkla dış mekân ekranlarda kullanılıyor, üstelik ışığı kendinden olmadığı için çok az elektrik harcamakta. Laptopumuzun ekranıysa yansıtıcı yüzeye sahip olmadığı için yalnızca arka ışığı kadar aydınlanıyor, bu yüzden güneşli günde dışarıda kullanırken parlaklığı sonuna kadar açsan da çok az şey görünüyor. Hem yansıtıcı hem (arka ışık için) geçirgen özellikli LCD yapılabilse de maliyeti fazla ve yeterli parlaklıkta olmuyor. Göze iyi bir ekran çeşidi olsa da, RLCD’nin tüketici cihazlarında kullanımı pek yaygın değil.

İşte bu noktada elimiz elektronik kitap okuyuculara gidiyor. E-ink, bütünüyle farklı bir teknoloji: Elektrik yüküne göre içinde bulunduğu minik şeffaf kapsülün farklı uçlarına çekilebilen parçacıklar düşünün. İşte o kapsüllerle dolu alanı elektronik bir kontrolcüyle yöneterek görmek istediğiniz pikselleri (yüzeye çekerek) renklendirebiliyorsunuz. Aynı görüntüyü gösterdiği müddetçe enerji harcamayan, kâğıt gibi her türlü açıdan rahat görülebilen (LCD polarize ışık kullandığı için bu tür ekranlara çok kenardan bakarsanız görüntü ışık kaybına uğrayabilir, yeni teknolojilerde çoğunlukla aşılan bir problem) bir ekrandan bahsediyoruz! Arka ışık filan gerekmiyor, doğrudan ortamın yansıyan ışığı yetiyor. Elbette mekanik çalışma prensibi sebebiyle biraz yavaş bu sistem ve ekran yanmasına benzer bir sorun yaşamamak için (bu sefer de parçacıklara sürekli aynı yük gönderilirse “yapışıp” kalabilirler) arada bir tam yenileme (ekranın tamamen siyah sonra da beyaz olup ardından istenilen görüntüye geçişi, neredeyse bütün e-ink cihazlar bunu kendisi yapıyor) gerekebiliyor. Gece okuyayım derseniz ön aydınlatmalı olanı da var ama asıl keyifli olanı masa lambasının altında okumak…

Pikselleri renkleniyor dedim ama yalan söyledim. E-ink karşımıza çoğunlukla siyah-beyaz çıkıyor. Kaleido model renkli e-ink ekranlar, LCD’den alışık olduğumuz üç renk filtreleme kullanmakta. Bu model ekranlarda, siyah-beyaz e-ink üzerine piksellere renk katan ayrı bir katman daha var ve bu sebeple renksiz ekrana kıyasla kontrast düşüyor. Ön aydınlatmanın çözemeyeceği bir sorun değil bu fakat renkler de biraz soluk mu ne? İsterseniz doğrudan renkli e-ink kullanalım; mesela dört farklı renkte parçacık içeren Gallery ekranlar var. Bu sayede renkler orijinaline daha yakın ve ekranda ekstra koyuluk yok. Sorun bu sefer de yenileme hızında. Renk, filtre üzerinden verilince ek işlem gerekmiyordu, fakat şimdi yerine otursun diye beklenecek dört çeşit parçacık var… Aynı sayfada uzun vakit geçirip yaklaştırma vs. yapmayacaksanız tahammül edilir ama aksi takdirde sabır gerektiriyor…

Tamam, teknik bilgiyi aradan çıkardık, arka aydınlatmalı ekranlara uzun süre bakarken gözümüz yorulabiliyor, e-ink kullanmayı düşünüyoruz, seçim yaparken nelere dikkat etmeli? Öncelikle boyut! Sadece düz yazı okuyacağım diyorsanız en küçük ve en ucuz olanı alın geçin, hem cebe sığar hem cep yakmaz. Font boyutunu dilediğinizce ayarlarsınız, büyük olunca belki biraz fazladan sayfa çevirmeniz gerekir (e-ink ekranlar sadece görüntü değiştirirken enerji kullanıyor, hatta bu yüzden bazı cihazlar “tek şarjla şu kadar sayfa çevirir” diye reklam yapmakta) ama okumada sıkıntı olmaz.

Fakat biz dergi okuyacağız! O yüzden sayfanın tamamını görüp de sayfa içinde hareket etmeyi gerektirmeyecek bir boyut önemli, çünkü PDF’de font boyutunu değiştirme kolay yoldan yok. Kimine 8-9 inç ekran olur gözükse de bence dergi için en az 10 inç şart. Deneme amacıyla en sevdiğiniz Oyungezer’in bir sayfasını dolapta tozlanan yazıcıdan farklı boyutlarda basıp karşılaştırabilirsiniz. İlle küçük ekran tercih edilecekse yenileme hızı yüksek güncel teknoloji kullanmalı ki paragraflara yaklaşıp uzaklaşırken keyifler kaçmasın. Yeni cihazlar aynı model ekran olsa da daha akıllı yenileme yöntemleriyle (örneğin piksellerin sadece belirli bir kısmını yenileyerek) daha hızlı görüntü verebiliyor, video izletiyorum diyen bile var!

Geçen sayıdan bir sayfa ile üç seçenek yan yana! Soldan sağa: Samsung Galaxy Tab S10+ (12.4 inç), A4’den kesilmiş 115 gr. kuşe kağıda basılı dergi ve Remarkable Paper Pro (11.8 inç).

İkinci konuysa renk. Şu an piyasadaki renkli e-ink cihazların çoğu aynı ekran türünü (Kaleido 3) kullanmakta, markalar arasındaki farklar çoğunlukla yazılımsal: Bazısı daha yüksek kontrast hedefliyor bazısı renk doğruluğuna önem veriyor ve bu yüzden görüntüyü ekrana yansıtırken farklı ayarlar kullanıyor. Nadir de olsa renk ayarlarını özelleştirmeye izin veren cihazlar var. Kaleido 3’ün karşısındaysa görece yavaş yenileme hızına rağmen daha geniş renk aralığına sahip Gallery 3… Unutmayın, bu yavaşlık daha fazla RAM basarak halledilemeyen, işin mekanik tarafıyla ilgili bir durum, o yüzden yeni bir ekran teknolojisi gelene kadar bu cihazların tam ekran yenileme hızı belli…

Elbette renksiz ekran (çoğunlukla Carta) da bir seçenek ama hep gri görmek dergideki resimlerin anlaşılırlığını azaltabilir. Ayrıca metin ve arka plan renkleri yeterince ayrışmıyorsa okumayı zorlaştıran bir hâl de alabilir. O yüzden neye baktığımızı ayırt edebilecek kadar renk olmalı diye düşünüyorum. Elimdeki 2022 model Kindle Scribe’ı boyut ve kullanış açısından ideal bulsam da bütün o grilerin oyunların rengini yansıtamıyor oluşu tatsız bir durum. Yeni çıkan ve aslında iyi bir potansiyele sahip Kindle Scribe Color ise ÇOK PAHALI! Öyle ki yerine bir PS5 yanına da mütevazi bir e-okuyucu alabiliyorsunuz. Benzer boyutta, cebi daha az yakan alternatif olarak Boox Note Air5 C var fakat bu modelin sadece bir e-okuyucu olmadığının altını çizmek lazım: Kendisi e-ink ekranlı bir Android tablet! Yani bildirimlerden kaçarken yine sıkıldıkça YouTube açabileceğimiz bir cihaza tosladık, çok güzel… Hâliyle bunca özellik pil süresini kısaltıyor, diğerini birkaç hafta boyunca kullanıp en son ne zaman şarj ettiğinizi unuturken bunda günaşırı priz kenarında mola söz konusu. Maillere bakıp internette gezdikten sonra biraz dergi okuyayım diyorsunuz ama pil bitmiş!

Onyx Boox’un A4 boyutuna kadar çıkan modelleri var ama bu tarz büyük cihazlar uzun kullanımda kol ağrıtabilir, masaya veya masaya uzattığınız bacaklarınıza yaslayarak kullanmanız gerekiyor. Gallery 3 ekranlı Remarkable Paper Pro bile 11.8 inçlik ekranıyla bir dergi kadar hafif hissettiremiyor. Remarkable’da sadelik öne çıkmış ama biraz aşırıya mı kaçılmış ne? Sadece PDF ve EPUB açıyor; öte yandan Kobo, çizgi roman severlerin favorisi CBZ dahil bir dolu formatı destekliyor. Farklı formatlar Android’de sorun değil zaten, ama aldığınız cihaz hangi dosya formatlarını destekliyor mutlaka bakın.

Bahsettiğimiz çoğu modelin epey güçlü ön ışıkları varken Remarkable bu konuda ucuza kaçıyor, renk sıcaklığını ayarlayamadığınız zayıf bir aydınlatma… 8 inç üstü cihazlar not alma özelliğiyle de reklam yapıp çoğunlukla kalemle birlikte geliyor. Eğer bir şeyler yazacaksanız bu da düşünmeniz gereken bir etken. Benim gibi kalemle tuttuğu notları sonradan okuyamayanlardansanız çok gerekli değil ama…

Ne isterdim, biliyor musunuz? Mis gibi e-ink ekran var bütün şu cihazlarda, bir klavye takıp bu yazıyı orada yazmak… Fakat Android e-okuyucular dışında evdeki Bluetooth klavyeyi bağlayıp kullanmak hayal… Bazı modellerin kendi “özel” klavyeleri var ama bulması zor ve fiyatı tuzlu… Kendi Freewrite’ınızı (e-ink ekranlı çok şık dijital yazı araçları üreten bir marka, yazmayı seviyorsanız sakın araştırmayın çünkü canınız ister ama buralara yollamazlar) yapmak isterseniz en kolayı Boox Palma + Bluetooth klavye sanırım.

Az da olsa renk dergiyi canlandırıyor, tabii boyut da önemli. Soldan sağa: Ipad Air (10.9 inç), Kindle Scribe (10.2 inç) ve Kobo Libra Color (7 inç).

Dergiyi kırtasiyeye gidip bastırmak gibi bir seçenek de var tabii. Geçen sayıyı online bir baskı merkezine sipariş verdim, ertesi gün elimde kocaman bir dergi vardı! Bu noktada seçenekler alabileceğiniz e-okuyucu sayısından da fazla… Kâğıt türü (genelde kuşe fiyat/performans, mat-parlak gibi seçenekler olabiliyor), gramajı (sayfa çok olacaksa çok ağır olması dergi haline getirilmesini zorlaştırır), boyutu (yazıcılar sayfanın tamamını doldurmuyor, kenarda kesilecek boşluklar oluyor, A4’e basılırsa kesildiği zaman A4’ten küçük olacak), kapak türü ve cilt yöntemi gibi etkenler var. Nerede bastırdığınız da önemli, daha önce benzer işler yapmış bir yer olmalı ki beklenmedik sürprizler çıkmasın… Ve maliyet, tabii ki sayfa sayısına bağlı ama tek baskı olduğu için matbaada üretilen dergilerle karşılaştırılabilecek şekilde değil. Şöyle diyeyim, bir yılın sayılarını kendiniz basmak yerine Kobo Libra Color’ı çok rahat alırsınız, gerçi sık sık “zoom” yapmanız gerekecek ekrana ama bütün dergilerinizi (ve kitaplarınızı) cepte taşımanın keyfi harika!

Uzun lafın kısası, henüz mükemmel okuma cihazını yapmamışlar. Her seçeneğin avantajına bakıp ona göre karar vermek gerekiyor. Ya da dur… Patreon’da gümbür gümbür bir kalabalık olursa Oyungezer’i yeniden bayilerde görebilir miyiz?

Sen, dergiyi arkadaşının PDF’inden okuyan kardeşim, sen de katıl ki kendine özel bir PDF’in olsun!

YORUMLAR
Atlas Estrella
21 Mart 2026 20:08

Kâğıt krizi çıktı, mertlik bozuldu!

Parolamı Unuttum