Darwin's Paradox! – İnceleme
Nam-ı diğer Metal Gear Octopus gelmiş, hoş gelmiş
Konami ve oyunun geliştiricisi ZDT Studio, geçtiğimiz yıl Darwin's Paradox!’u duyurduklarında “Takip listeme ekleyeyim, keyifli bir şey olabilir” diye düşünmüştüm. Demosunu oynadığımdaysa bir güncelleme yapmıştım bu takip durumunda, “bir fırsat bulursam bakarım” kategorisinden “oynamam lazım” kategorisine terfi etmişti bir anda.
Metal Gear göndermeleri tebessüm ettirmiş, ahtapotumuz da kendisini sevdirmişti bana. Sonuçta, sürekli “oyun dünyasında devrim yapacak bir oyun” bekleyecek halimiz yok ya, böyle neşeli şeylere de ihtiyacımız var diye düşünüyorum şahsen. Darwin’s Paradox, bu ihtiyacı ne kadar giderebiliyor, buyurun hep beraber bakalım.
Ben Darwin, Octopus Darwin…
Sevimli kahramanımız Darwin’e merhaba deyin. Bu mavi ahtapotumuz, okyanusta sakin sakin yüzerken gökyüzünden gelen bir ışık huzmesi içine çekiveriyor Darwin ve yol arkadaşını. O kargaşada ne olup bittiğini anlayamadan bir çöplüğe düşüveren kahramanımız, önce gözlerini kan bürümüş farelerden kaçıyor, sonra şeytani şirket UFOOD’un fabrikasını havaya uçuruyor, bir martının kan davalısı haline gelmeyi başarıyor(!), ondan kurtuldum derken başka bir belaya sokuyor başını, bir başka sorun, bir başka mücadele diye diye büyük bir komployu çökertmeye çalışacağı bir maceranın ortasında buluveriyor kendisini. Biz de bir güzel izliyoruz “Dünyayı kurtaran ahtapot” adlı bu filmi.
Buraya kadar yazdıklarımdan da anlaşılabileceği gibi eğlenceli bir hikayesi var. İstemsizce güldüğüm sahneleri oldu, “Bunu da mı düşündünüz” diye geçirdim içimden ve keyfini çıkara çıkara oynadım.
“Keyfini çıkara çıkara” dediysem öyle hemen rahatlamayın. Bazı kısımlarda “öfke nöbetine ramak kala” anının fotoğraflarını da çektirdi zihnime, sağ olsun. “Yanlış oyun mu yükledim, Metal Gear olmayacak mıydı, yeni Super Meat Boy da nereden çıktı?” soruları eşliğinde geçtim bu mini sinir testlerini.
Şimdi böyle söyleyince kafaları da karıştırmış olabilirim tabii. Darwin's Paradox!’un MGS ile de SMB ile de öyle çok büyük bir benzerliği yok. Kopyala yapıştır gibi bir durum söz konusu değil, merak etmeyin. Kendine ait bir kimliği olan oyunlardan.
MGS ile benzerlik kısmı, Konami’nin serinin hayranlarına yaptığı bir şirinlik. Oyunu esprili bir şekilde “Tactical Octopus Action” diye isimlendirmelerinden Darwin için kullanabileceğiniz “Sneaky Snake” görünümüne veya Darwin’in bir kolinin altına saklandığı anlara, çeşit çeşit MGS göndermesi mevcut. Bazı gerilimli anlarda kullanılan sesleri de MGS’den almışlar hatta. Bu arada göndermeler sadece MGS ile sınırlı değil tabii. 51. bölgeyi de anmadan geçmiyorlar, Rule 666 diyerek Star Wars'tan "Order 66"yı anmayı da ihmal etmiyorlar. Bu örnekler gibi daha birçok detayla renklendirmişler oyunu.
Gizlilik tabanlı bir platform-bulmaca oyunu olması da böyle bir benzerlik kurmaya imkân veriyor. Snake nasıl gölgelerde gizlenip yol alıyorsa, Darwin de sessiz sedasız bir şekilde hedefine doğru ilerliyor. Sonuçta, ikisi de dünyayı kurtarmaya çalışan ajanlar, öyle değil mi? (Tamam, Darwin ajan falan değil. Ama işler bir şekilde o noktaya varıyor işte.)
Tabii Darwin’in kendine has yetenekleri de var. Sonuçta o bir ahtapot. Haliyle çok zeki (gerçi şapşal şapşal bakındığı anlar da olmuyor değil). Ortamın CrunchLabs testine döndüğü anlarda hünerlerini konuşturup engelleri aşmayı başarıyor. Vantuzlarıyla nesneleri sürüklüyor. Duvarlarda sürünüyor. Kendini bir o yana bir bu yana fırlatabiliyor. Basılacak bir düğme görürse dayanamıyor, rahat durmuyor, kolları erişmezse mürekkep tükürüp bir şekilde o düğmeye basıyor.
Ayrıca tam bir kamuflaj ustası, Snake getir götürünü yapar. Düşmanların gözü veya kameralar üzerine yöneldiğinde, suyun dışındaysa renk ve biçim değiştiriyor, çeşitli nesnelerin altına saklanıyor, suyun içerisindeyse bunların yanına bir de mürekkep püskürtüp ortamı karartma özelliğini ekliyor.
Anlayacağınız Darwin pek bir hünerli. Bu hünerlerini sergileyeceği güzel bölümler de tasarlanmış. Bu sayede oyun gayet keyifli bir şekilde akıp gidiyor. Neredeyse oyunun sonuna kadar sürekli yeni bir şeyler yaptığınızı hissettiriyor. Yeri geliyor yeni bir özelliği kullanmaya başlıyorsunuz, yeri geliyor yeni bir bulmaca türü çıkıyor karşınıza, yeri geliyor bölüm tasarımının değişmesiyle farklılaşıyor yaptıklarınız. Bu sayede de taze hissettiriyor, sıkılmaya çok da fırsat vermiyor.
SMB ile kurduğum benzerlikse kişisel bir değerlendirme olarak da değerlendirilebilir. Kimi anlarda beni çok zorladığı için adını anmak istedim. Gerçi SMB bölümlerini andıran bazı bölüm tasarımları da var. Darwin’i merdaneler veya dişliler arasında ezilip giderken, çelikten dikenlere saplanıp dururken gördüğünüzde belki siz de benim gibi düşünürsünüz, kim bilir?
Genel itibarıyla oynanış kısmında tatmin edici bir deneyim sunulduğunu söyleyebilirim. Görsel yönden de iyi bir iş çıkarıldığı kanaatindeyim şahsen. Hem Darwin hem diğer karakterler hem ziyaret ettiğimiz mekanlar çok iyi görünüyorlar. Oyunun pürüzsüz bir şekilde akıyor olması ve neredeyse hiç hata barındırmaması (metro sanesinde üstüste binen görseller örneğindeki gibi birkaç yerdeki ufak tefek hatalara nazar boncuğu diyelim bence) nedeniyle de bir takdiri hak ediyorlar diye düşünüyorum. Teknik açıdan sınıfı geçen bir oyun bir başka ifadeyle.
“Bu kadar övdün durdun, puanı nereden kırdın peki?” diye soracak olursanız (-ki bu teorik olarak çok da mümkün değil, ama bir şekilde bağlamam lazımdı), belirtebileceğim 2 nokta var.
İlki oyunun zorluk eğrisi ile ilgili. Bazı anlarda saç baş yoldurdu, bazı anlardaysa neredeyse hiç uğraştırmadan kapılar önümde açılıverdi. Elbette “Hazır bazı kısımlarda Super Meat Boy’a bağlıyorken oyunun tamamı böyle olsaydı” demiyorum veya “Yürüyüş simülatörü tadında takılsaydık” gibi bir beklentim de olmadı. Doğası gereği bu tür oyunların değişken bir zorluk sunulması beklenir. Ama bu konuda çok dalgalı bir seyir izlendiğinde de oyun bir ritim sorunu yaşayabiliyor.
Darwin’s Paradox gerek eğlenceli hikayesi gerek keyifli bölümleriyle bu sorunu bir şekilde telafi etse de bazı oyuncuların bu dalgalı ritimden pek hazzetmemesi de ihtimal dahilinde. O nedenle belirtmek ihtiyacı hissetim.
İkinci nokta da aslında ilkiyle bağlantılı olarak değerlendirilebilecek bir konu. Oyunun bazı kısımları gereğinden fazla uzatılmış gibi geldi bana. Hal böyle olunca da yine oyunu ritmi bu durumdan etkileniyor. Bu tercihi de anlayabiliyorum. Hem oyun çok da kısa sürmesin diye hem de hazır güzel güzel bulmacalar vs. hazırlamışken onları yeterince kullanmadan geçiştirmeyelim düşüncesiyle biraz uzun tutmuş olabilirler bu kısımları. Öbür türlü yapsalar, hızlıca geçseler, bu sefer de “hazır böyle özellikler yapmışsınız, daha fazla kullansaydınız, şu bulmacalardan daha fazla olsaydı” diye eleştirilebilirdi. Biz oyun severlere de hiç yaranılmıyor kardeşim :)
Buradan da anlamışsınızdır, bu oyunu çok da eleştiresim gelmiyor (her ne kadar zorlandığım bölümlerde çıldırmanın eşiğine gelmiş olsam da). Darwin’s Paradox, çok keyif aldığım bir oyun oldu. Bunun birçok öznel nedeni var, herkese aynı tadı vermeyebilir tabii. Ama kesinlikle bir şansı hak ettiği kanaatindeyim. Benim kadar keyif almasanız bile iyi bir platform oyunu oynamanın tadını çıkarmış olursunuz, fena mı olur?
Başlıklar
Zorluk eğrisi çok değişken olsa da son yıllarda en çok keyif aldığım platform oyunlarından birisi oldu Darwin’s Paradox!. Ufukta yeni bir MGS görünmediğine göre bu "Tactical Octopus Action"a bir şans verin derim.
- Darwin çok sevimli, bir o kadar da hünerli
- Haliyle Darwin ile oynamak da çok keyifli
- Hikayesi eğlenceli. Başta MGS serisi olmak üzere yapılan göndermeler de oyuna renk katıyor
- Oyunun zorluk düzeyi dalgalı seyrediyor, bu da dalgalı bir ritme sahip olması sonucunu doğuruyor
- Bazı kısımlar gereğinden fazla uzatılmış sanki



































Demosuna bakmıştım, son yılarda oynadığım en başarılı platform oyunu oldu. Birde yaw Konami biz sana ne ettik niye sadece futbol oyunu tarafında ülkeye destek veriyorsun? Ne yerelleştirme var ne yerel fiyat. Düşman mıyız aga?