Slay the Spire, çıktığı dönemdeki ilk deck-building (yazının devamında deste oluşturma olarak devam edeceğiz) değildi. Fakat türü popüler hale getiren oyunlardan biri olduğu kesin. En azından benim özelimde bunu söyleyebilirim. O güne kadar bu tarz oyunlara hiç elini sürmemiş biri olarak Slay the Spire benim için yeni kapılar açmıştı.
Tabii o günden bugüne kadar pek çok şey değişti. Deste oluşturma türü artık çok daha özel ve muhteşem oyunlarla ev sahipliği yapıyor. Monster Train, Balatro, Griftlands, Inscryption derken her şeyi başlatan oyun uzun bir süredir yaşananları kenardan izliyordu.
Ta ki ikinci oyun duyurulana kadar.
5 Mart itibariyle erken erişime açılan Slay the Spire 2 (StS2), kralların kolay kolay pes etmeyeceğinin en iyi kanıtlarından biri. Ve bunu temelinden kopmadan, yalnızca ufak değişikliklerle yapmayı başarıyor.
Sahneyi boşaltalım, kral geri döndü.
Her Şeyin Daha Fazlası
Öncelikle StS2’nin, kendisinden sonra gelenlerin yarattığı rüzgarı oldukça doğru bir şekilde yelkenlerine yönlendirmeyi başardığını görebiliyoruz. İlk oyun çıktığında niş bir tür olan deste kurma janrı artık oldukça popüler. Hatta SteamDB verilerine baktığımızda da bunu görebiliyoruz.
İlk oyun zirvesinde 5.000’in biraz üstünde bir eş zamanlı oyuncu sayısına ulaşmışken, ikinci oyun satırları yazdığım esnada 574.000 eş zamanlı oyuncu sayısını geçti. Yani türün popüler hale gelmesini sağlayan oyun yıllar sonra emeklerinin karşılığını alıyor gibi görünüyor -ki bu çok sevindirici.
Oyunun kullandığı tek şey bu “popülerlik” değil elbette. Orijinal oyun her ne kadar tür için yeni bir sayfa açmış olsa da 2019’dan bu yana çok fazla şey değişti. Yeni roguelike deste kurma oyunları farklı oynanışlar sunarak türde çeşitliliği artırdı. Mega Crit bu çeşitliliği de yakından inceleyerek kendisinden sonra gelenlerden -tabiri caizse- feyz almış.
Fakat; buraya kocaman bir fakat koymak zorundayım, bence bu bir “devam oyunu” değil. Bana sorarsanız StS2, oldukça iyi planlanmış bir remake. Hatta benim gibi petrolhead okurlarımız için bunun bir “makyaj operasyonu” olduğunu bile söyleyebilirim.
Evet, kağıt üstünde oyunda pek çok yenilik var fakat oyunun salt oynanışı değiştirilmemiş. Bu değişmediği gibi erken erişimde oynanabilen 5 karakterden 3’ü, ilk oyuna ait. Hatta bu üç karakterlerin ilk oyundaki destelerini hatırlıyorsanız, oyunu kolayca bitirebilmeniz mümkün.
Peki bu StS2’yi kötü yapıyor mu? Tabii ki hayır.
Enerji, Enerji Azıcık Da Sinerji
Mega Crit ekibi en doğru şeyi yaparak “elimizde zaten olağanüstü bir oyun var, biz aynı formülü koruyup geliştirelim” diye düşünmüş ve bu anlamda değişiklikler yapmış. Bu bağlamda ilk oyunun hiper eğlenceli denklemi korunmuş, hatta vadettiği her şey dörtle çarpılmış.
Daha önce belirttiğim gibi oyunun “remake” gibi hissettirmesi de tam bu yüzden. Yıllar önce oynadığınız bazı setler bozulmadan korunurken, eklenen yeni kart seçenekleri ve relic’ler yepyeni sinerjilerin ve build’lerin önünü açıyor. Yani oynanış aynı kalırken, derinliği artıran yenilikler yapılmış.
Öncelikle, artık her boss savaşının ardından relic seçme işi ortadan kalkmış. Artık savaşlardan sonra rastgele relic drop'ları alıyorsunuz. Burada bir diğer önemli değişim de Ancient türü relic’ler olmuş. Bunlar yalnızca sahne aralarındaki "kadimlerden" alabildiğiniz çok daha kıymetli ve güçlü relic’ler oluyorlar.
Yeni oyunda toplamda 286 adet relic var -ki oyunun erken erişimde olduğunun altını tekrar çizmek istiyorum. Bu relic’lerin büyük bir kısmı ilk oyundan olsa da bazıları yenilenmiş ve güncellenmiş. Tam sayıyı bilmiyorum ama erken erişimde yaklaşık 100-110 adet tamamen yeni relic’imiz olduğunu düşünüyorum.
Yani dediğim gibi daha fazla kombinasyon ve derinlik sunabiliyor oyun.
Yepyeni Kartlar
Tabii ki salt yenilik relic’ler değil. Artık yeni kartlarımız ve kartlarımızla gelen çeşitli özellikler var.
Örneğin The Silent artık “kurnaz” takısıyla gelen kartlara sahip. Bu kartlar, bir şekilde elden çıkartılırsa 0 enerji ile otomatik olarak oynanabiliyor. Benzer bir durum Defect için de geçerli. Sevgili robo-büyücümüz artık “Cam” orblarına sahip.
Oynanış kısmındaki asıl değişimi ise yeni karakterlerde hissediyoruz. Erken erişim sürecinde oynayabildiğimiz 5 karakterden 2’si tamamen yeni mekaniklere sahip. Bunlardan ilki ve şahsi favorim The Regent.
The Regent, tahtıyla gezen bir prens. Haliyle işlerini de kendisi değil, ürettiği silahına yaptırıyor. Ve uzun bir süredir oynadığım en keyifli deck’lerden biri kesinlikle kendisine ait.
Tamamen kişisel bir durum ama şahsen ben 0 enerjili kartlar barındıran destelerin hayranıyım. Tam da bu sebeple ilk oyunda da favorim The Silent olmuştu. Yeni karakterimiz ise bu durumu bambaşka bir boyuta taşıyor.
Tek Kılıçlı Prens “The Regent ile en sevdiğim run’lardan birini ufakça anlatacağım. Oyunun başlarında elde ettiğim Pael’s Growth isimli relic’in gücünü, o an güçlendirmiş olduğum Big Bang isimli karta vermeyi tercih ettim. Pael’s Growth karta “klon” özelliği ekliyor ve böylece kartınızı her dinlenme bölgesinde klonlayabiliyorsunuz. Tabii eklediğiniz her kartın da klon özelliği ile geldiğini unutmayın. Yani oyunun sonlarına doğru elimde bulunan 150 karttan 100’e yakınını Big Bang oluşturuyordu. 0 enerjili bu kart ise hem enerji yenilemenizi hem de Forge özelliği ile Sovereign Blade’i güçlendirmenizi sağlıyor. Sonuç olarak, son boss’u tek vuruşla geçebiliyorsunuz.” |
Yeni karakterlerimizden bir diğeri olan The Necrobinder ise -adından da tahmin edebileceğiniz gibi- bir Necromancer. Devasa bir el olan Osti ile gezen Necrobinder da “kader” isimli yeni bir özellik ile geliyor. Aslında bu özellik zehre benzese de işlenişi çok farklı. Düşmandaki kader yükü canıyla eşit olduğunda direkt olarak ölüyor.
40 saati geçen oynanışımda bir tek Necrobinder ile oyunu bitiremedim. Kalan 4 karakterle de finali gördüm.
İkinci Oyuncu
Oynanış yeniliklerinin yüzde 50’sini bu iki karakter oluştururken, diğer yüzde 50’sini ise co-op modu oluşturuyor. Bu aşamada bana yardımcı olduğu için sevgili arkadaşım “Bozgun Getiren’e” de teşekkürlerimi borç bilirim.
Bence co-op modu an itibariyle içeriğe en aç kısım. Çünkü bu kısım doğru işlenirse, yepyeni bir sayfa açılabilir gibi geliyor.
Bu tip oyunlarda co-op modlarına pek sıcak bakmasam da Slay the Spire 2 bunu bir şekilde aklıma kazımayı başardı. Birkaç saatlik oynanışımız esnasında gerçekten eğlendik. Tabii oynadıkça eksikler de gözünüze batmaya başlıyor.
İlk olarak birlikte oynadığım arkadaşımın destesini görememek beni memnun etmedi. Elindeki kartları bilemediğiniz için doğru stratejiyi ancak konuşarak yapmanız gerekiyor. Aynı şekilde iki karakteri de etkileyen kartların sayısı oldukça az. Doğal olarak kendi kartlarınızı da yanınızdaki oyuncuya basamıyorsunuz.
Her iki karakter de iksirlerini takım arkadaşları üzerinde kullanabiliyor. Buna ek olarak dinlenme alanlarında da birbirinize can basabiliyor ya da ölü oyuncuyu kaldırabiliyorsunuz. Tabii iki kişilik modda rakiplerimiz de bizim gibi güçleniyor.
Dediğim gibi, gelişirse muhteşem bir şeyin kapısı açılabilir. Çünkü co-op modu gerçekten eğlenceli bir ekleme olmuş. Bir de buraya online mod eklenirse tadından yenmez. Yoksa siz de benim gibi arkadaşlarınıza zorla Slay the Spire 2 aldırmak zorunda kalabilirsiniz…
Bu kadar şey söylememe rağmen yepyeni boss tasarımları, yeni grafikler ve animasyonlara değinmedim bile. Mega Crit oyunu yeni bir motora taşıyarak genel anlamda Slay the Spire’a seviye atlatmayı başarmış. Oyunu sevenler için bol bol fan service de sunan ikinci oyun, düşmanlarda bol bol yeni özellik sunmayı ihmal etmiyor.
Yine petrolhead okurlarımıza hitap ederek bitireyim. Mega Crit; oyunun ruhunu korurken sürüş keyfini, yani derinliği bambaşka bir noktaya taşımayı başarmış. 1.0 versiyonu adına heyecanlanmak için çok sebebimiz var.
Artılar
- Bağımlılık yaratan oynanış korunuyor
- Yeni kartlar ve relic’ler
- Tamamen yenilenen animasyonlar
- Slay the Spire
- Türkçe dil desteği!
Eksiler
- İçerikler henüz tatmin edebilecek kadar fazla değil
- Co-op modu geliştirilmeli
- İlk oyunun aynısı gibi hissettirdiği anlar var
Son Karar: Slay the Spire 2 türün zirvesindeki yerini kimseye kaptırmamaya niyetli olduğunu henüz erken erişimde bile net olarak gösteriyor. Mega Crit gerçek bir cevheri cilalamayı ve üstüne katmanlar ekleyerek bağımlılık yaratan döngüyü korumayı başarmış.
















