This War of Mine'ın Yapımcılarının Yeni Oyunu Frostpunk'ı Oynadık - Yapımcılarıyla Konuştuk

Bu benim soğuğum.

 “Bugün -20 dereceydi, Tanrı’ya şükür. Bu cümleyi bir yıl önce duysaydım gülerdim herhalde. Ama artık 12 saatlik çalışmanın ardından sığınaklarımıza döndüğümüzde ayak parmaklarımızın donmaması bir lüks hâline döndü. 

Revirde yatan hastaların öksürtüsü bugün de beni uyutmayacak gibi. Ama jeneratörün korkutucu hırıldaması, düşüncelerimizi donduran soğuk gecelerde aradığımız tek şey.

Başkan yeni bir kanun geçirdi. Küçüklerde çalışmaya başlayacak. Bu şartlar altında, yıkımın eşiğinde elimizden başka ne gelebilir ki?

Uyumam gerek artık, yarın 24 saatlik uzun mesai var. Rüzgar da esmeye başladı zaten, soğuk geliyor.”

> Frostpunk incelemesini okumak için tıklayın

Frostpunk, This War of Mine’ın yapımcıları Polonyalı 11 bit’in yeni oyunu. 1886 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan soğuk hava dalgası, birkaç ay içinde ekinleri kırıp, insanları açlık ve hastalık dolu bir dünyada donarak ölmeye mahkum eder. Hayatta kalan şanssız insanlar, Birleşik Krallık hükümetinin kırsallara yerleştirdiği jeneratörlere akın ederler. Tam kapasite çalıştığında koca bir şehri ısıtabilen jeneratörlerden biri, bizim liderliğini yaptığımız küçük bir topluluğun yoluna çıkar. Fakat ortada çok büyük bir sorun vardır: Jeneratör çalışmıyordur.

Umut ışığımız, jeneratör.

Frostpunk, 11 bit’in This War of Mine’da büyük ustalıkla ekranlarımıza taşıdığı yıkımın eşiğinde insanların, modern dünyanın ahlaki ve etik değerlerini hayatta kalmak için ne kadar bükebileceği konsepti üzerine kurulmuştu. O oyunla eş zamanlı olarak geliştirilen Frostpunk ise, ölçeği biraz daha büyütüp, o konseptin üstüne şehir kurma ve yöneticilik dinamikleri getiriyor. “Frostpunk sadece bir hayatta kalma ya da şehir inşa oyunu değil. Frostpunk güç ile ilgili bir oyun.” diyor 11 bit ekibinden konuştuğum Paweł Miechowski. Kesinlikle öyle. Oyunun başında kelimenin tam anlamıyla hiçbir şeye sahip değilsiniz. Elinizdeki tek şey; aç, yorgun, hasta ve kırılmış bir topluluk ve bozuk bir jeneratör. Hayatta kalmak için size bakan insanların hayatlarına yön verecek ve onları soğuğa teslim etmeyecek tek kişi sizsiniz. Güç ve gücün getirdiği külfet sizin üstünüzde.

İlk işiniz neye ihtiyacınız olduğunu anlamak. Jeneratörü çalıştırmak için kömüre, binalar dikmek için odun ve demire, aç karınları doyurmak için de ete ihtiyacınız var. Hemen etrafınızdaki yıkıntılara ve ağaçlara insanları gönderek gerekli materyalleri toplamaya başlıyorsunuz. İnsanlar üstlerindeki paçavralarla iki metre karın üstünde, -40 derecede inleye inleye bir yıkıntının yanına gitmeye başladıklarında da çok önemli bir şeyin farkına varıyorsunuz: Frostpunk canınızı yakıyor.

Kurtuluş için sizin elinize bakan bu insanlar yeteri kadar kömür topladıklarında jeneratörü aktive edebiliyorsunuz. Ama görünüşe göre hükümet yine sağlam bir kazık atmış: Şimdilik jeneratörün sadece ilk seviyesini çalıştırabiliyorsunuz. Diğer seviyeler daha fazla kömür ve ilerde inşa edeceğiniz ayrı bir binadan yönettiğiniz teknoloji araştırmalarını gerektiriyor. Yine de hiç yoktan iyidir diyerek jeneratörün ısıtabildiği yerlerin etrafına, ilerde bu donmuş topraklarda herkese umut ışığı olacak şehrinizin ilk çivilerini çakmaya başlıyorsunuz. Önce insanların kalacağı yataklar, sonra avcıların getirdiği etleri aşa çevirecek mutfaklar. Hastalıktan ve yorgunluktan yürümeyecek olanlar için reviri unutmayın. Oradan çıkamayanlar için de mezarlığı tabii ki.

“Şehrin yöneticisi olarak insanlarınızın yeterli gıdaya sahip olduklarından, hastaların revirlerde tedavi gördüklerinden emin olmanız gerekiyor. Sözlerinizi tuttuğunuzda umut artmakta, popüler olmayan seçimler yaptığınızda da hoşnutsuzluk. Hoşnutsuzluk arttığında da insanların morali düşmekte, birbirlerinden çalmaya ve sokaklarda kavga etmeye başlıyorlar. Yönetici olarak görevinizi insanların umutlarını arttırmak ve hoşnutsuzluğu düşük seviyede tutmak.” diyor Paweł. Frostpunk’ın iki büyük oynanış mekaniği var. Birincisi “Umut ve Hoşnutsuzluk” dengesi. Oyunda yaptığınız her şey, verdiğiniz her karar şehrinizde yaşayan insanlardan tepki ya da onay alıyor.

Şehir biraz büyümeye başladı.

İkinci mekanikse Kanunlar Kitabı. “Oyunda insanlar sizin tercihlerinizin kısa süreli sonuçlarına odaklanırken siz uzun süreli sonuçlarına odaklanmalısınız. Yani şimdi bir şey kaybet ama sonra daha büyük bir şey kazan, gibi.” diyor Paweł. Bu kaybet-kazan dinamiği oyunun Kanunlar Kitabı mekaniğinden geliyor. Dedim ya hani ahlaki ve etik seçimler diye, işte olay burada. Kanunlar Kitabı şehrin yöneticisi olarak size sonuçları topluluğu çok sert bir şekilde etkileyecek kanunları devreye sokma yetkisi veriyor. Çocuklar çalışsın mı, yoksa barınaklarda mı kalsınlar? Ölüleri mezarlara mı gömelim, yoksa çukura mı atalım? Her seçim yukarıda bahsettiğim Umut ve Hoşnutsuzluk dengesine direkt olarak bağlı. Normal hayatları, yatış-kalkış-çalışma saatleri ayrı olan topluluğunuza önümüzdeki 24 saat kesintisiz çalışacaksınız emri verebiliyorsunuz. Bu o süre boyunca toplanılan kaynağın miktarını arttırsa da, aynı zamanda hoşnutsuzluğa de neden oluyor. Ya da çocukları çalıştırmanız, şehirdeki umudu düşürebiliyor. İyi sonuçları olduğu gibi gözüken kanunlar ve sıklıkla yapmanız gereken hikâye seçimleri, sonucunda topluluğa tutmanız gereken sözler vermenize neden oluyor. Çocuklar çalışmasın, tamam ama o hâlde iki gün içinde şehirdeki tüm çocukları içine koyabileceğiniz bir sığınak inşa etmeniz gerekiyor. Bu da ekstra kaynak demek. Seçimler, seçimler.

Ne yapalım? Çalıştıralım mı çocukları?

Umut ve hoşnutsuzluk arasındaki ince denge, size ahlaki ve etik değerlerinizi bir kenara koyma ve her ne kadar kısa sürede hoşnutsuzluğu arttırsa da, uzun sürede insanların hayatını kurtaracak seçimler yaptırıyor. “Koca bir şehrin hayatta kalması için ne gibi seçimler yapmaya hazırsın?” diyor ve ekliyor Paweł “Çoğunun iyiliği için bireylerin kurban edilmesi doğru mudur?” Frostpunk’ın demosunda geçirdiğim saatler çoğu zaman cevaplarını veremediğim bu sorularla doluydu. Tam sürümde ne gibi eklentiler ve değişiklikler göreceğiz bilmiyorum ama Frostpunk şu hâliyle bile bana bitmiş bir oyun hissi verdi.

YORUMLAR
Parolamı Unuttum